Eski Mısır Dışişleri Bakanı: İhvan’ın politikasına karşı çıktık

ABD politikaları ile eş zamanlı olarak Arap coğrafyasında art arda yaşanan olayların hızlanması ve karmaşıklığı ile birlikte bölgedeki yanan ateşin üzerine körükle gidildi. Arap Baharı’nın doruğa çıktığı bir döneme tanıklık eden ve Temmuz 2011’de bölgenin içinden geçtiği hassas ve tehlikeli bir zamanda göreve başlayan eski Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed Kamil Amr, Temmuz 2013’e kadar bu sıkıntılı süreçte görevi sürdürdü.

Eski bakan, Independent Arabia’dan Ahmed Abdulhakim ile gerçekleştirdiği görüşmede, eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) döneminde, Suriye ve Filistin dosyaları ile 2012’de Mali’ye yönelik Fransız müdahalesi krizi başta olmak üzere kulislerde yaşanan anlaşmazlıklardan bahsetti. Bakan Amr ayrıca, Arap ve uluslararası arenadaki en acil ve sıcak konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kamil Amr bu bağlamda, özellikle Yemen, Libya, Sudan ve Cezayir’deki krizlerin yanı sıra bölgenin istikrarına zarar veren müdahalelerden bahsetti.

BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ GELİŞMELER

Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenmeden önce Washington, New York, Riyad, Londra, Pekin ve Addis Ababa gibi bir dizi yabancı ve Arap başkentinde çalışmalarda bulunan Muhammed Kamil Amr şöyle anlatıyor:

“Bölgenin hâlihazırda karşı karşıya kaldığı krizler, öncekilerden daha karmaşık ve tehlikeli bir hal alıyor. Bu krizlerin üstesinde gelinmesi için kapsamlı bir Arap fikir birliğine ihtiyaç var. ABD’nin Suriye ve Filistin dosyaları ile ilgili olarak tek tarafı dikkate alarak adım attığını ve bu dosyalar kapsamında çıkan yangına körükle gittiğini göz önünde bulundurmalıyız. İsrail’in Golan’daki egemenliğinin ABD tarafından tanınması, ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması ve Kudüs’ün İbrani devletinin kalıcı başkenti olarak tanınması gibi adımlar, geçtiğimiz 10 yıl içerisinde bölgesel ve uluslararası uzlaşının ötesine geçen ciddi gelişmelerdir. Ayrıca, özellikle Türkiye ve İran’ın bölgesel meselelere yönelik müdahalelerini artırmaları kabul edilemez. Bu müdahaleler bölgeyi daha fazla istikrarsızlaştırıyor.”

BİRLEŞİK ARAP TUTUMU

Muhammed Amr, benzeri görülmemiş gelişmelere tanıklık eden ve acil bir şekilde bölgede Arap fikir birliğine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Bu konuların başında Suriye ve Filistin meselelerinin geldiğini dile getiren Muhammed Amr, Başkan Trump’ın İsrail’in Golan üzerindeki egemenliğini tanıması ve yaşanan diğer gelişmeler ışığında bu konular hakkında açıklamalarda bulundu.

FİLİSTİN VE SURİYE MESELELERİNİN MERKEZİLİĞİ

Muhammed Amr, Suriye meselesi ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Suriye’de 2011’den bu yana yaşanan gelişmelere baktığımızda, söz konusu krizlerin üzerinden geçen 8 yılın ardından durumun tamamen değiştiğini görürüz. DEAŞ örgütü ortadan kaldırıldı. Ancak örgüt ideolojisinin varlığını devam ettirmesi gibi bir sorun ile karşı karşıyayız. DEAŞ fikirlerinin riskleri, en az varlığı kadar tehlikelidir. Arap liderlerin bu durumla daha aktif bir şekilde mücadele etmeleri gerekiyor. Suriye’deki yeniden yapılanma aşaması, siyasi süreç, bölgesel ve uluslararası karmaşıklığın üstesinden gelinmesi hususlarında hemfikiriz.”

Muhammed Amr, Filistin meselesi ile ilgili olarak ise şu açıklamalarda bulundu:

“Aynı şekilde burada da meselenin gidişatını on yıllardır olduğundan daha fazla değiştiren ciddi gelişmeler var. Her zaman iki devletli bir çözümden bahsettik ve bu konuda uluslararası bir uzlaşı sağlandı. 4 Haziran 1967 tarihindeki sınırlarında ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması ve kendisiyle barış içerisinde yaşanacak bir İsrail devleti. Birtakım zorluklardan dolayı her ne kadar ertelense de, Kudüs konusunda sürekli müzakerelerde bulunulmuştur. Bugün ABD, Kudüs konusunu gelecekteki müzakerelerin gündeminden tamamen çıkarmış durumda. Gerçek şu ki ABD, İsrail yanlısı adımlar atıyor ve bu durum iki tarafın gelecekteki müzakerelerinde gündeme gelecek meselelerin önünü tıkıyor. ABD’nin işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki İsrail egemenliğini tanıması da buna benzer bir eylem. Kudüs, kendisi hakkında sürekli anlaşmazlıkların yaşandığı bir meseleydi. Oysa işgal edilen Golan ise yüzde yüz Suriye toprağıdır. Geçtiğimiz on yıllar boyunca bu hususta hiçbir anlaşmazlık yaşanmadı ve hiç kimse bunun aksini söylemedi. Kimse Golan’ın tarihsel olarak İsrail’in bir parçası olduğunu dile getirmedi. ABD’nin Golan’daki İsrail’in egemenliğini tanıması oldukça tehlikeli bir gelişmedir. Çünkü ABD’nin tutumu büyük ölçüde bölgedeki kriz müzakerelerinin seyrini belirlemektedir.”

Eski Mısır Dışişleri Bakanı şöyle devam etti:

“ABD, Golan ve Kudüs’le ilgili olarak İsrail yanlısı bir tutum benimsemeye karar verdi. Bu, iki temel meselede ABD politikasındaki esaslı bir değişimi gösteriyor. Önümüzdeki dönemde tüm Arap dünyasının karşı karşıya kalacağı en önemli iki mesele Filistin ve Suriye meseleleridir. Bu nedenle, bu hususlarda Arap işbirliğinin sağlanması gerekiyor. Çünkü bu meselelerde meydana gelecek herhangi bir gelişme, bölgedeki tüm ülkeleri etkileyecektir.”

Mısır ve Arap ülkelerinin ABD’nin tek taraflı hamleleri karşısındaki tutumlarını takdir ettiğini dile getiren Muhammed Amr, “Mısır ve Arap ülkeleri, hızlı bir şekilde ABD’nin Golan ve Kudüs hakkındaki kararlarını reddettiklerini açıkladılar ve bu tutumlarının hiçbir şekilde değişmeyeceğini belirttiler” dedi.

Birleşik ve güçlü bir Arap tutumuna duyulan ihtiyacı ve bunun ehemmiyetini dile getiren Muhammed Amr, “Bakan olduğum sıralarda da bunu defalarca tekrarladım. Mısır, Suriye krizindeki konumunu değiştirmeyen tek ülke idi. Çünkü Kahire, rejimin kimliği ne olursa olsun Suriye devletinin korunmasını destekliyor” diyerek sözlerini sürdürdü.

MURSİ DÖNEMİNDE CUMHURBAŞKANLIĞI İLE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI KULİSLERİNDE YAŞANAN ANLAŞMAZLIKLAR

Muhammed Amr, Mursi’nin 15 Haziran’da Kahire Uluslararası Stadyumu’nda gerçekleştirilen Suriye Zaferi Konferansı’nda Müslüman Kardeşler’in binlerce destekçisi önünde Şam’la olan ilişkilerini kestiğini, büyükelçiyi geri çağırdığını ve BM Güvenlik Konseyi’ne bölgenin uçuşa yasaklanması çağrısında bulunduğunu açıklamasının akabinde Mısır-Suriye ilişkilerinin kesilmesi hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap verdi:

“İki ülke arasındaki ilişkilerin kesilmesi bazı özel koşullardan kaynaklanıyordu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Kahire Uluslararası Stadyumu’ndaki ünlü konferansından sonra onunla Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda uzun bir görüşme gerçekleştirdik. Kendisine dışişleri bakanlığının atılacak bu adıma karşı olduğunu söyledim ve Şam’daki büyükelçiliği kapatma fikrinin tamamen reddedildiğini ilettim. Şam’daki büyükelçiliğin kapatılması ve Mısır büyükelçisinin geri çekilmesi yönünde çok fazla Arap ve uluslararası baskı olmasına rağmen bu hususta ısrar ettim. Suriye başkentinden diplomatik misyonların geri çekilmesi dalgası doğrultusunda, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimi ile bağlar koparıldı.”

Muhammed Amr, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanı Mursi, her ne kadar farklı düşünse de, her iki ülkedeki elçiliklerden Mısır ve Suriye bayraklarının kaldırılmaması ve ülkeler arasındaki ilişkilerin kesilmemesi hususunda fikir birliğine vardık. Mısır’daki Müslüman Kardeşler hükümetiyle bazı açık kurallar ve sınırlamalar dâhilinde muamelelerde bulunuyordum. Bakanlık yaptığım sırada her an, öncelikler listesine koyduğum iki önemli görevi yerine getiremeyeceğimi hissediyordum. Bunlar, Müslüman Kardeşler’in herhangi bir ihlalinin önüne geçmek ve ülkenin dış politikasının sabitelerini korumaktı. Aksi halde derhal istifa ederdim. Bunu o sıra açıkça söyledim.”

Dışişleri bakanlığı ile cumhurbaşkanlığı arasındaki fikir ayrılıklarından dolayı kimi zaman istifa etmeyi düşündüğünü dile getiren Muhammed Amr şöyle devam etti:

“Dışişleri Bakanlığı koltuğunda bulunmamın, ülkenin dış politikasının korunması ve ihlallerden muhafaza edilmesi hususundaki önemi nedeniyle istifa etmemem yönünde çağrılar alıyordum. Ayrıca gerek Mısır gerekse de bölge için oldukça zor olan bir dönemden geçiyorduk. Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin 3 ay boyunca durdurulması kararının öncesinde, Arap dışişleri bakanları ile Esed arasında Şam’da gerçekleşen son görüşmede ben de oradaydım. Mısır, Sudan, Cezayir, Katar ve Umman olmak üzere beş Arap Dışişleri Bakanı’nın Şam’a gerçekleştirdikleri ziyaret kapsamında ben de gitmiştim. Suriye Devlet Başkanı Esed ile gerçekleştirdiğim görüşmede kendisine, Mısır-Suriye ilişkilerinin açıklamaya gerek kalmayacak kadar çok önemli olduğunu söyledim. Ona, Suriye’nin hedef alındığını, ülkeye müdahale etmeye istekli birtakım güçlerin bulunduğunu ve Arap dünyasında meydana gelen değişimin ortasında Suriye’deki değişime öncülük etmeye ehil olduğunu söyledim. Ayrıca hedefimizin öncelikli olarak Suriye devletinin bütünlüğünü korumak olduğunu belirttim ve Suriye’deki herhangi bir bölünmenin Araplar üzerinde olumsuz bir etkisi olacağını ifade ettim. Devlet Başkanı Esed, görüşmelerimi dikkate alacağını söyledi. Bu sözlerimi, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ve Beşar Esed’in Siyaset ve Medya Danışmanı Buseyna Şaban ile gerçekleştirdiğim görüşmelerde de tekrarladım. Onlara, Suriye devletini yıkmaya ve bölmeye yönelik planların bulunduğunu ve Mısır olarak bunu hiçbir şekilde kabul etmediğimizi söyledim.”

MISIR’IN DIŞ POLİTİKA SABİTELERİNİ İHLAL GİRİŞİMLERİ

Dış Politika ve Uluslararası İşbirliği’nden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Essam el-Haddad’ın müdahalesinin hakikati ve Mısır Dışişleri Bakanlığı pahasına rolünün genişlemesi hakkında konuşan Muhammed Amr, Haddad’ın bazı arkadaşları ile birtakım kimseler tarafından dile getirilen bu sözün abartılı olduğu değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi:

“Haddad, Mısır Dışişleri Bakanlığı çalışmalarına hiç müdahalede bulunmadı. Haziran 2012’de Mursi’nin iktidara gelmesinden sonra sadece bir kez bakanlığa geldi. Bu yıl boyunca Dışişleri Bakanlığı, Mısır’ı uluslararası arenada temsil eden tek kurumdu. Herhangi bir münasebette Haddad’ın Mısır’ı temsil etmesi gibi bir durum söz konusu olmadı.”

İHVAN VE MALİ’DEKİ AŞIRILIĞA DESTEK

Cumhurbaşkanlığı ile yaşanan bir diğer anlaşmazlığa değinen Muhammed Amr konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

“İhvan hükümeti ile aramızda birçok anlaşmazlık yaşandı. Bu anlaşmazlıklardan biri de Mali’deki gelişmeler ile ilgiliydi. Mesela Mali’deki radikal İslamcı grupların hükümeti devirip ülkeyi kontrol altına almalarının ardından ve sonrasında Ocak 2013’teki meşru hükümetin talebi üzerine Fransa’nın Mali’ye müdahale ettiği sıralarda, Cumhurbaşkanı Mursi hükümeti içerisinde bu grupların meşru muhalefet olarak tanınmasını talep eden sesler vardı. Ben, bu grupların meşru muhalifler değil, bilakis sadece uyuşturucu kaçakçıları ve teröristler olduklarını açıkladım. Mısır cumhurbaşkanlığı kurumunda o zamanlar onları tanıma eğilimi vardı. Ben ise buna itiraz ediyor ve bunun mümkün olamayacağını, onların hükümetle bir tutulamayacağını söylüyordum. Özellikle de meşru hükümetin Fransız müdahalesi talebinden sonra. Cumhurbaşkanlığının söz konusu Fransız müdahalesini eleştirme yönünde girişimleri vardı. Bunu bütünüyle reddettim. Paris’e, Mısır’dan çıkacak herhangi bir kararın sadece Dışişleri Bakanlığı tarafından verileceğini bildirdim. Konunun Kahire ile olan ilişkilere olumsuz yansımalarının olacağını hissettiğim zaman  Fransa’ya bir ziyarette bulundum ve durumu netleştirmek için Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ile bir araya geldim.”

Muhammed Amr sözlerine şöyle devam etti:

“Hollande ile Elysee’de yaptığım görüşmenin, cumhurbaşkanı ile gerçekleştirilen bir protokol görüşmesi olduğunu düşünmeme rağmen toplantı iki buçuk saatten fazla sürdü. Ona, Fransa’nın Mali’ye müdahalesini reddetmediğimizi söyledim. Nitekim uluslararası hukuk, meşru hükümetin müdahale talebini onaylıyordu. Ayrıca kendisine, duyduğu hiçbir şeyin Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanmadığını ve Mısır’ın tutumunu temsil etmediğini bildirdim. Müslüman Kardeşler’in, Mısır Dışişleri Bakanlığı’na danışmadan benimsediği bütün pozisyonların ve attığı tüm adımların karşısında durdum. Bunların, Mısır dış politikasının sabiteleri olduğunu vurguladım.  Bu nedenle ülkedeki şahsi yahut kurum açıklamaları bizi ilgilendirmiyordu. Mısır’ın pozisyonunun yalnızca dışişleri bakanlığı tarafından belirleneceğini vurguladık.”

Şarkul Avsat