İran, bir sonraki Kuzey Kore olabilir mi?

Şirin Ebadi, İran’da karşılaştığı engelleri aşarak başkalarının kendi yolundan gelmesini sağladı. Şirin Ebadi, dikkate alınması gereken lider bir kadın; 23 yaşındayken ülkenin ilk kadın hâkimlerinden biri ve 30 yaşında Tahran’daki ilk sulh ceza hâkimi olan bir avukat.

Şirin Ebadi, Nobel Barış Ödülü’nü kazanan ilk Müslüman kadın ve bu ödülü kazanan ilk İran vatandaşı. Başarılarının büyük bir kısmını anavatanından elde etmiş olmasına rağmen kendisi şu an sürgünde yaşıyor.

1970’lerden beri çok şey değişti. Şirin Ebadi şimdi 71 yaşında ve Londra’da yaşıyor. Zamanının çoğunu seyahat ederek, ülkesinde yaşanan adaletsizlikleri insanlara anlatarak geçiriyor.

Şirin Ebadi, “Havalimanları çalışma ofisim haline geldi. Kendimi bir yerin değil, dünya vatandaşı olarak gördüğümü söyleyebilirim” diyor.

Ebadi bu hafta düzenlenen ilk Abu Dabi Hay Festivali için Birleşik Arap Emirlikleri’ne geldi.

Şirin Ebadi, festivalde yaptığı insan hakları çalışmaları, demokrasi ve son yazdığı anı kitabı ‘Until We Are Free (Özgür Oluncaya Kadar)’ hakkında konuştu. Anı kitabında çok sayıda anı yer alıyor.

KADIN OLARAK ÖNEMLİ BİR BAŞARI

Şirin Ebadi, İran’ın kuzeybatısındaki Hamedan kentinde dünyaya geldi. Ebadi, Tahran’da hukuk okumaya gittiğinde Hamedan’ın noter başkanı olan babasının izinden gidiyordu. O zamanlar bu radikal bir adımdı: Hiç kadın hâkim yoktu ve hukuk alanında bir kaç kadın çalışan yer alıyordu.

Şirin Ebadi, 1969 yılında İran’ın ilk kadın hâkimi oldu. 1975’te Tahran şehir mahkemesinin ilk kadın başkanı oldu.

Bu, kadın olması göz önüne alındığında inanılmaz önemli bir başarı.

1979 İran Devrimi’nden sonra, muhafazakâr yönetim Şirin Ebadi’yi eskiden başkanı olduğu mahkemede sekreter olması için kendisine ısrar ettiler. Bu kararı çok sayıda kadın hâkimle birlikte protesto ettikten sonra erken emeklilik talep etti.

14 yıllık bir aradan sonra, Ebadi 1993’te mücadele etmek için avukatlık mesleğine geri döndü ve özellikle kadın ve çocuk hakları savunuculuğu alanında ünlendi ve ezilenlerin savunulmasına ya da kanuna aykırı davrananlara açtığı davalarla biliniyor.

NOBEL’İ KAZANAN İLK MÜSLÜMAN

Demokrasi ve insan hakları yönündeki öncü çalışmaları, genellikle İran Hükümeti ile karşı karşıya gelmesine neden oldu. 2003 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. Bu ödülü kazanan ilk İran vatandaşı ve ilk Müslüman kadın oldu.

Ebadi, “Nobel Barış Ödülü bana daha fazla platformda yer alma ve sesimin duyurabileceğim bir yer edinme fırsatı sundu. Bu işimi daha başarılı hale gelmesinde son derece önemliydi.  Ama bu hükümetin bana karşı düşmanlığını azaltmasına yardımcı olmasının aksine benden daha da şüphelenmelerine neden olmasını sağladı” diyor.

Ödülü kazanması dünya genelinde tebrik edilmesine neden olurken ülkesinde iktidarda olanlar bundan çok hoşnut değildi.

Muhafazakâr medya, Şirin Ebadi‘nin ödülü kazandığı haberlerini görmezden gelirken dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ödülün kendisine karşı bir politik tutum olduğunu beyan ederek kınadı.

Ancak dünya etkilendi. 2004 yılında Forbes, Şirin Ebadi’yi “dünyanın en güçlü 100 kadını” ndan biri olarak seçti.

Şirin Ebadi, “Eğer bir etkim varsa, bunun sadece manevi olduğunu söyleyebilirim. Siyasi bir partim ya da politik bir gücüm yok. Eşit hak talebinde bulunan Müslüman kadınların büyük bir kısmı benimle aynı ifadeleri kullanıyor” dedi.

İRAN SUÇLAMALARI REDDETTİ

Şirin Ebadi ve İran hükümeti arasındaki sorun 2009 yılında, Ebadi’nin İran yetkililerinin banka kasasında bulunan Nobel para ödülüne ve madalyasına el koyduğunu söylemesinin ardından tırmandı. Şirin Ebadi’ye daha sonra sadece Nobel madalyası verildi. İran ise suçlamaları reddetti.

Şirin Ebadi, “Halkı desteklediğim ve siyasi mahkûmları savunduğum için tüm mülklerime ve hatta babamın evine el konuldu. Uluslararası protestolar sonucu banka kasasını açmak ve madalyayı bana vermek zorunda kaldılar” diye konuştu

Ebadi, İranlı yetkililer evini, hukuk bürosunu ve kendisine yakın olan STK’ları bastığında ve iş arkadaşlarını hapse attığında İspanya’daydı. İş arkadaşlarından ikisi, Nergis Muhammedi ve Nesrin Sotudeh hala hapishanedeler.

Şirin Ebadi neden İran’a geri dönmediğini;

“İş arkadaşlarım bana yurtdışında kalmamı ve İran’a dönmememi söyledi. Çünkü birisinin kalıp, ülkede neler olduğunu söylemesi gerektiğini ifade ettiler. Haklı olduklarını fark ettim. Hapishaneye girmekten korkmuyorum. Geçmişte de hapishaneye girdim. Dayanabileceğimi biliyorum ama hapishaneye girersem kimse benim sesimi duyamaz” şeklinde ifade ediyor.

Şirin Ebadi, bir üniversite öğrencisini öldürmekle suçlanan güvenlik görevlisini adalet önüne getirme suçlamasıyla 2000 yılında 15 ay hapis cezasına çarptırıldı.

O zamandan beri Ebadi, “İran’daki insanlara nasıl ayrımcılık yapıldığını ve insanların nasıl baskılandığını” duyurmak amacıyla dünyayı gezmeye başladı.

Buna karşılık, İran Rejimi Ebadi’nin kız kardeşini ve eşini tutukladı. Ebadi’nin kız kardeşi ve eşi daha sonra serbest bırakıldı. Ebadi, her zaman bir yazardı. Yayınlanan 14 kitabı bulunuyordu ancak sürgünde yaşamaya başladığından beri daha üretken hale geldi. Bu da mücadele ederek yaptığı bir şeydi.

2006 yılında yayınladığı Iranian Awakening isimli otobiyografi kitabı, İran dışında, ABD’de yayınlanan ilk kitabıydı ve bu kitap, New York Times’ın en çok satan kitapları arasında yer aldı. Ancak İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle Ebadi kitap satışlarından, ABD Hazine Bakanlığına dava açıp kazanıncaya kadar hiç para alamadı.

Ebadi, “İyi olan, davayı kazandıktan ve bu yaptırımı kaldırdıktan sonra, diğer iki İranlı yazarın da hikâyelerini ABD’de yayınlayabilmeleri” ifadelerini kullandı.

Ebadi o zamandan beri hayatını İran içinde yaşanan adaletsizlikleri duyurmaya adadı.

Ebadi İran’daki dini lider hakkında; “İran’da dini liderin rolü ve seçimi Papa’nınkine oldukça benziyor.  Dini lider ve Papa arasındaki fark, Papa’nın dini konularda bir söz hakkına sahip olması ve siyasi konularda söz sahibi olmaması. İran hükümeti insanların ne zaman evlenebileceği, ne zaman çocuk sahibi olabileceği ve ne zaman boşanacağı da dâhil olmak üzere insanların kişisel yaşamlarına müdahale ettiğini görüyoruz. İran’daki siyasi yapının başka seçeneği olmadığını ve çıkmazda olduğunu söylememin nedeni bu” İfadelerini kullandı.

Şirin Ebadi, “Ülkemin savunmasız halkının, özellikle İran’daki kadınların sesi olmak istiyorum” dedi.

Ebadi bu sesi Abu Dabi’de şüphesiz bu hafta iyi kullandı. Vize başvurusunda bulunmak için daha önce üç defa geldiği BAE insanlarını çok tanımadığını söyledi.

Ebadi, “BAE’de İslam’da kadın hakları ve Müslüman dünyasında kadın hakları konusuna değineceğim. İslam ülkelerindeki kadınların durumu ve İslam’ın kadınlar hakkında söylediği meseleyi ele almak istiyorum” ifadeleri ile Hay Festivali konusu hakkında konuştu.

Peki, İran’ın geleceği ne olacak? Ebadi, hükümetin mevcut durumunun artık “sürdürülebilir” olmadığından acilen değişiklik yapılması gerektiğini ifade ediyor. Ebadi, İran’ın bir sonraki Kuzey Kore olabilmesinin de mümkün olduğunu belirtiyor.

Ebadi, “İran, şu anda kül altındaki ateş gibidir. Bu ateş er ya da geç alevlenecek.”

Ebadi,  İran’ın tamamen boykot edilmesini savunmuyor. Batı ülkelerinin diktatörlüğe karşı çıkmasının ve halkı desteklemesinin önemli olduğu görüşünde.

Ebadi ilerlemiş yaşına rağmen mücadeleyi bırakmak istemiyor. İran insan hakları için “yaşadığım sürece” çalışmaya devam edeceğini söyleyerek sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Gerçeğin değerinin tüm her şeyden daha değerli olduğunu düşünüyorum. Sessizce gitmedim ve sessiz kalmayacağım. Her şeye rağmen hükümetin baskılarından bahsetmek ve bunun bedelini ödemek zorundayız.”

The National