pexels.com

Tıpkı “Dünya Savaşları öncesindeki gibi”: ABD ve Rusya Orta Doğu’da nüfuz mücadelesinde

“Varşova ve Soçi barış konferansları değil. Herkes yeni ittifaklar kurmanın peşinde”

Borzou Daragahi – Oliver Carroll – The Independent

Orta Doğu konferansları dün (Perşembe günü)  Polonya ve Rusya’da başladı. Görüşmelerde nüfuz rekabeti ve istikrarsız bölge üzerinde karşı karşıya gelen jeopolitik blokların sertleşmesi dikkati çekiyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner,  Varşova’da, “barış” konferansı olarak lanse edilen görüşmelerinin esasında, İsrail ve Arap yarımadası monarşilerini içeren İran karşıtı bir ittifakın içine muhtemel müttefikleri çekmeyi amaçlayan bir baskı girişiminden ibaret olduğunu ortaya koydu.

Pence İran’a yönelik şu ifadeleri kullandı:

“Bölgenin liderleri, Ortadoğu’nun barış ve güvenliği için en büyük tehdidin İran İslam Cumhuriyeti olduğu konusunda anlaştı. Vekalet savaşlarında terörist örgütleri ve milisleri desteklediler. İran rejimi dünyadaki terörizm destekçiliğinde en önde gelen devlettir.”

Öte yandan, üst düzey askeri yetkililerin eşlik ettiği Rusya, İran ve Türkiye’nin liderleri, bölgesel savaş alanı haline gelen Suriye’deki sekiz yıllık kalıntının nasıl idare edileceğine ilişkin bir karara varmak üzere Soçi’de toplandı.

Bu buluşmayı, Polonya Lodz Üniversitesi’nden Orta Doğu Politika profesörü Robert Czulda şöyle tanımladı:

“Birinci Dünya Savaşı veya İkinci Dünya Savaşı’nın öncesi gibi, iki kamp ve iki ittifak var. Varşova’daki bir barış konferansı değil. Bu ittifaklar kurmakla alakalı. Öte yandan Rusya için de dünyaya kendi kampının lideri olduğunu göstermek çok önemli.”

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran Özel Temsilcisi Brian Hook, Soçi konferansını reddederek, ABD liderliğindeki Varşova görüşmelerini takdir etti. Özel Temsilci Hook, iki konferansa ilişkin şöyle konuştu:

“Bunlar paralel süreçler değil. Rusya’yı davet ettik ve bence bu onlar için kaçırılmış bir fırsat.”

Her iki zayıf koalisyon da derin anlaşmazlıklar ve potansiyel olarak infilak etmeye hazır uzlaşmazlıklarla dolu.

Perşembe günkü Soçi zirvesi, Rusya-İran-Türkiye üçlüsünün Suriye’nin geleceğine karar vermek için gerçekleştirdikleri dördüncü toplantı ve ABD’nin bölgeden çekilme niyetini açıklamasından bu yana yapılan ilk görüşme olma özelliği taşıyor.

İran’dan Hasan Ruhani ve Rusya’dan Vladimir Putin ve Türkiye’den Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin geleceğini tartışmak için bir araya geldi fakat gündemdeki üç temel konuda da fikir anlaşmazlığına düştüler. ABD’nin geri çekilmesi, şu anda Kürtler ve ABD güçleri tarafından kontrol edilen Suriye’nin kuzeydoğu bölgesinin geleceği bu üçlünün görüş ayrılığı yaşamasına yol açtı.

Ankara, Suriye’deki Kürt güçlerini bir güvenlik tehdidi olarak görüyor ve kendi askeri planları var, Erdoğan, Kürt güçlerine bölgeyi terk etmeleri için ültimatom verdi, fakat Erdoğan’ın şu anki pozisyonu ne Moskova’ya ne de Tahran’a uyuyor.

Rusya’nın Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sergey Verşinin, ABD’nin geri çekilmesinin ardından “istikrarsızlaşma ve kaostan” kaçınılması gerektiğini belirtti.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şogu anlaşmazlığı çözmek için Pazartesi günü Ankara’ya geldi, The Independent’ın yorumununa göre bu ziyaret, atılması gereken hamleler konusunda başarısız oldu.

Ankara’nın kuzeybatı Suriye’nin geleceği konusunda Moskova ve Tahran’la arası açık, bölge şu anda El Kaide ile ittifak kuran Heyet Tahrir el-Şam’ın kontrolünde bulunuyor.

Türkiye ayrıca Şam’ı gelecekte kimin yöneteceğine ilişkin olarak da İran’la anlaşmazlık yaşıyor. Ankara, Beşar Esad yönetiminin dışında bir dönüşüm aramakla birlikte Tahran ve Moskova’nın Beşar Esad rejiminin arkasında güçlü bir şekilde duracağının da farkında.

Rusya, ABD birliklerinin geri çekilişini Şam’daki nüfuzunu pekiştiren bir imkan olarak görürken, İran bu durumu nüfuzunu Batı’ya yönlendirmenin ve İsrail’e karşı silah ve personel konumlandırmanın bir yolu olarak görüyor.

Bölgede her ne olursa olsun Rusya, Soçi aracılığıyla bölgesel müzakereci rolünü oynayacak ve İran’ı dahil edebilen tek küresel güç olma imajını vurgulamak için Soçi’yi kullanacak.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Uzmanı Yuri Barmin, Varşova zirvesinin Türkiye ve İran’ın yokluğunda oldukça zayıf bir etkinlik olduğunu ve Moskova’nın esasında onlara konuştuğunu belirtti.

“Her iki konferansın da başı belada görünüyor” ifadesini kullanan Dış Politika Araştırma Enstitüsü Ortadoğu Direktörü Aaron Stein ise şöyle konuştu:

“Varşova, gündemi olmayan bir konferans. Ve bir gündeminiz yoksa, bu anlaşma yapamayacağınız anlamına gelir. Anlaşmanız olmadığında, hedeflere ulaşmak için diplomatik ‘fasafiso’nuz yok demektir. Soçi’nin Suriye İç Savaşı’nı çözmek için ortak bir gündemi var, ancak gündem maddeleri konusunda bir anlaşmazlık var.”

Polonya Dışişleri Bakanlığı, Varşova’daki konferansa 60’ın üzerinde ülkenin temsilcilerini göndermesiyle övündü. Ancak birçok Avrupa ülkesi acemi diplomat veya memurlarını gönderdi.

Pence, Avrupa ülkelerinden, eski ABD başkanı Barack Obama ve diğer dünya güçleri tarafından İran’la imzalanan 2015 nükleer anlaşmasından vazgeçmelerini istedi. Aynı zamanda, İran İslam Cumhuriyeti’yle ticaretin devamına ilişkin yakın zaman önce açıklanan AB mali mekanizmasını kınadı. Ancak olaya ev sahipliği yapan Polonyalı yetkililer bile, ABD’nin kalıcı bir askeri üs sağlaması umuduyla nükleer anlaşmaya destek verdiklerini belirtti.

ABD, İran’ın Orta Doğu’da istikrar ve barışın anahtarı olduğunu söylemeye devam ederken Washington’un uzun süreli müttefiklerinin birçoğu hem Tahran hem de bölge hakkında daha detaylı düşünüyor. ABD’nin kendisi Orta Doğu politikası konusunda aşırı derecede anlaşmazlık içinde.

İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Kırkpınar

© The Independent