Samir Caca: Esed rejimi bir ‘Devlet’ değil

Lübnan, bölgesel çatışmalarla kuşatılmış durumda. Lübnan Kuvvetleri (LK) Partisi Genel Başkanı Samir Caca, Independent Arabia’dan Deniz Rahma Fahri’ye Lübnan’daki son gelişmeleri değerlendirdi.

Çatışmaları siyasi gündeme bağlayan Caca, “Ekonomik açığın tazyiki altında devletin çöküşü.” işaret etti. Caca kendinden emin bir dille, bazı sınırların aşılması halinde 2005’teki gibi yeni bir Sedir Devrimi’nin patlak verebileceğini vurguluyor. Suriye rejimi konusundaki tutumundaki kararlılığını sürdüren Caca, Esed rejiminin Suriye’de çatışan gruplardan bir grup olduğu ve bölgedeki İran rejiminin bir parçası olduğu değerlendirmesinde bulunuyor.

Ona göre Arapların İran’a karşı direnmeleri, Mısır’ın ağırlığını ortaya koymasını gerektiriyor. Yine Caca’ya göre Hizbullah, Irak’taki Haşdi Şabi tecrübesini aynıyla gerçekleştiremeyecek ve Lübnan rejiminin yapısında herhangi bir değişiklik söz konusu olmayacak.

– Hizbullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Avn’ın yolsuzluk ve yetki çatışması suçlamalarıyla Başbakanı kuşattığı durumlar ışığında hükümetin akıbeti hakkında neler söylersiniz?

İşlerin o raddeye vardığını söyleyemem. (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) ile Başbakan arasında bazı sorunlar olduğu doğru. Fakat bu durumu halihazırda bir yetki çatışması olarak değerlendirmek mümkün değil. Her halükarda, şunu söylemeliyim ki yetkilerin dağılımı, Lübnan’ın bağımsızlığının ilk günlerinden şimdiye kadar her daim devlet yapısının özelliklerinden biri olmuştur. Ancak son zamanlarda ortaya çıkan yeni veriler, Hizbullah’ın ilan ettiği yolsuzlukla mücadele savaşının ciddi olmadığını gösteriyor. Sanki yolsuzlukla mücadeleden ziyade siyasi hedefleri varmış gibi görünüyor. Bununla birlikte, yine de herşeyi ayan beyan ortaya çıkartmak için önümüzdeki iki hafta süresince beklemeyi tercih ediyorum. Beni durduran, Hizbullah’ın son kabine toplantısındaki tutumu oldu. Bu yüzden Hizbullah yolsuzlukla mücadelede ve reform hususunda ne kadar ciddi olduğunu bilmediğimi söylüyorum. Nihai kararlar vermememiz gerekiyor. Gelecek iki hafta içinde yapılacak Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu toplantılarında yolsuzlukla mücadelede ciddi tarafların kim olduğu belli olacak.

-Tüm dünyada uyuşmazlık çözümü politikasını benimsemiş, devlet kurumlarının metanetini sağlamış ve siyasi ve ekonomik bakımdan istikrarı temin etmiş bir ülke var mı?

Kastım, kesin kararlar alınana kadar beklemek değil. Fakat bütün tarafların yolsuzlukla mücadelede ne kadar ciddi olduğunu ve ülkedeki reform sürecinde büyük, orta veya küçük çapta bir umut olup olmadığını görmek istiyoruz. İlk göstergelerin cesaret kırıcı olduğunu inkar etmiyorum.

-Eğer zayıf bir umut varsa alternatif plan ne olacak?

Sahip olduğumuz araçlarla tamamlamaya devam edeceğiz.

-Siyasi çatışmadan ayrı olarak yolsuzlukla mücadele söz konusu olduğunda Lübnan Kuvvetleri’nin nazarındaki koalisyon imajı değişti mi? Başka bir deyişle, yolsuzlukla mücadelede müttefik olan, aynı zamanda temel stratejilerle ilgili konularda da siyasi bir müttefik değil mi?

Bu zorunlu bir durum değil. Siyasi bakımdan (Sünni) Müstakbel Hareketi ile müttefikiz, bu açık. Devlet reformu sürecinde ve yolsuzlukla mücadelede pek çok müttefikimiz olacağını umuyoruz. Ancak diğer tüm meselelerde durum böyle olmak zorunda değil. Bu yüzden, olanların umut verici bir sinyal vermediğini tekrarlıyorum. Ne olacağını görmek için beklemeliyiz.

ŞAM REJİMİ BİR “DEVLET” DEĞİL

-Şam rejiminin Dürzi din adamlarının Suriye’ye girebilmeleri için Esed yandaşı Dürzi bir din adamından onay alma şartı getirmesini ve Esed rejiminin Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi terörist listesine dahil etmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Bu bağlamda, özellikle Lübnan kamuoyuna ve genel olarak Arap kamuoyuna başvurmak çok önemlidir. Son haftalarda ve aylarda Lübnan’da, Esed rejimi ile ilişkilerin normalleşmesi çağrılarına tanık oluyoruz. Bazı bakanlar, Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin tekrar aktif hale getirilmesini talep etti. Ancak, Lübnan Başbakanının ve diğer bazı isimlerin terör listesine dahil edilmesi, rejimin Suriye topraklarında çatışan taraflardan daha fazlası olmadığının en büyük kanıtıdır.

Esed rejimi, Suriye’deki otoriteyi veya devleti temsil etmiyor. Ancak, bunu kesin olarak doğrulayan şey, Dürzi toplumunun dini otoritesi olan “Şeyhu’l Akl” hususundaki tutumudur. Dünyada hangi ülke benzer bir konuda içişlerine müdahale edilmesine izin verir? Lübnan’da saygın bir Dürzi toplumu var. Nasıruddin el-Garib’in dışında herhangi bir Dürzi alimi kendisine meşru otorite (Şeyhu’l Akl) olarak görmediğini söyleyen Esed rejimi gerçekten asgari devlet ciddiyetine sahip mi? Dolayısıyla bu olay şu anda Suriye’de devlet olmadığını, bilakis rakip grupların olduğunu gösteriyor. Beşşar Esed grubu bunlardan birini temsil ediyor. Bu nedenle, Suriye ile söz konusu olacak herhangi bir koordinasyon, yönetim aracılığıyla yapılmalıdır. Çünkü Suriye’yi şu anda siyasi düzeyde temsil eden hiçbir şey yok.

Lübnan’dan birisinin Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesini talep etmesinin utanç verici olduğunu düşünüyorum. Çünkü halihazırda Suriye’nin üyeliğini etkinleştirecek ve ülkeyi temsil edecek hiçbir kurum bulunmuyor.

-Suriye’nin şu anda Arap Birliği’ne geri dönme ihtimalinin olmadığını söyleyen Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr’in benimsediği yeni bir pozisyon var. Bunun, Esed rejiminin ele alınması konusunda temelde bölünmüş görüşlerin bulunduğu Lübnan’a yansıması olacak mı?

Suudi Arabistan’ın, Arap Birliği ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’ndeki (KİK) etkisini dikkate almak gerekiyor. Öte yandan, en son Lübnan’daki Dürzi toplumunun içişlerine açıkça müdahale eden Esed rejimi ile olan doğrudan deneyimimiz, elimizde olan bir başka kanıttır. Bu, şu anda Suriye’de bir devlet olmadığını açıkça gösteriyor. Suriye halkını temsil eden devletin Arap Birliği’ne dönüşü sorununu gündeme getirmek için siyasi bir çözüm beklememiz gerekiyor.

-Bugün Lübnan egemenliğini güvence altına almaktan ve söz konusu adım karşısında bir tutum benimsemekten kim sorumlu?

Maalesef, kararlı bir tutum benimsemek öncelikle Lübnan hükümetinin sorumluluğunda. Hiçbir bakanın Suriye’yi ziyaret etmesine izin vermemesi gerekiyor. Başbakan ve bir grup Lübnanlının isimleri, hala Suriye’deki teröristler listesinde yer alıyor!

Esed rejimi Lübnan’daki Dürzi toplumu gibi bir toplumun içişlerine müdahale ettiği sürece herhangi bir bakanın Suriye’yi ziyaret etmesine izin verilmemelidir.

-Bir ara Esed rejimi ile Körfez ilişkilerinin normalleşmesinden söz ediliyordu. Bu süreç durdu mu? Esed’in İran’a ziyarette bulunması normalleşme girişimlerini boşa mı çıkardı?

Esed rejimi ve Arap dünyasının ilişkilerinin normalleşmesi, her gün Arap yetkililerden duyduğumuz açıklamalarla durduruldu. Belki de “Esed rejiminin kendisini İran’dan uzak tutacağı umuduyla” normalleşme hakkında güçlü bir şekilde konuşulabilirdi. Ancak, Esed rejiminin bölgedeki İran sisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gördük. Bu nedenle, Suriye rejimi ile İran arasında bir ayrışma olduğunu düşünmek abestir. Çünkü bugüne kadar rejimin bir parçası olarak devam edegeldi. Elini rejimin üzerinden kaldırdığı an düşer. Bundan dolayı Esed rejimi ile normalleşme konusunun yerinde olmadığını anlıyoruz.

-İran’la yüzleşmek, Ortadoğu’da İran etkisinin azaltılmasını talep eden ABD ve Körfez ülkelerinin öncelikleri arasında yer alıyor. Lübnan buradaki aygıtlarıyla Tahran için kilit bir alan teşkil ediyor. Varşova Konferansı, bu yüzleşmenin nasıl gerçekleşeceğini belirlemek içindi. Lübnan konferansa katılmadı. Bu İran’la olan mücadelenin dışında olduğunuz anlamına mı geliyor?

Hükümet, kendisini söz konusu meseleden uzak tutma politikasını benimsediğinden dolayı konferansa katılmadı. Bu nedenle, diğer tarafların da benzer pozisyonları benimsemesi gerekiyor. Beyrut’un bu konferansa katılmaması oldukça doğal. Ancak bu, Lübnan’ın oyunun dışında olduğu anlamına gelmiyor.

– Lübnan bu durumda İran ile nasıl yüzleşecek?

-Lübnan’ın İran’la yüzleşmesi şart değil. Lübnan hükümetinin öncelikle Lübnan halkının çıkarlarına öncelik vermesi gerekiyor, diğerlerinin çıkarlarına değil.

-Neden?

Çünkü Lübnan’daki bazı grupların farklı öncelikleri var. Lübnan’daki bazı partiler, “savaşın sesinin üstünde ses yok” politikasını benimsiyor. Ama Lübnan’ın sesi bu değil.

-Suudi Arabistan’ın bölgedeki kaygıları ışığında Lübnan’a olan ilgisini nasıl görüyorsunuz? Lübnan hala Suudi Arabistan’ın öncelikleri arasında yer alıyor mu?

Bugün Lübnan’ın, özellikle Yemen, Suriye ve Irak’taki meşguliyetleri nedeniyle Suudi Arabistan’ın öncelikleri arasında yer aldığını düşünmüyorum. Ancak bana göre Lübnan, bölgede bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Bundan dolayı Suudi Arabistan, BAE, Körfez ve genel olarak Araplar arasında bir önceliğinin bulunması gerektiğini düşünüyorum.

-Suudi Arabistan’ın Lübnan’dan sorumlu elçisi Kraliyet Divanı Müsteşarı Nizar Alula’nın ziyareti belirli bir mesaj taşıyor muydu? Bu ziyaretin özel bir amacı var mıydı?

Suudilerin bu günlerdeki ilgileri oldukça karmaşık. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın geçen hafta Pakistan, Hindistan ve Çin’e ziyarette bulunduğuna tanık olduk. Lübnan’ın bölgedeki varlığı ve kültürel, politik ve stratejik değeri nedeniyle daha fazla önem verilmeyi hak ediyor.

İRAN’A KARŞI MISIR AĞIRLIĞINI KOYMALI

-Sizce, İran’la yüzleşmek adına ortaya atılan en iyi Arap yol haritasının ne olması gerekiyor?

Öncelikle Arapların bir araya gelmesi gerekiyor. Bölgedeki İran müdahalesine karşı olan ve Mısır Arap Cumhuriyeti tarafından temsil edilen büyük bir Arap gücü var. Ancak şimdiye kadar ağırlığını ortaya koymadı. Belki de geçmiş yıllarda tanık olunan devrimler ve ayaklanmalardan sonra hala iç işleri ile ilgili sıkıntılı durumlar var. Ancak bu, Mısır’ın bölgede çok büyük bir ağırlığının bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor.

-İran’la yüzleşmenin Mısır’dan başlaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

Hayır, halihazırda bu çatışmalarla uğraşan Körfez’den başlaması gerekiyor. Fakat Mısır ağırlığını koymadığı sürece talep edilen güçler arasındaki denge sağlanamayacaktır. İran’ın 80 milyondan fazla nüfusa sahip bir ülke olduğunu da unutmamalıyız. Öte yandan, İran’ın bölgedeki çok sayıda ülkede askerleri ve silahlı grupları bulunuyor.

Şarkul Avsat