Greenblatt: Tarafların barış planını dikkatlice okumaları ve hızlı kararlar almamalarını umuyoruz

ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt, ABD yönetiminin ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak adlandırılan siyasi anlaşmayı süresiz olarak erteleme eğilimini gösteren karamsar bir atmosferde, birkaç gün içinde Beyaz Saray’daki ofisini terk etmeye hazırlanıyor.

Şarku’l Avsat’a verdiği bu röportajda Greenblatt, Beyaz Saray’dan aniden ayrılma sebebini, ABD’nin Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) sağladığı fonu neden kestiğini, geçtiğimiz hafta BM Genel Kurul Görüşmeleri oturum aralarında yapılan UNRWA bağışçı ülkeler toplantısına katılmayı neden reddettiğini ve neden Filistin Yönetimi’ne yapılan yardımları sürdürme niyetinde olmadığını açıkladı.

Yüzyılın Anlaşması olarak bilinen ABD barış planının siyasi bölümünün ne zaman duyurulacağına değinmeyen Greenblatt, yalnızca “Zamanı geldiğinde ve başarıya ulaşma şansı daha yüksek olduğunda planı açıklayacağız” demekle yetindi. Bilindiği gibi ABD yönetimi, 17 Eylül’deki İsrail seçimlerinin ardından söz konusu siyasi bölümü açıklayacağını duyurmuştu.

İşte Greenblatt röportajının tam metni;

-Filistin-İsrail müzakerelerini yürütürken aniden temsilcilik görevinizden neden ayrıldınız?

Aslında sürpriz bir açıklama değildi. Ailem ve ben, bu kararı uzun zamandır düşünüyorduk. İki yıl önce bu görevden ayrılmak istedim. Çünkü haftanın çoğu günü ailemden uzak kalmak zordu.  Yani bu ayrılık şaşırtıcı değil. Başlıca sorumluluklarımdan biri çatışmayı incelemek, iş arkadaşlarımla ortak bir görüşe ulaşmak, insanları çatışmaya karşı eğitmek ve çatışmanın üstesinden gelme biçimimizi değiştirmekti.

Benim ayrıca İsrail ile Arap dünyasını bir araya getirmek gibi bir rolüm vardı. Bir buçuk yıl öncesine kadar bu, hayal dahi edilemiyordu. Bu kesinlikle Trump yönetimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve tüm Arap liderler sayesinde gerçekleşti. Çatışmayı inceledik, barış vizyonumuzu tamamladık. Artık geçiş için uygun zamanın geldiğini düşünüyorum.

-Bazıları sizin Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanamayabileceği ya da başarısız olabileceği için ayrıldığınızı söylüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu gibi bir takım ifadeleri ben de duydum. Ancak ayrılma nedenim ailemle ilgili. Ben bir babayım, sorumluluklarım var. Yaptıklarımla gurur duyuyorum. Çalışmamızı da Jared Kushner, David Friedman, Brian Hook, Avi Berkowitz ve diğerleri gibi iyi ellere emanet ediyorum. Bu hala ortak yürütülen bir çaba. Desteklerini bekliyorum ve hükümetin dışındayım.

-Yüzyılın Anlaşması’nın siyasi bölümünün açıklanması birkaç kez ertelendi. Sizce yakında açıklanır mı?

Zamanı geldiğinde ve başarıya ulaşma şansı daha yüksek olduğunda planı açıklayacağız. İki tarafın ve tüm dünyanın bu çatışmaya gerçekçi bir çözüm getirilmesini istediğine inanıyoruz. Vizyonumuzun barış üzerinde ilerleyebileceğini umuyoruz. Hemen kabul edilmemiş olsa bile gerçekçi ve verimli bir tartışma başlatmak için tarafları bir araya getirdi. Fakat burada kimsenin kimseye bu vizyonu dayatmayacağını hatırlamakta fayda var.   Plan yayınlandığında, nasıl ilerleyeceğine karar vermek, taraflara kalacak. Tarafların barış planını dikkatlice okumaları ve hızlı kararlar almamalarını umuyoruz.

-Arap kamuoyunun geniş bir kesimi, özellikle Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma, ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki kontrolünü kabul etme, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Washington ofisini kapatma ve UNRWA ile diğer yardım kuruluşlarına sağlanan fonları kesme kararlarından sonra Trump yönetiminin İsrail lehine kararlar aldığını düşünüyor. Tüm bunlar açıkça İsrail lehine alınmış kararlar değil mi?

İnsanların meseleleri bir birbirine karıştırdığını düşünüyorum. Tüm bu kararlar, yalnızca barış süreci açısından ele alınmadı. Elbette barış süreci üzerindeki potansiyel etkileri olduğunu düşünüyoruz, fakat bu tek yönlü bir bakış açısıdır. Bu kararları aldık. Çünkü bunlar ABD açısından doğru kararlardı. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı, 1995 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilen ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan bir yasaya dayanıyordu. Golan Tepeleri ile ilgili karar, İsrail’in güvenliği içindi. Bunun Filistin meselesiyle hiçbir ilgisi yok. Suriye’nin Golan Tepeleri’ni kontrol altına alması halinde İsrail’e ne olacağını bir düşünün! FKÖ’nün Washington ofisinin kapatılması kararı ise Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın İsrail’i Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) şikayet etmekle tehdit ettiğinde yürürlüğe giren bir yasaya dayanıyordu. UNRWA fonlarının kesilme kararı da mülteci kamplarında yaşayan Filistinlilerin zor şartlar altında yaşamaya devam etmelerine neden olan ve onlara hiçbir gelecek vaat etmeyen başarısız bir program olmasından kaynaklanıyordu. Siyasi araçlar olarak kullanılan bu kamplarda yaşayan Filistinlilerin daha iyi bir yaşam sürmelerinin zamanı geldi. Onların yanındayız. Eğer bu kararları almazsak barışa yaklaşamayız. Bu kararlar sayesinde barışı sağlayabiliriz. Barış sadece gerçeklere dayandığında mümkün olabilir.

-ABD, Filistin Yönetimi’ne yapılan yardımları kesti. Bununla birlikte geçtiğimiz hafta New York’taki BM Genel Kurulu’nda iki yılda bir Filistinliler için uluslararası yardım gündemi belirlemek üzere düzenlenen bağış konferansına katılmayı reddettiniz. ABD’nin yakın bir tarihte Filistin Yönetimi’ne yardım etme gibi bir niyeti var mı?

Filistinliler için iki yılda bir düzenlenen bu bağış konferansında bir araya gelen ülkeler iyi niyetli olabilir, fakat çabaları etkisiz. Filistinliler bugün dünyada en fazla yardım alan kişiler arasındalar. Onlarca yıldır milyarlarca dolar, euro, şekel ve dinar bağışlanmasına rağmen Filistinliler için hayat her geçen dün daha da kötüye gidiyor. Dünya, para ve kaynaklarını bu şekilde harcamaya devam edemez. Onlarca yıldır hep aynı sonuçları alıyoruz ve Filistinliler acı çekmeye devam ediyor. Bağışçı ülkeler kendilerine şunu sormalı; ‘Neden Hamas ve Filistin Yönetimi’nin Filistinlilere daha iyi bir gelecek verebilmek için buldukları fırsatlar açıkça görüldüğü halde para harcamaya devam ediyoruz?’ ABD, yalnızca acı ve şiddet döngüsünü uzatan geçici çözümlere yatırım yapmaya artık devam etmeyecek.

-Gelecekteki görüşmeler için ön koşullar olmalı mı?

Hayır. Eğer ön koşullar öne sürmeye başlarsak tarafların da kendi önkoşullarını öne sürmeleri gerekir. Bu durumda da hiçbir yere varamayız. Biz şunu söylüyoruz; ‘Ön koşulları bir kenara bırakın. İşte plan. Müzakereler sırasında bu ön koşulları değerlendirebilirsiniz.’ Eğer bu yapılmazsa, hiçbir durumda bir barış anlaşmasına ulaşılması mümkün olmaz. Bununla birlikte  Filistinli yetkililerin İsraillilere saldıran veya öldüren teröristleri ödüllendiren bir programa fon sağlarken barış anlaşmasının imzalanabileceğini düşünemiyorum. İnsanların öldürülmeye teşvik edilmediği başarılı bir barış anlaşması imzalanmasını bekliyoruz. İsrail hükümetinin de barışa aykırı bir anlaşma imzaladığını hayal bile edemiyorum. ABD, bu kindar programa cevaben Filistin Yönetimi’ne yönelik tüm fonları kesti. Bu konuyla ilgili diğer bağışçı ülkeleri de bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Bağışçı ülkelerin neden terörizmi finanse etmek ve İsraillileri öldürmek için kullanılan fonları bağışlamaya devam ettiklerini anlayamıyorum.

-Yüzyılın Anlaşması’nın Washington ile Tahran arasındaki gerginliklerin arttığı böyle bir dönemde başarılı olabileceği konusunda iyimser misiniz?

Evet, iyimserim. Ama bu çatışmayı yakından takip eden biri, devasa çalışmalar yapılması ve zor kararlar alınması gerektiğini bilir. Bunun bölgedeki ilk çatışma olmadığını hatırlatmakta fayda var. Bölgede çözüme ulaşılması önemli bir konu. Ancak bu, bölgedeki başta İran olmak üzere tüm tehditleri çözmeyecektir. Çünkü İran rejimi, dünyanın en büyük terör sponsoru olan ülkesidir.

Şarkul Avsat