“İran 30 yılda 860 gazeteciye baskı uyguladı”

İran yargı sisteminden sızdırılan resmi belgelere göre, 1979-2009 yılları arasındaki 30 yılda İran’da en az 860 gazeteci tutuklandı, hapse atıldı ya da idam edildi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlediği basın toplantısında söz konusu belgelerden bazı detaylar aktardı ve bu belgelerin sadece İran rejiminin yalanlarını açığa çıkarmadığını, aynı zamanda yıllardır İranlılara baskı yapmak için kullanılan mekanizmaları da ortaya çıkardığını söyledi.

RSF dün Paris’te, İran devriminin 40. yılının kutlandığı bir zamanda, rejimin geçen yıllar boyunca İran’da yapılan adli baskı hakkındaki yalanlarını açığa çıkaran sızdırılmış belgelerin bulunduğunu duyurmak için bir basın toplantısı düzenledi.

Şu anda İran’da gizli olarak sınıflandırılan belgeler, İranlı yetkililer tarafından Tahran bölgesinde 30 yıldan fazla bir süre boyunca yapılan tüm tutuklama, hapis ve infazların kaydını içeriyor.

RSF, söz konusu belgeleri, kamuoyunun ve uluslararası kurumların ülkedeki İran makamları tarafından işlenen korkunç ihlalleri bilmelerini isteyen sabotajcılardan aldığını belirtti ve şunları söyledi: “(RSF), belgelerdeki bilgiler hakkında aylarca dikkatlice araştırma yaptıktan sonra,  örgütün araştırmasında odaklandığı dönem olan 1979 ve 2009 yılları arasında, 860 İranlı gazetecinin tutuklanıp hapsedildiğini ve gazetecilerin bazı durumlarda İran rejimi tarafından idam edildiğini söyleyebilir.”

RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, konu hakkında şu açıklamalarda bulundu: “Örgüt, belgelediği durumlarla ve devlete ait olmayan diğer örgütler tarafından belgelenen durumlarla karşılaştırarak kayıtları doğrulamak için aylarca araştırma yaptı ve devletin yüzlerce gazeteciyi hedef aldığı sonucuna vardı.”

Reuters’in bildirdiğine göre, Deloire, örgütün İran’dan hesap sorulması için daha fazla adım atmak umuduyla belgeleri BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne ileteceğini söyledi. “Bu belgelerin varlığı, sadece İran rejiminin yalanlarının kapsamını göstermiyor, aynı zamanda 40 yıl boyunca kadın ve erkeklere görüşleri veya haberleri nedeniyle yaptığı zulümde kullandığı mekanizmaları da açığa çıkarıyor” ifadelerini kullandı.

Basın toplantısına katılanlar arasında 2003 yılında Nobel Barış Ödülü alan avukat Şirin Ebadi’nin yanı sıra örgütün 30 yıllık baskıya tanık olduklarını söylediği insan hakları aktivisti Münire Pradran, gazeteci Farj Sarkhohi ve RSF’nin İran’daki şubesinin başkanı Rıza Muini gibi aktivist ve gazeteciler de vardı. Bu isimler, İran yargı sicilinden sızdırılan dosyaların verilerini incelemek için kurulan bir komitenin de üyesidirler.

Sızdırılan dosyalardaki veriler, kendisi ve diğer kadınların 1979 devriminin ardından hâkim olarak görev yapmalarının yasaklanmasından beri sürgünde olan Ebadi gibi insan hakları savunucularını kapsıyor. Dosyalarda, İran toplumunun tüm kesimlerindeki kişilerle ilgili yaklaşık 1.7 milyon adli adli işlem kaydı bulunuyor. Dosyalar, milletlerin ve dini azınlıkların yanı sıra, rejim muhalifleri ve gazeteciler de dahil olmak üzere siyasi olmayan suçlardan tutuklananlar ve fikir mahkumlarını içeriyor. RSF’nin bildirdiğine göre, araştırmacılar, tutuklanmış veya hapsedilmiş 860 vatandaş veya gazetecinin isimlerini toplamak ve doğrulamak için aylarca çalıştılar. Bu araştırma, İran yargı sisteminin suçları hakkında daha önce bulunamayan ve gazetecilerin tutukluluk durumlarını ve onlara yöneltilen suçlamalara ışık tutan kanıtlara ulaşılmasını sağladı. RSF’ye göre bu gazetecilerden en az dördü idam edildi.

Örgüt tarafından yapılan açıklamada, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın 2009’da tekrar seçilmesini protesto etmek için gösteri yapmaları sebebiyle 6 binden fazla kişinin tutuklandığı ve “ulusal güvenliğe karşı faaliyetler” düzenlemekle suçlandığı belirtildi. Belgelerde kaydı bulunan gazeteciler arasında 218 kadının bulunduğu bildirildi. Belgelerin, gazetecilerin yanı sıra, 1980’lerden bu yana 61 bin 900 siyasi mahkumun tutuklandığını bunlardan 500’den fazlasının 5 ila 18 yaşlarında olduğunu gösterdiği kaydedildi.

Örgüt ayrıca, belgelerin 1988’de Temmuz ve Eylül ayları arasında Humeyni’nin emriyle yaklaşık 4 bin siyasi mahkumun idam edildiği katliamla ilgili kanıtlar sunduğunu açıkladı. İran, böyle bir katliamın yapıldığını daima reddediyor.

RSF raporunda gazetecilerin temel haklarından mahrum bırakıldığını, görevlerinden alındıklarını, avukat olarak isimlendirilmelerinin ve aileleriyle iletişim kurmalarının yasaklandığına işaret etti. Ayrıca, onların işkenceye maruz kalmalarının yanı sıra tıbbi bakımdan da mahrum edildiklerini belirtti.

RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire şöyle konuştu: “Bu dosyaların varlığı ve içerdikleri milyonlarca veri, İran rejiminin hapishanelerinde herhangi bir siyasi mahkumun ya da gazetecinin bulunmadığını iddia ettiği yıllar boyunca söylediği yalanların boyutunu değil aynı zamanda 40 yıl boyunca erkeklere ve kadınlara fikirleri ya da haberleri nedeniyle baskı uygulamada başvurduğu katı mekanizmayı da ortaya koyuyor. Bu dosyaların varlığı ve içerdikleri milyonlarca veri, yalnızca İran rejiminin hapishanelerde siyasi mahkumların ya da gazetecilerin bulunmadığını söylediği yıllar boyunca duyduğu nefretin boyutunu değil aynı zamanda erkeklere baskı yapmada kullandığı acımasız mekanizmaları da açığa çıkarıyor.”

Örgüt, gazetecilerin “yabancı bir ülkeyle işbirliği yapan düşman”, “ulusal güvenliğe karşı faaliyet”, “rejim karşıtı propaganda” ve “casusluk” gibi sahte suçlamalardan tutuklandıklarını kaydetti. Ayrıca gazetecileri hapsetmek için “dine veya İran liderine hakaret etmek” gibi suçlamaların da kullanıldığını belirtti.

Örgütün bildirdiğine göre, dosyada bu tür suçlamalarla karşılaşan en az 57 gazeteci var.

Dosyada adı geçen önde gelen gazetecilerden biri de siyasi bir derginin editörü olan ve Tahran’ın 1996’da Almanya gezisi sırasında ortadan kaybolduğunu söylediği Farj Sarkhohi .

Örgüt, rejimin, havaalanında Sarkohi hakkında bir basın toplantısı düzenlediğini ve onun Türkmenistan’dan yeni döndüğünü söylediğini belirtti. Gerçekte ise, Sarkohi’nin o sırada iki ay hapiste kaldığına dikkat çekti.

Örgüt bunların yanı sıra, İranlı-Kanadalı fotoğrafçı Zehra Kazımi’nin hapishanenin önünde bekleyen ailelerin fotoğraflarını çekmesi sonrasında 2003 yılında Tahran’daki Evin hapishanesinde maruz kaldığı işkence sırasında yaralanmasının ardından öldüğünü söyledi. İran, söz konusu fotoğrafçıyı öldürdüğü iddiasını reddediyor. Ölümüyle ilgili resmi bir raporda ise ölüm nedenleri açıklanmadı.

Örgüt ayrıca, İsviçre ve İran vatandaşlığına sahip olan olan ve 1980’de tutuklandığında AFP’nin yöneticisi olan Yahudi kökenli Simon Farzami’ye de işaret etti.