Dünya koronavirüsü önceden haber veren filmleri tekrar izliyor

Amerikalı yazar Susan Sontag, 50 yıl önce yayınlanmış olan çarpıcı makalesi “Felaketin Tasviri”nde sinema sanatının, toplum ya da dünyanın sonuna düşkünlüğünü ele almıştı.

Sontag bu tür filmleri izlemeyi rollercoaster kullanmaya benzetiyor ve ‘’Tehlikeli olabilecek bir deneyim, nispeten uzaktan, güvenle izlenebilir’’ diyordu.

Artık koronavirüs salgını (KOVID-19) nedeniyle en derin korkularımız bile buz kesmişken, hastalık ve küresel salgınla ilgili bilim kurgu ve kıyamet temalı filmlerin büyük ilgi çekmeye başlaması çok da şaşkınlık yaratmadı.

Bir Güney Kore filmi olan “Flu” (2013), hükümetin havadan yayılan ölümcül bir virüsü kontrol edemediği bir salgını anlatırken; “Outbreak” (2015)’te Dustin Hoffman ölümcül bir hastalığa  çare arayan bir doktor rolünde karşımıza çıkıyor; Terry Gilliam’ın yönettiği “12 Monkeys” (1995)’te ise insanlığı yok etme tehdidi taşıyan bir veba hikayesi anlatılıyor. Tüm bu filmlerin hepsinin özünde korku vardır ve insanın onunla başa çıkma ihtiyacını keşfeder.

Yine de şu andaki küresel salgının ortasında çoğu insanı büyüleyen film Steven Soderbergh’in 2011 yapımı “Contagion” (Bulaşıcı hastalık)  filmi oldu.

Film, yardım etmeye çalışan endişeli görevliler, kendi içinde çatışan bürokrasi ve hükümetin yavaş tepkileri yüzünden engellenirken, terk edilmiş havaalanları, antiseptik hastane laboratuvarları, boş ofis katları ve spor salonları ile sessiz sokakları gösterir. Bilim insanları sosyal mesafeyi koruma çağrısı yapar ve metroda tutunanlar ya da kokteyl bardaklarına dokunanların görüntüleri, uğursuz bir his uyandırır. Filmde kurbanlar terlerken acı çekerek ölürler. Bir baba çocuğunun yaşamı için endişelenir.

“Contagion” hem Amazon Prime’da hem de iTunes’da ayrıca en popüler film indirme sitelerinde en popüler film oldu. 2019 Aralık ayında KOVID -19 manşetlere çıkmadan önce “Contagion” Warner Bros. en popüler film kataloğunda 270. Sıradaydı. Filmin dağıtımcısı; filmin artık, Harry Potter’ın arkasından en çok talep gören film olduğunu söylüyor.

“Contagion” iki aydan fazladır kiralık film listelerinin üst sıralarında çocuk ve macera başlıkları ile rekabet içinde bulunuyor, belki de aileleri tarafından karantinaya alınmış çocukları eğlendirmek pandeminin kendisi kadar zorlu bir şey olduğu için.

New York Film Festivali direktörü ve Columbia Üniversitesi’nde sinema çalışmaları bölümünde profesör olan Richard Pena, Ocak ayında Çin’de idi ve Şubat başlarında ABD’ye döndükten sonra kendini karantina altına aldı, bu arada virüs testi negatif çıktı. New York’taki evinden e-mail yoluyla “Herkes gibi karantina ya da eve kapanmanın ne zaman biteceğini ve bittiğinde dünyanın neye benzeyeceğini ben de bilmiyorum. Yani, ‘Contagion’ gibi bir film, küresel salgın devam ederken hayatın nasıl olabileceği hakkında insanlara bir fikir veriyor” dedi.

“Contagion” gibi felaket habercisi filmler hükümetlere bu tür bir krize hazırlanmaları için uyarı vermedi mi?

Film gösterime çıkmadan çok önce deneyimli epidemiyologlar yaklaşmakta olan felaket konusunda uyarıyorlardı.

1995 gerilim filmi “Outbreak”, Nobel ödüllü ve bakteriyolog Joshua Lederberg’den bir alıntıyla açılıyor: “İnsanlığa karşı en büyük tehdit bir virüs.”

“Contagion”daki ayrıntılar saf hayal gücünün bir ürünü olmaktan çok uzaktır ve bilime dayanmaktadır. Filmin yazarı Columbia Üniversitesi Enfeksiyon ve Bağışıklık Merkezi direktörü olan ve halen bu hastalık teşhisi konduktan sonra koronavirüs farkındalığı kampanyalarında çalışan Doktor Ian Lipkin ile yakın bir şekilde çalışmıştı.

Amerikalı filantropist ve Microsoft Corporation’un ortak kurucusu Bill Gates beş yıl önce virüs salgını tehdidi hakkında uyarmıştı.

2015 yılındaki TED konuşmasında küresel bir salgına karşı hazırlık yapılmaması yüzünden öngörülemeyecek bir felaket yaşanacağını ve sonun, “Bir grup yakışıklı epidemiyolog’un harekete geçmeye hazır olduğu, gidip günü kurtardığı” ‘Contagion’ filmindeki gibi olmayacağını, çünkü “onun sadece Hollywood’da kaldığını” söylemişti.

Koronavirüsten korunmak için kendini eve kapatan ve Connecticut Lyme şehrinde yaşayan, Oscar adaylığı olan senaryo yazarı Janet Roach, filmler savaş ya da salgın gibi durumlara bir son getiremezken, “Bize bu olaylar ve kendimiz hakkında bir şeyler öğretirler. Bu nedenle bunları izlemeliyiz” dedi.

Roach, “Sadece köpeğimi dolaştırmaya çıkıp ve nergislerin bahar kokusunu içime çekiyorum” diyor.

Pena’ya göre, “İnsanlar, genellikle karşılaştırma yapabilecekleri güncel bir deneyimleri olmayan durumlarla karşılaştıklarında sinemadaki mecazlara başvururlar. 11 Eylül olduğunda ve sokak köşelerinde tüten dumanları ve gökyüzünde büyük toz bulutlarının korkunç görüntülerine baktığımda,  tüm düşünebildiğim bunun tam bir bilim-kurgu filminden çıkmış gibi göründüğü idi” dedi.

Peki filmler bunu nasıl başarıyor?

Roach; “Bu tür hikayeler kaçınılmaz olarak hayatta kalanlar tarafından anlatılır. Bu da izleyiciye kendisinin de hayatta kalacağı ve belki de zafer kazanacağı konusunda ümit verir. Bu korkuyu azaltır ve izleyicinin aynı koşullarda nasıl davranacağını düşünmesine de imkan verir. Başroldeki kişi aynı zamanda kahraman olduğu için kendimizi hem kahraman hem de hayatta kalan olarak hayal ederiz. Yalnız olmadığımızı ve başkalarının da bu tür mücadelelerle yollarını bulduklarını biliriz. Belki biz de soylu, cesur ve cömert olabiliriz” diye ifade ediyor.

Arab News