“Yaptırımlar İran’ın terörü finanse etme gücünü azalttı”

ABD, geçen mayıs ayında İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğinden bu yana Tahran’ın gelir kaynaklarını daraltmaya çalışıyor. Söz konusu çalışmaların hedefinde İran’ın düşmanca faaliyetlerinin ve bölgedeki teröre maddi desteğinin önünü almak var. ABD Yönetimi şu sıralar İran Devrim Muhafızları ile ona bağlı Kudüs Güçleri’ni terör örgütleri listesine dahil etmeyi planlıyor. Ancak bunun Irak’taki ABD  güçlerine etki etmesinden endişeli. Aynı şekilde İran destekli Lübnanlı Hizbullah’ın etkinliğinin artması da ABD yönetimi için bir diğer endişe kaynağı olmayı sürdürüyor.

Şarku’l Avsat, ABD’nin İran Özel Elçisi Brian Hook ile gerçekleştirdiği röportajda Washington’ın İran karşıtı stratejisini, Hizbullah’ı eylemlerini ve Tahran’ın örgüte mali yardım yapmasını önleme çabalarını konuştu. Röportajda ayrıca İran’a karşı nasıl bir strateji izleneceğine dair AB ile ABD arasında yürütülen müzakerelere de gündeme geldi.

– ABD yönetiminin İran Devrim Muhafızları ile ona bağlı Kudüs Güçleri’ni yakın zamanda terör listesine dâhil edeceğine ilişkin haberler var. Bu konuya dair değerlendirmeniz nedir?

– Biz yaptırımlara veya bazı oluşumların terör listesine dahil edilmesine ilişkin çıkan haberlere dair yorum yapmıyoruz. Devrim Muhafızları ile Kudüs Güçleri’ni terör listesi kapsamına almaya karar versek de bu konuda vaktinden önce açıklamada bulunmayacağız.

– ABD yönetimi, İran ile bağlantılı Hamas ve Lübnanlı Hizbullah’ı terör listesine ekledi. Kudüs Güçleri ile Devrim Muhafızları’nın terör yapıları listesine dahil edilmeyişinin sebebi nedir?

– Geçen yıl Kongre üyeleri ile ABD yönetiminden yetkililer arasında bu konuya dair geniş çaplı bir tartışma yürütüldü. Bu tartışmanın odak noktası da şuydu: Hamas ve Hizbullah terör oluşumları kapsamındaysa o zaman Kudüs Güçleri ile Devrim Muhafızları da listeye eklenmeli. Ancak ben bazı oluşumların terör örgütü olarak kabul edilmesine ilişkin bir öngörüde bulunmayacağım.

– Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Beyrut ziyaretindeki öncelikleri neler?

– Dışişleri Bakanı’nın Lübnan ile uzun bir geçmişi var. Nitekim Kongre üyesiyken de defalarca ziyaret etti. Pompeo’nun seçim bölgesi olan Kansas’ta yaşayan birçok Lübnan kökenli ABD’li var. Bence Bakan Pompeo’nun Lübnanlı liderler ile görüşmelerinde Hizbullah, onun faaliyetleri ve İsrail ile tehditleri ön plana çıkacak. Bakan, Hizbullah’ı İran rejimi tarafından desteklenen bir terör örgütü olarak masaya yatıracak. İran daima Hizbullah’ı yılda 700 milyon dolar destek verdi. Bu demek oluyordu ki Lübnan’daki Hizbullah savaşçıları, İran’ın kendi savaşçılardan daha fazla para kazanıyor. Bizim bu noktada istediğimiz İran’ın servetini terör örgütleri yerine halkına harcamasıdır.

Yalnızca 11 ay içerisinde, yani ABD’nin geçen mayıs ayında İran ile olan nükleer anlaşmadan çekilerek devrimci rejimin diğer gelir kaynaklarının yanı sıra Tahran’ın petrol ihracatına ve finans kurumlarına yaptırım uygulamaya başlamasından bu yana İran ekonomisinin faydalandığı önemli ekonomik ayrıcalıkları geri aldığımızı görmek bizi memnun etti. Bunun sonucunda ilk kez Hizbullah liderlerinin halktan yardım istediğini gördük. Bu Amerikan yaptırımlarının İran’ın dış siyaseti üzerindeki artçı şoklarının örneklerinden sadece biridir. ABD’nin nükleer anlaşmaya bağlı kaldığı uzun dönem boyunca devrimci rejimin faydalandığı mali kaynakların hacminde şu an bir daralma söz konusu. Gelirlerini ve teröre yönelik mali desteğini artırmış olan Tahran’ın terör örgütlerini ve oluşumlarını besleme gücü yaptırımların dondurulması ile azaldı. Bu güzel bir şey. Hem sadece Lübnan halkı için değil, genel anlamda Orta Doğu halkları için de.

– Ancak görünüşe bakılırsa Hizbullah Lübnan’daki varlığını günden güne pekiştiriyor. Cumhurbaşkanı Mişel Avn da dahil olmak Lübnanlı liderlerin çoğu onun varlığını destekliyorlar. Bunu Lübnan’ı korumak için bunu gerekli görüyorlar…

– Bakan Pompeo’nun Hizbullah hakkındaki gerçekleri Lübnanlı liderlere ileteceğini düşünüyorum. Onları Lübnan için tehdit oluşturan bir siyasetten uzak durmaya teşvik edecektir. Üstelik Hizbullah’ın Lübnan’daki faaliyetleri ve İsrail ile diğerleri için oluşturduğu tehdit gerçek anlamda bir gerilim yaratıyor. İsrail de Lübnan halkı da bu gerilimden rahatsız. Ancak bu, terörist bir örgütün hükümete egemen olduğu bir durum için geçerlidir. Bakan Pompeo, bunu Lübnan hükümeti için apaçık bir hale getirecek. İranlılar gerek Lübnan gerekse İran’a girerek ulusal hükümetlerin istikrarını sarsıyor, kendi kimliklerini dayatıyor, kendilerine vekil olarak bıraktıkları ajanları üzerinden girdikleri ülkelerin güvenliğini azaltıyor. Ne için? İran’ın düşmanlarına karşı bir savaş başlatmak için.

– Şu an ABD ile AB arasında İran’ın nükleer programına ve bölgesel faaliyetlerine ilişkin siyasi anlaşmaya varma yönünde bir çaba var mı?

– Fransa’nın İran’a ait Mahan Air uçaklarının Fransa havalimanlarına inme yasağını iletmesi bekleniyor. Fransa bunu yaparsa Amerikan yaptırımları listesine eklenen Mahan Air uçaklarının inişini daha önce yasaklayan ABD ile Almanya’ya katılmış olacak. Diğer ülkelerin de İran havayollarına yasak uygulamasını bekliyoruz. İran ile nükleer anlaşmaya varma meselesine gelince… Öncelikle bilmek gerekir ki nükleer anlaşma, bölgesel istikrar ve insan haklarına aykırı olmamalıdır. Bizim şu an tanık olduğumuz ise bunun tersidir. Bence ABD’nin İran konusunda Avrupalı müttefikleri ile anlaştığı noktalar, ayrıştığı noktalardan daha fazla. Biz yalnızca anlaşma konusunda farklı düşünüyoruz. Ancak İran’ın tutumları konusunda hemfikiriz. Ayrıca AB’nin kendisi de Avrupa’daki İran rejimi muhaliflerine yönelik suikast girişiminin perde arkasında Tahran’ın olduğu ortaya çıktıktan sonra İran istihbaratına yaptırım uygulama kararı aldı. Şu an AB ve önemli Avrupa ülkeleri, Tahran’ın bölgeye ve komşu ülkelere yönelik saldırgan tavırlarını durdurmak için baskı uygulama konusunda oldukça istekli. Aynı şekilde Avrupalı liderler, vatandaşlarına yönelik insan hakları ihlallerini ve Avrupa’daki terör faaliyetlerini durdurmak için de devrimci rejime baskı uyguluyor. Ben sanmıyorum ki İran ile olan nükleer anlaşma Avrupa ülkelerini bu baskıları uygulamaktan alıkoysun.

ABD’ye gelince… Biz nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran rejiminin bölgeye yönelik tutumunu ve faaliyetlerini gözler önüne serme noktasında büyük bir ayrıcalık edindik. Zira anlaşma süresince askıya alınan yaptırımları yeniden yürürlüğe koyduk. Bu da İran’ın bölgedeki saldırgan eylemlerine olan desteğinin maliyet yükünü artırdı. Anlaşmada olduğumuz, yani ekonomik yaptırımların askıda olduğu dönemde İran’ın pek çok gelir kaynağı olduğunu ve topladığı para ile terörü finanse ettiğini biliyoruz.

– ABD, İran’dan enerji ve elektrik ithal etmesi için Irak’a yönelik muafiyetini yeniledi. Bunun amacı nedir? ABD’nin, enerji kaynağı İran’a bağımlılığını durdurması için Irak’a yardım etme gibi bir planı var mı?

– Biz bu ayrıcalığı Irak’a 90 günlüğüne vermiştik ve şimdi kısa bir süreliğine yenilendi. Ancak bu muafiyete karşılık ABD, Irak’ın İran’ın elektriğine olan bağımlılığını azaltması için daha fazla ilerleme sağlamasını bekliyor. Biz bu ayrıcalığı Irak’ın güneyindeki vatandaşlara daha iyi bir yaşam için gerekli enerjinin sağlanmasına destek olmak için verdik. Asla İran rejimine yardımcı olmak için değil. Irak’ın vatandaşlarını hiçbir şekilde önemsemeyen İran’a olan bağımlılıklarını azaltması da önemli tabii.

Şarkul Avsat