“Fransa’da İslam” hakkında Arap okumaları

Fahd Süleyman Şukeyran

Suudi Arabistanlı araştırmacı yazar

Lübnanlı düşünür Ali Harb, Olivier Roy’u “tehlikeli tezlerin yazarı” olarak nitelendiriyor. Radikalizm olgusunu ortaya koyma şeklini isabetli bulmuyor. Ancak, kültürel tarafından ziyade entelektüel yönünün irdelenmesi gerektiğini de ifade ediyor.

Fransız araştırmacıların en belirgin tezlerini önceki bir makalemde sunmuştum.

Roy, Kepel, Lacroix, Buga, Alain Gresh gibi yazarların ortak noktaları, İslam kültürünün Fransız gerçekliği ile uyumunu ele almalarıdır.  Dubai’deki Misbar Çalışma ve Araştırma Merkezi tarafından Aralık 2018’de  “Fransa’da İslam: İhvan – Terörizm – Çözüm” başlığı altında yayımlanan ve bir grup araştırmacının ortaklaşa hazırladığı kitabı okuduktan sonra konuyu yeniden ele almak istedim.

Kitap 300 sayfadan oluşuyor ve on araştırmayı içeriyor. Kitabın giriş kısmı araştırmanın çıkış noktasını şöyle ifade ediyor: “Fransa, kendi topraklarında Müslüman toplulukların örgütlenmesi ve yönetimi ile ilgili siyasi ve dini tartışmalara Avrupa ülkeleri arasında en fazla katılandır. Son yıllarda ilgili tarafların bu hayati konuya olan ilgisinin artmasının pek çok nedeni var. Ortadoğu ve Afrika ülkelerindeki çatışmalardan kaçan göçmenlerin Avrupa’ya akın etmelerinin yol açtığı sonuçlar, bu nedenlerin en başında gelmektedir.”

Kitap, giriş bölümünde sunulduğu gibi -çalışmalardan bazılarına aşağıda değineceğiz– bazı sonuçlara varmış, bunlardan biri de: “Avrupa’daki İslami radikalizmin sebeplerinden biri de, özellikle Müslüman göçmenlerin ikinci ve üçüncü kuşakları arasındaki kimlik arayışıdır. Avrupa sivil toplumlarında yaşayan gençler için din temel bir kriter haline gelmiştir. Ancak dini otoritenin olmaması, hiçbir şekilde Devletlerin güvenliğini tehdit eden radikal eğilimleri haklı çıkarmaz. Bu durum özellikle dini sembollere tolerans göstermeyen Fransız modelinde olduğu gibi büyük ikilemlerin olmadığı anlamına gelmez. Elbette entegrasyon zorluğu, bazı ilke ve yasaların kabullenilmemesi, kamusal alanlara saygıda yaşanan aksaklıklar bu türden sonuçlara neden olabilmektedir.”

Kitabın vardığı sonuçlardan biri de: “Fransa’da İslamcı İhvan hareketinin varlığı, Fransız sosyal güvenliği için tehlikeli bir durumdur. Siyasal İslam ideolojisi, katı İslam okumaları, zahiren pragmatik bir söylem gibi durabilir, ancak derinliğine indiğinizde darbeci bir zihniyetin kodları ortaya dökülür. Toplumların kendi hususiyetlerini ve gelişim yollarını göz ardı ederek kendileri için sağlam bir temel oluşturmak için on yıllarca çalıştılar.”

Kitap ayrıca Cumhuriyetin değerlerinin ve ilkelerinin gerçekleşmesi için yürütülen Fransız mücadelesinin tarihine vurgu yapmanın yanında bazı merkezi konuların analizini de yapmaktadır. Fransız İslamı’nın oluşum istasyonlarının ulaştığı tarihi ve evrimsel yol, sadece siyasal ve kültürel söylem düzeyinde değil, aynı zamanda vizyon, girişim ve uygulama mekanizmaların tanımlanması düzeyinde de irdelenmektedir.

Cami imamlarının yeterlilikleri, İslami örgütlerin finansmanına dair kontrollerin sıkılaştırılması ve post-seküler arka plan dikkate alınarak Fransa’da İslami kurumların yeniden yapılandırılmasını bu bağlamda zikredebiliriz.

Kitap ayrıca Mahir Farağli’nin şu analizine yer veriliyor: “Fransa’daki Müslüman Kardeşlerin (İhvan) gizli projesi, “azınlıkların hukuku” adı altında, Müslümanların içinde bulunduğu İslami bir ortam yaratmak. Burada İslami bir ortamdan kastımız kendi din anlayışlarına uygun bir ortamdır. Dolayısıyla farklı Müslüman öğrenci gruplarını, kadınları ve çocukları hedef kitle olarak görüyorlar. Müslümanları, Fransa’ya özgü Cumhuriyet değerleri ile uyumlu gelişimsel süreçlerden uzak tutmak amacıyla tüm etkinlikleri (eğitim, kültür, spor ve siyasi) düzenliyor.”

Tarık Ziyad Vehbi, Fransa’daki İslami varlığı ve dinamiklerini incelediği araştırmasında şunları söylüyor:

“Fransa’daki Müslümanların en büyük ve kalıcı siyasi hamlesi, sağ ve soldaki geleneksel Fransız partileri çerçevesinde gerçekleşmektedir. Ancak Fransa’da hiçbir şehir yoktur ki, her bir Müslüman’a bir Fransız gibi davranmayı yerleşik hale getirmek için çabalayan Fransız Müslümanların temsili konseyleri olmasın. Genç Müslümanlar spora teşvik ediliyor özellikle de futbola… Zinedine Zidane gibi Müslüman oyuncuların olması Fransızların zihninde Fransız Müslüman imajının sağlıklı bir şekilde yerleşmesini sağladı. İslam artık her dilde, duvarda ve imgede yer almaya başladı.”

Fransa’daki aşırı sağ ve Müslüman Kardeşler (İhvan) hakkında merak edilen konuları ise Ebu’l-Fadl el-İsnavi özetle şu şekilde arz ediyor: “Müslüman Kardeşler’in varlığına karşı çıkan aşırı sağ partilerin tutumları hem içeride hem de dışarıda büyük bir popülerlik kazanmaya başladı. Hatta bu sağcı partiler, İhvan hareketinin geleneksel partilerinin pozisyonlarını ve seçimlerini etkileyebilir hale geldiler.”

Benim görüşüme göre bu geç kalmış bir tutum. İhvan hareketi yetmiş yıldan fazla bir süredir faaliyet gösteriyor. Avrupalı hükümetler ve topluluklar İhvan hareketinin meşruiyet hikâyesini dillendirip durdular. Kültürel boyutları olan siyasi ve sosyal bir cemaat olarak tanımlamaya devam ettiler.

Muhammed Haşimi’nin Fransız düşüncesinin radikal unsurları ele alma şekline dair yaptığı araştırma kitapta şu şekilde özetlenmiş: “Derin Fransa’nın entelektüel seviyede açık bir mücadeleye girmeye yönelik hazırlığı var. Hatta radikal İslami hareketlerle daha sert bir mücadelenin içine girmiş durumda. Çünkü kendisi de, cumhuriyetçi zihnin mezhepsel doğasından kaynaklanan bir radikalizme batmış durumda, ancak farkında değil. Dinden hazzetmeyen ve katı Fransız laikliğini benimseyenler cumhuriyetin ilkelerini benimsemeyen herkesle mücadele etme eğilimi gösteriyorlar. Mezhep temelli kavgalardan kurtulan Anglo-Sakson kültürünün aksine bir tutum sergiliyorlar.” (Bkz. Haşimi’nin araştırmasının ele alındığı kısım, s.172)

Kitap, son zamanlarda yapılan modern analizlerle doludur ve post-İslâm, post- laiklik, post-kimlik gibi Post-modern bir anlayışın egemen olduğu bir çağda Fransız İslam’ının vizyonunu eski haline getirmek için ortaya konmuş ciddi bir entelektüel eserdir.

Bu hayati entelektüel çalışmalar, treni rayına oturma çabasıdır. Zira ancak bu şekilde çözüm yollarını ve felaket başarısızlıklarımızı inceleme fırsatı bulabiliriz.

Şarkul Avsat