“Batı, Libya’daki krizin derinleşmesinden sorumlu”

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu 4 Nisan’da, ‘silahlı milisler ve radikaller’ olarak nitelendirdiği kimselere karşı başkent Trablus’ta sürpriz bir askeri operasyon başlattı. Günler geçtikçe silahların dilinin yerini yavaş yavaş siyaset ve diplomasinin dilinin almasıyla birlikte Arap ve Batı başkentlerinin yakından takibi altında Libyalı taraflar arasında görüşmeler gerçekleştirildi.

Kulislerde neler oluyor? Taraflar nasıl hareket ediyorlar veya nasıl ittifakla oluşturuyorlar? Ya da nasıl iki ay içerisinde müttefiklerini değiştiriyorlar? Bu sorular, gerek ülkenin doğusundan gelen adamlar için gerekse de uluslararası arenada tanınan Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) üyeleri için de geçerli. Albay rejiminin kabileleri ve destekçileri ne olacak?

Independent Arabia, bütün bu soruların ortasında Albay Muammar Kaddafi’nin eski muhafızlarından biri olan, halihazırda Mısır’da ikamet eden ve gerek yurtiçi gerekse de yurtdışındaki çok sayıda Libyalı taraf arasında bağlantı noktası olan Ahmed Kaddafi ed-Dem ile gerçekleştirdiği diyalogda, son günlerde Libya kulislerinde yaşananlara ışık tutmaya çalıştı.

Yurtdışından liderlik edenler dışındaki tüm Libyalı taraflarla temasları bulunduğunu dile getiren Kaddafi ed-Dem’i,  eski rejimin on binlerce asker ve polisinin Libya Ulusal Ordusu’na katılmış olmasına rağmen, eski rejimin destekçilerinin ne Libya silahlı kuvvetleriyle ne de uluslararası arenada tanınan Tobruk Parlamentosu ile herhangi bir siyasi anlaşma yapmadıklarını belirtti. Bu kimselerin halihazırdaki en mühim öncelikleri üzerinde fikir birliği ettiklerini belirten ed-Dem, siyasi çatışmalara girişmeden evvel devleti yeniden ele geçirme girişimlerini bulunduğunu söyledi. Ayrıca vatanın çalındığını ve geri alınması halinde siyasi bir savaştan ve seçimler için yapılacak hazırlıklardan bahsedileceğini belirtti.

Diyalog sırasında, Libya devrimi geçekleştiği zaman yaşanan olayların ardında idare ettiği temaslardan bahseden Kaddafi ed-Dem, 20 Ekim 2011’de öldürülmesinden saatlerce önce kuzeni Albay Muammer Kaddafi ile son kez iletişime geçtiği zamanı anlattı.

Batı, Libya’daki krizin kötüleşmesinden sorumlu

Kaddafi ed-Dem, kendisini dört yıl önce muhalif bir cephe olarak kurduğu Ulusal Mücadele Cephesi’nin siyasi lideri olarak tanımlıyor. Halihazırda Trablus çevresinde dönüp dolaşan savaşların, kontrolü ele geçirmeye yönelik bir savaş veya Libyalı gruplar arasında yaşanan bir çatışma olmadığını dile getiren Kaddafi ed-Dem, bilakis bu savaşın vatansever Libyalı şahsiyetler tarafından desteklenen Libya ulusal ordusu ile başkenti kontrol eden aşırılık yanlısı çeteler arasında yaşandığını söylüyor.

Libya’daki durumun kötüleşmesini ve ülkede devam eden bölünmeyi, NATO’nun gerçekleştirdiği askeri operasyonlarının ilk anlarına kadar geri götüren Kaddafi ed-Dem, “Gerçeklerin araştırılması amacıyla bir komite gönderilmeksizin birkaç gün içinde Arap Birliği tarafından onaylandıktan sonra adaletsizce bir karar alındı. 40 ülkenin uçağı ve yine yaklaşık 30 bin kadar filo Libya’ya baskın düzenledi. Şehirlere ve köylere isabet eden bu baskınlar, on binlerce sivil ve askerin hayatını kaybetmesine ve altyapının tamamen tahrip olmasına neden oldu” ifadelerini kullandı.

Kaddafi ed-Dem, mevcut durumun sorumluluğunun büyük bir bölümünün NATO, BM Güvenlik Konseyi ve Libya’nın işgaline katılan ülkelere ait olduğunu dile getirerek, söz konusu sorumluların hatalarını düzeltmeleri ve müdahalelerinden dolayı ülke halkından özür dilemeleri gerektiğini dile getirdi.

Silahlı kuvvetler ile milisler arasındaki savaş

Kaddafi ed-Dem sözlerini şöyle sürdürdü:

“Libya parlamentosunun doğuda teşkil edilmesinden ve uluslararası arenada tanınmasının ardından Hafter’in ordunun liderliğini üstlenme ve yeniden yapılandırma sorumluluğunun yanı sıra ordunun da ülkenin doğusundaki tüm şehirlere ve köylere dağılması icap ediyordu. Çetelerden ve milislerden temizlemek üzere ordunun başkente girmesi doğaldır. Çünkü ordunun başlıca görevi ülkeyi korumak, yabancı müdahalelerin önüne geçmek ve milislerle yüzleşmektir. Libya silahlı kuvvetleri aşiretçi veya partizan değildir. Bu yüzden orduya destek olduk ve yanında yer aldık. Mareşal Halife Hafter ile ilgili daima bir karışıklık söz konusuydu. Hafter, seçilen tek meşru organ olan Libya parlamentosu tarafından ordu komutanlığına atandı. Bu halk ve parlamento tarafından verilen bir karardı.”

Kaddafi ed-Dem, Trablus çevresinde süregelen savaşın, meşru silahlı kuvvetlerle silahlı çeteler arasında vuku bulduğunu belirterek  şu açıklamalarda bulundu:

“Bu politik bir savaş değil. Bu savaş, ordu ile sekiz yıl boyunca Libya’nın zenginliklerini sekiz yıl boyunca silah zoruyla kontrol eden çeteler arasında gerçekleşiyor. Radikalizm ve silahlı çetelerin kalıntıları ile mücadele eden silahlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilen operasyonlar ile siyasi arena arasında bir ayrım yapmalıyız. Ordu, özellikle Katar, Tunus, Türkiye, Çad ve Sudan’dan gelen gruplarla mücadele ediyor.  Libyalılar arasındaki diyaloglar farklı cihetlerle sürdürülüyor. Bu diyaloglar, ülke güvenliğin sağlanmasıyla ilgili olan hususlardan farklıdır.”

Kaddafi ed-Dem şöyle devam etti:

“Libya’daki savaş yeni değil, 8 yıldır devam ediyor. İnsanlar sokaklarda öldürüyor ve ölüyorlar. Libya’nın zenginliği ve kaynakları boşa harcanıyor. Bütün bu yıkımın neye hizmet ettiğini bilmiyoruz. Ancak sorumluluk, öncelikle Libya’yı istila etmeye ve imha etmeye karar vermiş olan Batı ülkelerine aittir. 2011’de Libya’yı istila etmeye karar veren Batı ülkeleri bu kararın Libya’yı bu sonuca götüreceğini bilmiyorlar mı? Batı’nın aptal olduğunu sanmıyorum. Bu planlanmış bir şeydi ve şu ana kadarda devam etti. Ülkede yaşananlar hakkında ciddi ve şeffaf soruşturmalar yapmaları gerekiyor. Ayrıca hala ülkeye her taraftan silah, milis ve paralı asker akını var. Dünya bütün bunları görmüyor mu? Dünya bütün bu kaçakçılık faaliyetlerini izliyor. Bütün bunlar onların gözlerinin önünde gerçekleşiyor. Bununla birlikte Katar gibi bazı ülekler Libya’daki aşırılık yanlısı milisleri destekleme konusunda ısrar ediyor. Libya’yı başarısız olmuş bir devlet pozisyonuna sürüklemek istiyorlar.”

Kaddafi’nin adamları nereye gitti?

Albay Muammer Kaddafi rejiminden binlerce asker ve polisin Libya silahlı kuvvetlerinin saflarına dahil olduğunu reddetmeyen Kaddafi ed-Dem, ülkenin silahlı kuvvetlerinin tüm Libyalılara ait olduğunu, tüm parti ve kurumları içerdiğini ve bütün vatandaşlara açık olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ordu bir kabile yahut parti değil. Odu içerisinde ülkenin her yerinden gelen askerler var. Bundan dolayı orduya destek verdik ve yanında olduk. Bir kez daha söylüyorum, Kaddafi’nin adamlarıyla silahlı kuvvetler arasında yapılmış herhangi bir anlaşma yok. Ayrıca ordunun saflarından herhangi birinin de Libya’yı yönetme gibi bir niyeti söz konusu değil. Onlar sadece ülkelerini, ülke sınırlarını ve vatandaşlarını savunmak gibi ulusal bir görevi yerine getiriyorlar. Kaddafi destekçilerinive Lübnanlı vatanseverleri Libya ordusunu mevcut savaşlarında desteklemeye iten tek şey,suçlu çeteler, terörist milisler ve paralı askerler tarafından ele geçirilen vatanlarını kurtarmaktır. Ülkeyi silahlı çatışma kabusundan ve kaostan kurtarmaya çalışıyorlar. Muammer Kaddafi’nin Libya monarşisini devirdiği Eylül Devrimi’nin destekçileri olarak değerlendirilen eski rejimin liderlerinin serbest bırakılması ve üzerlerindeki kısıtlamaların kaldırılması çağrısında bulunuyorum.”

Trablus savaşlarının akıbeti

“Libyalıların ellerinde olmuş olsaydı,silahlı kuvvetler Trablus’a saatler içerisinde girerdi” ifadesini kullanan Kaddafi ed-Dem sözlerine şöyle devam etti:

“Ancak karar artık Libyalıların elinde değil. Batı savaşın bir çözüme kavuşmasını reddediyor. Trablus ele geçirildi. Bunu gerçekleştiren herkes Batı’nın gündemine hizmet ediyor ve onun çıkarlarını yerine getiriyor. Batılı ülkeler Libya meselesinin bir çözüme kavuşması konusunda ciddilerse, hatalarını düzeltmek zorundalar. Fakat onlar çatışmayı idare etmekle birlikte çatışmanın sona ermesini istemiyorlar. İstisnasız tüm rakiplerimizle ve hatta Fayiz el-Serrac hükümetine yakın olan kimselerle sürekli görüşüyor ve istişarelerde bulunuyoruz. Kahire’de ve başka yerlerde herhangi bir arabulucu olmaksızın toplantılar yaptık. Libyalılarla konuşmak için herhangi bir arabulucuya ihtiyacımız yok. Trablus’u kontrol eden silahlı gruplarla bile temaslarda bulunduk ve hala görüşmeler yapıyoruz. Hepimiz birbirimizi tanıyoruz ve hepimiz bir çıkış yolu arıyoruz.”

Şarkul Avsat