Arap dünyasının unutulmaya yüz tutmuş fotoğraf arşivi

Arap dünyasından neredeyse unutulmaya yüz tutmuş 23 fotoğraf.

Özge Calafato, boş bir bavul ve küçük para çantasıyla tek bir hedefle Türkiye’ye gitti: Mümkün olduğunca çok fotoğraf toplamak. İzmir ve İstanbul’da pazarları ve antika dükkanlarını ziyaret eden arşivci, geç Osmanlı dönemi, Cumhuriyet dönemi gibi zamanlara ait fotoğraflar buldu ve sonunda 16 bin fotoğrafla Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) geri döndü.

Bir kısmı dijitalleştirilen Özge Calafato’nun koleksiyonu şimdi Abu Dabi New York Üniversitesi Akkasah Fotoğraf Merkezi arşivinin bir parçası.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akkasah Fotoğraf Merkezi’ndeki arşiv ekibi Arap dünyasından amatörler ve sanatçı olmayanlar tarafından çekilmiş günlük fotoğraflar toplar. Toplanan bu görseller daha sonra akademik veya meraklılar için araştırma, dokümantasyon amacıyla analog ve dijital formatlarda saklanırlar.

Calafato’nun koleksiyonu özellikle 2014’ten günümüze kadar proje yöneticisi olarak çalıştığı merkez için toplandı. Şu anda kayıtlarında yaklaşık 33 bin analog fotoğraf bulunan ve üniversitede edebiyat ve görsel çalışmalar profesörü olan Shamoon Zamir, okulun web sitesinde 10 binden fazla görseli yayınladı.

Akkasah arşivlerinde; Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi’nden Mısır, Sudan, Suriye, Ürdün ve Filistin gibi ülkelerden çok sayıda koleksiyon var. Daha nadir koleksiyonlardan biri, emekli bir mühendis olan Abdulghafoor Al Kassim’in çektiği kişisel görüntüleri içeriyor. Al Kassim’in koleksiyonundaki 160 fotoğraf, Dubai’de bir öğrenci olduğu 1960’lara dayanıyor. Zamir, ‘’Bir BAE’li ailenin aile fotoğraflarını paylaşması bir devrimdi’’ dedi.

Akkasah’a görüntüler Al Kassim’in eski öğrencilerinden biri tarafından verildi. Al Kassim, ‘’Görüntüler verilmiş olsa bile, ailenin her aşamada izin veya reddetme hakkına sahip olacaklarını anlamasını sağladım’’ diye konuşuyor.

Al Kassim, ‘’Akkasah, fikri mülkiyet haklarının koleksiyoncular veya bağışçılarda kalmasını sağlar. Diğer öğrencilerin ve daha sonra diğer ailelerin koleksiyonu görmesini ve bunu bir dereceye kadar saygıyla yaptığımızı fark etmelerini umuyorum’’ diyerek sözlerine devam ediyor.

Örneğin, bazı kadın fotoğrafları yalnızca analog biçimde mevcut ve belirli kitleler tarafından görüntülenebilir.

Profesör Shamoon Zamir için fotoğraflar, genç nesillerin tarihlerini algılama şeklini etkiliyor ve BAE’ndeki aile hayatı ve kültüre paha biçilmez bir bakış açısı sunuyor. Zamir, ‘’1950’lerde veya 1960’larda BAE’nde insanların nasıl giyindiklerini gerçekten bilmeyen bazı öğrencilerle konuşmak benim için her zaman şaşırtıcı. Öğrencilerin kendi geçmişleri hakkında çok net bir fikirleri yoktu, çünkü aile albümlerinin dışına kolayca erişebilecekleri bir kaynak bulunmuyordu’’ diye açıklama yapıyor.

Ülke ile ilgili başka görsel kayıtlar, Kurucu Baba Şeyh Zayed’e yardımcı ve danışman olarak görev yapan Devlet Bakanı Zaki Nusseibeh’den geliyor. Nusseibeh’in koleksiyonu, Birleşik Arap Emirlikleri liderlerinin dünyanın önde gelen liderleri ile görüşmelerini ve 1970’lerde Abu Dabi sokaklarından görüntüleri içeriyor.

Saat Kulesi, Corniche Caddesi, Abu Dabi / 1970

Akkasah’a ilk gelen koleksiyon, 1920’lerden 1950’lere kadar süre içinde çekilen stüdyo portreleri, aile resimleri ve Mısır ve Sudan’dan günlük hayata dair görüntüleri içeren ve yaklaşık 3 bin resimden oluşan fotoğrafçı Yasser Alwan’ın kendi koleksiyonu olarak öne çıkıyor.

İskenderiyeli üç adam stüdyoda poz veriyor. (Mısır)

Fotoğrafların çoğunun kaynakları bilinmediğinden, ekip gerçekte doğru olup olmadığı kontrol edilemeyen sonuçlar çıkarmaktan kaçınıyor. Yardımcı arşivci Jonathan Burr, ‘’Genel olarak yalnızca nesnenin kendisinden çıkarılabilecek bilgiler veriyoruz. Örneğin kucağında çocuk olan bir adamın resmini ele alalım. Bunun bir baba ve oğul olduğunu varsayabilirsiniz, ama bunu belirtmeyiz çünkü amca da olabilir. Bilemeyiz. Bunun yerine, potansiyel ilgi noktalarını açıklamayı tercih ederiz’’ diye açıklama yapıyor.

Öte yandan, görüntüleri tarama işlemi bile belirli sorunları beraberinde getirebiliyor. Örneğin, hasarlı görüntüler üzerinde çalışırken, arşivciler bunları olduğu gibi tamir etmeli mi yoksa bulunduğu gibi mi sunmalıdır? Negatifleri tararken, kontrast ve parlaklık gibi öğelere nasıl karar verilir? Albümleri sunarken, sahibin düzenlediği gibi görüntülerin sırasını korumak gerekir mi? Calafato ve Burr’a göre, bu soruların hepsinin cevabı ‘devam eden görüşmeler’ dahilinde yer alıyor.

Jonathan Burr, Mısırlı yazar ve film eleştirmeninin kendi adını taşıyan Samir Farid Koleksiyonu örneğinden bahsediyor ve ‘’Negatifleri dijitalleştirirken, görüntüyü, görüntünün yaratıcısının hayal edebileceği şekilde sunmaya çalışmak sorunu vardır’’ diyor. Koleksiyon, bazıları tanıtım veya film afişleri için kullanılan Mısır filmleri setlerinde çekilen görüntüleri içeriyor.

Nagwa Fouad ve Bader El Den Jamgome ‘Wedding Night Widow’ (1974) filminden bir sahnede

Arşivciler, bu görüntülerin bozulmamış bir durumda gösterilmesi gerektiğini varsayabilirler, bu nedenle küçük hasarları gidermek için ellerinden geleni yaparlar. Ancak ekip, hasarlı bir fotoğraftaki bir elbisenin desenini restore etmeye çalışmaz, çünkü bu, arşivcinin belirli bir düzeyde sanatsal yorum yapmasını gerektirecektir. Jonathan Burr, ‘’Bu, kendi yetkinliğimizin sınırlarını kabul etmekle ilgilidir. Uzman olmadığımız bir konu ile ilgili atacağımız her adım bizi farklı noktalara taşıyabilir’’ diyor.

Akkasah Fotoğraf Merkezi en son,  BAE ve Körfez’i araştıran sanatçıların projelerine yer verdi. Bu sanatçılar Philip Cheung ve Xyza Bacani’dir. Cheung’un The Edge isimli çalışması; BAE’ndeki balıkçılık, inci ve deniz ticareti ve sürekli değişen kıyı manzaralarından oluşuyor. Sokak fotoğrafçılığı ile tanınan Bacani ise, BAE’deki Filipinliler adlı bir belgesel projesinde Filipinler’den BAE’ne gelen işçilerin günlük yaşamlarını gözler önüne seriyor.

Akkasah Fotoğraf Merkezi altıncı yılını geride bırakırken, bünyesindeki arşivciler hala görüntüleri toplamak, dijitalleştirmek ve etiketlemekle meşguller.

Shamoon Zamir, Akkasah’ın bugün ve gelecekte araştırmacılar için değerli bir kaynak aracı oluşturarak Abu Dabi New York Üniversitesi’nin bölgedeki kültürel mirasa katkıda bulunmaya devam etmesini umuyor.

Zamir ‘’Abu Dabi New York Üniversitesi’nin bölgeye yapabileceği gerçekten en önemli katkılardan biri; kültürün, toplumun ve tarihin kolektif hafızasının korunmasına yardımcı olmaktır. Bunların çoğu sadece yazılı kayıtlara değil, aynı zamanda görsel malzemelere de dayanmaktadır’’ diyerek sözlerini tamamlıyor.

The National