Savaşın insanlarının da bir hikayesi var

Suriye’deki iç savaşı başından bu yana takip eden Independent Türkçe muhabiri Cihat Arpacık savaş notlarını bir kitapta topladı.

2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı’nı ilk günden bu yana takip eden gazeteci Cihat Arpacık, Suriye anılarını kitaplaştırdı.

Çıra Yayınları’ndan çıkan Savaşın İnsanları isimli kitapta Suriye’de 7 yılı geride bırakan dramda sesleri duyulmayan insanların hikayeleri de kendine yer buldu.

Kitapta, PKK/PYD dışındaki Kürt muhalefetinin temsilcileriyle yaptığı görüşmelerden notları yazan Arpacık, bu muhalefetin güçlü damarına rağmen gerekli desteği görmemesi nedeniyle alanın PYD’ye kaldığını belirtiyor.

IŞİD’in Kobani’ye saldırdığı dönemde emrindeki birliğiyle birlikte Kobani’ye giderek IŞİD’e karşı savaşan ÖSO komutanı Abdulcebbar Ageydi ise Rusya ve İran’ın Suriye’de yaptıklarıyla ilgili yorumlarda bulunuyor.

Rusya’nın radikal örgütlere operasyon yaptığı iddiasının büyük bir kandırmaca olduğunu öne süren Ageydi, Rusya’nın Suriye’de operasyonlara ilk başladığı dönemde bombaladığı yerlerde tek bir IŞİD militanının dahi olmadığını savunuyor. Savaşın ilk dönemlerinde Suriye ordusunun 400 bin kişilik mevcudu olduğunu söyleyen Ageydi, bu sayının erimesi üzerine devreye İran’ın tüm dünyadan toplayarak Suriye’ye getirdiği milislerin girdiğini ifade ediyor.

Kimyasal saldırıdan hemen sonra Han Şeyhun

2016 yılında kimyasal saldırının hedefi olan İdlib’e bağlı Han Şeyhun kasabasına giden Arpacık, kimyasal katliamdan sonra kentte yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Aslında Han Şeyhun kimyasal saldırının ardından büyük oranda boşalmış durumda. Henüz yaşını dahi doldurmamış bebeklerin nefessiz kalarak, ciğerleri şişip patlayarak ölmelerini hazmetmeleri kolay değil ve bu durumun travması yıllar boyunca devam edecek. Ama şimdi toparlanmaları için gitmeleri lazım. Muhammed Nuci, rejimin burayı boşaltmaya çalıştığının da farkında. Çünkü sadece 35 km uzaklıkta rejimin elinde tuttuğu Morek kenti var ve buraya tahkimat yapan rejim muhtemel İdlib saldırısı için burada da bir cephe açmak istiyor. Bu stratejide kimyasalla öldürülen 100 kişi sadece önemsiz bir ayrıntı gibi.

Nuci geri döneceklerini söylüyor: “Burayı onlara bırakmayacağız!”

Sonra koca bir “Lakin” çıktı ağzından. Bir taşa oturdu. O an tüm cesur direnişçi tavrından ödün vererek ve inatçı Suriyeli gözlerini devirerek konuştu:

“Bebekleri öldürdüler!” Tarihin en vahşi savaşları listesine çoktan girmiş bu savaşta dahi bebeklerin bu denli vahşi bir yöntemle öldürülmesini aklı almıyor. Bunca kan gölünün içinde insan kalmaya çalışıyor…”

Varil bombası: Önce ıslığı yere düşer

Arpacık, savaşın başından bu yana Suriye ordusu tarafından maliyeti düşük olduğu için kullanılan varil bombasının bulunduğu binanın hemen yakınına düşmesini şu satırlarda anlattı:

“Helikopter bulunduğumuz sokağın üzerinde. Yanımızdaymış gibi duyabiliyoruz.

Varil düşecek! Varil düşmeden önce anlarsınız. Önce tiz bir ıslık gökten yere doğru iner. Sesini duyarsınız… Yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Odada bulunanlarla birbirimize bakakalıyoruz. Bir son vedalaşma gibi. ‘Hakkını helal et’ der gibi… Sadece üç saniye sonra müthiş bir gürültü. Gözümü açtığımda hala hayattayız… Her yerde toz var. Ama yaşıyoruz, bina da yıkılmamış.

Ama varil çok yakınımıza düştü bunu anlayabiliyoruz. Bir dakika sonra insanların bağırışlarını duyuyoruz. Feryatlar, dualar birbirine karışıyor. Kendimizi dışarı attık… Sakallı bir adam, elinde bir çocuk bedeni tutuyor. Yaşıyor mu bilmiyorum. Hiçbir hayat belirtisi yok. Elimdeki fotoğraf makinesini görüyor. Söyledikleri bir vasiyet sanki:

-Bunu diğer insanlara anlat!

Yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu. Ben de anlattım…”

Esir İspanyol gazeteciler nasıl kurtuldu?

Savaşın İnsanları’nda koca bir ülkenin adım adım büyük bir harabeye döndüğünü kendi gözlemleriyle anlatan Arpacık, 2015 yılında Halep’te kaçırılan 3 İspanyol gazetecinin nasıl kurtarıldığına yönelik şimdiye kadar hiç duyulmamış ayrıntıları da yazdı.

O dönem olayın aktörlerine söz verdiği için bunları yazmadığını ancak şimdi bilinmesinde bir mahsur olmadığını belirten Arpacık, 3 İspanyol gazetecinin hikayesini şu satırlarda anlattı:

“Nusra Cephesi, gazetecileri para alarak teslim etmenin yollarını arıyordu, bunun için El Kaide ile herhangi bir bağı bulunmayan bir muhalif grupla temasa geçti ve ikinci kişiler üzerinden konu Türkiye’ye bildirildi. Ancak Türkiye işin içinde Nusra Cephesi olduğu için duruma önce çekimser yaklaştı. Türkiye’nin Nusra ile bir pazarlık masasına oturmaya yanaşmaması üzerine aracılar bu kez ikinci bir ülkenin kapısını çaldı. Bu ülkenin istihbaratı önce İspanyol gazetecilerin yaşadığını ispatlayan bir video kaydı çekilmesini istedi. Gazetecileri elinde tutan Nusra mensupları herhangi bir iletişim cihazıyla iletişim kurmak istemiyordu. Aracılar Suriye’ye geri döndü ve aracı ülkenin bu talebini yüz yüze Nusra’ya iletti.

Video kaydı çekilmişti, gazetecilerin hayatta olduğu artık kesindi. Video kaydı ortaya çıkınca operasyon süreci başlatıldı. Süreç ilk olarak Nusra’nın gazetecileri serbest bırakmak için istediği parada tıkandı. Nusra gazetecilere karşılık 25 milyon dolar istiyordu. Bu talep İspanya tarafından kabul edilmedi. Daha sonraki pazarlık sürecinde “her bir gazeteci için 3.7 milyon dolar ve sınır boyundaki iç göç mağdurlarına insani yardım” seçeneği kabul edildi. İspanyolların belirlenen parayı ödemesi üzerine üç gazeteci Türkiye’ye getirildi. Burada İspanyalı yetkililere teslim edilen gazeteciler ülkelerine gönderildi.

Gazetecilerin ülkelerine gitmelerinin ardından bir açıklama yapan İspanya hükümeti ‘Gazetecilerin, müttefiklerin ve dostların özellikle de Türkiye ve diğer aracı ülkenin işbirliği sayesinde serbest kaldığını’ açıkladı.

O günlerde, gazetecilerin yaşadıklarını ispat etmek için çekilen video kaydını da, kıyasıya yürütülen pazarlık sürecinin ayrıntılarına da vakıf olmuştum ama söz verdiğim için sıcağı sıcağına bunları yazmak mümkün olmamıştı. Şimdi sanırım aradan geçen bunca sürenin ardından bilinmesinde herhangi bir mahsur yok.”

 

Independent Türkçe