Filistin direnişinin dünyaca ünlü şahsiyetlerinden Ebu Cihad

16 Nisan 1988.

Bu tarih, Filistin direnişinin dünyaca ünlü şahsiyetlerinden Ebu Cihad’ın (gerçek adı Halil İbrahim el Vezir), İsrail ajanları tarafında Tunus’ta katledilişinin tarihidir.

Peki, kimdir Ebu Cihad, neler yapmıştır? 

Muhammed Hamza’nın Ebu Cihad anısına yazdığı “Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri” adlı kitabın arka kapağı

Önce, acı ve tatlısıyla hayat serüveninden başlayalım:

Halil İbrahim el Vezir, 10 Ekim 1935’te Filistin’in Ramle kentinde doğmuştur.

Doğduğu şehir, 1948 İsrail birliklerince işgal edilince çoğu Ramle ve Lud ilçelerinden tehcir edilen 50-70 bin arasında gibi ailesiyle birlikte sürgün hayatı başlar.

O sırada Mısır yönetiminde olan Gazze’deki mülteci kampına sığınır ailesi.

Kendisi, BM’nin Filistinli mültecilere yardım amacıyla kurulmuş olan UNRWA’nın açtığı ortaokula gider.

1950’li yılların ilk yarısında küçük fedai grupları kurarak Gazze üzerinden Sina’daki İsrail karakollarını taciz eylemlerine başlar.

Yıl 1954: Gazze’de temas kurduğu Yaser Arafat’la mücadele arkadaşlığı başlar ve hayatı boyunca onun sağ kolu olur.

Ebu Cihad ile Yaser Arafat

Aynı dönemde Mısır Müslüman Kardeşler örgütüne girer. Bu sırada yakalanıp kısa süreli hapse mahkum edilir.

Yıl 1956: Kahire yakınlarında askeri eğitim alır ve İskenderiye Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ne kaydolur. Fakat okulu bitiremez.

Yıl 1957: İsrail askeri bölgelerine yönelik eylemlerine tekrar başlar ve bu yüzden Mısır’dan sürgün edilir. Sürgün gittiği Suudi Arabistan’da bir yıl kalır.

Yıl 1959: Kuveyt’e geçer ve orada iki kader arkadaşıyla buluşur. Yaser Arafat ile Ebu İyyad (Salah Halef). Üçü de Müslüman Kardeşler (İhvan) geleneğinden gelmediler.

Üç Filistinli baş başa vererek İsrail’e karşı bir direniş örgütü kurmayı tartışırlar. Kuveyt ve Suudi Arabistan’da yaşayan bazı Filistinli yurt severlerle temasa geçerek 1959-1960 arasında El Fetih hareketini kurarlar.

El Fetih örgütünün troykası, üçlü yöneticisi- Yaser Arafat (sağda), Ebu Cihad (ortada) ve Ebu İyyad (solda)

Ardından Ebu Cihad Lübnan’ın başkenti Beyrut’a görevli gider; Filistinune (Filistinimiz) ve Nidal-ul Hayat (Hayatın Çağrısı) adlı dergileri çıkarmayı üstlenir.

Yıl 1962-1963: Örgütün bir şubesini açmak üzere hareketin temsilcisi sıfatıyla Cezayir’e gider. Cezayir-Filistin ortak heyetiyle birlikte davet edildiği Çin’in başkenti Pekin’e gidiş tarihi 1964’tür.

Çin’in ikinci adamı Başbakan Çu Enlay ile görüşür; Filistin davası ve El Fetih Hareketi’nin görüşlerini anlatır.

Böylece başta Kızıl Çin olmak üzere Kuzey Kore, Kuzey Vietnam gibi Uzakdoğu’daki ulusal kurtuluş hareketlerini destekleyen ülkelerle bağlantı kurmayı başarır.

Ebu Cihad ile eski Kuzey Kore lideri Kim il Sung, Pyongyang şehrinde / Fotoğraf: ‘Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri’

Cezayir’de bulunduğu sırada ülkeyi ziyaret eden Küba Devrimi’nin efsane kahramanı Che Guevara ile tanışır. Romantik gerillacılığın simgesi haline gelen Guevara’nın halka açık konuşmasına hayran kalır.

O günden itibaren Cezayir’deki mülteci Filistinlilerin siyasi ve askeri eğitim alması için izin alır.

El Asıfa (Fırtına) adıyla özel bir fedai grubu kurar. Aynı tarihte Ebu Ali İyyad kod adlı Velid Ahmed Nımr isimli bir Filistinli yeteneği keşfeder.

Bu zat, birkaç yıl içinde askeri yeteneğiyle ön plana çıkar. El Asıfa’nın üst düzey komutanı olur. İsrail askeri saldırısını (El Kerame Çatışması- 21 Mart 1968) geri püskürtmesiyle ünlenir.

1965 yılında Suriye’nin başkenti Şam’a gidip ikamet eder. Henüz kurulmuş olan Filistin Kurtuluş Ordusu’nun asker sayısını çoğaltmaya gayret eder.

Askeri karargah inşa ederek işgal altındaki Filistin fedailerle temasa geçer.

Bir yıl sonra Suriye yanlısı Filistinli lider Ahmed Cibril ile Arafat yanlıları arasında Yermuk mülteci kampında çıkan çatışmayı yatıştırmak isteyen Yusuf Urabi, bilinmeyen bir nedenle üç katlı bir binadan aşağı fırlatılarak katledilir.

Urabi, Filistin asıllı Suriye subayı olup Baas Partisi üyesidir. El Fetih hareketine rakip olabilecek Filistin’in Kurtuluşu İçin Devrimci Cephe fraksiyonunu kurmuştur.

Dönemin Suriye Savunma Bakanı Hafız Esad, Urabi’nin El Fetih hareketi içinde karar merkezine gelmesini nasihat eder.

Böyle olması halinde El Fetih, Suriye yönetiminin vesayetine girmiş olacaktır. Dolayısıyla nasihat, Arafat tarafından reddedilir.

Ret cevabını içine sindiremeyen Esad, Urabi’nin öldürülmesini bahane ederek Arafat ile Ebu Cihad’ı tutuklattırır. Ebu Cihad’ın zindandaki sorgusuna bizzat katılır.

Ebu Cihad, 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında askeri sorumlu olarak İsrail ordusuna karşı fedai eylemlerini planlayıp yönetir.

Bu süredeki askeri başarılarından ötürü, işgal altındaki Filistin’de işgalci İsrail ordusuna karşı yürütülen eylemlerin sorumluluğunu alır.

Arafat ile Ebu Cihad 1973’te Lübnan Trablus şehrindeki bir mevzide / Fotoğraf: ‘Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri’

1976-1982 yılları arasında Filistin toprağının genelinde gerçekleştirdiği eylemlerle, silahlı mücadelenin nitelik açıdan ilerleyip yükselmesine yardımcı olur.

Eylül 1970’te ABD ve İsrail’in çok yönlü baskılarına dayanamayan Ürdün Kralı Hüseyin, “Filistinli silahlı örgütler devlet içinde devlet kurmuşlar” bahanesiyle Ürdün ordusu ve fanatik Bedevi milisleri vasıtasıyla mülteci kamplarına saldırıp katliam yaptırdı.

Korumaya kalkan Filistinli örgütlerle kanlı çatışmalar yaşandı. Arap ülkelerinin araya girmesiyle çatışmalar durdu. Ancak Filistinli silahlı örgütler, Ürdün’de kalamayıp Lübnan’a taşındılar.

Ürdün Bedevi milislerinin mülteci kamplarındaki katliamlarına misilleme olarak kurulan Kara Eylül örgütü, 1971’de adını eylemleriyle duyurdu.

İlk eylem, Ürdün Başbakanı olan Vasfi Tell’in öldürülmesiyle başladı. Bunu, dünya ölçeğinde ses getiren 1972 Münih Yaz Olimpiyatları’na katılan İsrailli sporcuların rehine alınıp öldürülmesi olayı izledi.

1975 Lübnan İç Savaşı’nda büyük rol üstlenen Ebu Cihad, Filistinli örgütlerin baş müttefiki Lübnan Ulusal Hareketi’ni destekledi.

Bu cephe (çoğunlukla devrimci, ilerici, Müslüman, Dürzi, Şii, Arap milliyetçisi ve Komünist örgütlerin çatısı) kazanmak üzereyken, devreye giren Suriye ordusu nedeniyle yenilgiye uğratıldı.

Bunu fırsat bilen Amerika-İsrail destekli Hristiyan güçlerinden El Ketaib (Falanjist) milisleri, Beyrut’taki Filistin mülteci kampı Tel Zaater’de katliam yaptılar.

Ebu Cihad, oraya yeterli yardımı yapamadığı için kendine kahretmişti.

O, Filistinli örgütlerin üst kuruluşu olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içinde birleştirici ve uzlaştırıcı kimliğiyle bilinirdi.

Aynı anda birçok görevi birden üstlenmişti. Filistin Ulusal Meclisi, Devrim Yüksek Askeri Konseyi ve FKÖ Merkez Meclisi üyesiydi.

Devrim Kuvvetleri Genel Komutan Yardımcılığına ek olarak, işgal altındaki Filistin’de İsrail’e kabus yaşatan 1987 İntifadası’nın (sivil isyan) da mimarı ve yönlendiricisiydi.

Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketi geleneğinden gelmiş olmasına rağmen “bu hareketin” Filistin mücadelesini ertelemeci tutumunu benimsemedi.

Ebu Cihad Kuzey Vietnam Dışişleri Bakanı ziyaretinde / Fotoğraf: ‘Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri’

Onlardan koparak sivil ve silahlı direnişin örgütlenmesine hayatını adadı.

Çin Halk Cumhuriyeti ile (o zaman Kuzey) Vietnam’ın başarılı biçimde uyguladıkları Halk Savaşı stratejisini benimsiyordu.

Bu nedenle Vietnam’ın tarihi önderi Ho Şi Minh ile Kızıl Çin’in kurucu lideri Mao’ya hayrandı.

Ebu Cihad ile Çin lideri Mao 1964 Pekin ziyareti / Fotoğraf: ‘Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri’

Bu tutkusu yüzünden El Fetih içinde “Maocu” olarak biliniyordu.

Başarılı olsun veya olmasın, planlayıp hayata geçirdiği eylemleriyle İsrail’i bölge ve dünya ölçeğinde hayli hırpalayan bir strateji adamıydı.

Ebu Cihad stratejisini anlatırken

Lübnan’ın güneyini Filistin direnişçilerinin İsrail’e yörelik eylem çıkış-başlama mıntıkası haline getirmek için büyük emek sarf emişti.

Bu bölge, “Fatehland” yani El Fetih’in hakimiyet alanı olarak biliniyordu dünya kamuoyunda.

Bundan olsa gerek; İsrail, işgal ve çatışmayı sınır ötesine taşımaya başladı.

İsrail birlikleri 1970’lerin ikinci yarısından itibaren Lübnan’ın güney kesimlerine günlerce süren sınır ötesi operasyonlar gerçekleştirdi.

Ebu Cihad ile eşi İntisar 1973’te Trablusşam mevzilerinde / Fotoğraf: ‘Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri’

Yıl 1982: İsrail ordusu, Güney Lübnan topraklarını işgal etti ve Beyrut’u kuşattı. 88 gün süren çatışmalarda, özellikle Beyrut’taki Filistin örgütlerine ait askeri ve mülteci kamplarının kuşatılması sürecindeki direnişin yenilmemesinde büyük rolü olmuştur Ebu Cihad’ın.

Geçmişteki eylemlerin baş planlayıcısı olmasının yanı sıra üstüne 1987 Filistin İntifadası da eklenince, İsrail yönetimi, Filistin yönetiminin önde gelen üçlüsüne (Arafat, Ebu Cihad ve Ebu İyyad) karşı suikast planları yapmak suretiyle onlardan kurtulmak istedi.

Ebu Cihad’ı “İntifada denen şiddet eylemlerinin baş sorumlusu” olarak ilan eden İsrail yetkilileri, dış istihbarat örgütü MOSSAD’a, operasyon hazırlığı için talimat verdiler.

Dört torpido, iki denizaltı, hücumbotları, iki helikopter eşliğinde operasyon başladı. Bir süre FKÖ karargahının yer aldığı Tunus’un Kartaca Limanı yakınlarında beklediler.

Tunus toprağında bulunan MOSSAD ajanları, Ebu Cihad’ın evine doğru gitmekte olduğunu bildirince, operasyon timi (Genelkurmay Başkanlığına doğrudan bağlı Sayeret Mitkal isimli özel komandolar) harekete geçti:

Gece yarısı saat 01.30’da ev çevresindeki nöbetçi ve korumaları saf dışı bırakıp Ebu Cihad’ın çalışma odasına girdiler.

Bedenine 70 kurşun sıkarak kendisini katlettiler. Cinayeti dehşet içinde izleyen eşi İntissar ile oğlu Nidal’a da ateş açtılar.

Ebu Cihad ve eşi İntisar

Bir rivayete göre; Ebu Cihad, katledilmeden önceki saatlerde Filistin İntifadası liderlerine nasıl lojistik destek sağlanacağına dair bir plan üzerinde çalışıyormuş.

Sonradan ortaya çıktı ki, meğer MOSSAD, çok önceden Akdeniz sahillerinden kaçırdıkları Lübnanlı balıkçıların kimliklerini ellerinden aldıktan sonra onları serbest bırakmış.

Bu kimlikler üzerinde oynayarak onların bilgilerine dayalı yenilerini çıkarıp komando birliği elemanlarına vermiş ki, Tunus sahillerine ve topraklarına rahatça sızabilsinler.

Ebu Cihad suikastına katıldığı sanılan İsrail Komando elemanı ve kullanılan suikast mermileri / Fotoğraf: ‘Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri’

1997’de İsrail gazetesi Maarif, operasyon timine emri veren komutanın Ehud Barak olduğunu yazmıştı. Çünkü Barak 1988’de Genelkurmay Başkan yardımcılığı yapıyordu.

21 Nisan 1997 tarihli Washington Post gazetesine göre; dönemin İsrail hükümeti, hazırlanan plana 13 Nisan’da onay vermiş, General Barak’ı da MOSSAD ajanları ile İsrail komando birimi arasında eş güdüm sağlamakla görevlendirmişti.

Aynı Barak, emekli olduktan sonra savunma, içişleri ve dışişleri bakanı olmuş; 1996’da İsrail İşçi Partisi başkanı ve 1999’da ise başbakan seçilmişti.

İzleyen süreçte tıkanan Oslo Mutabakatı’na çözüm bulmak amacıyla Arafat ile ABD’de görüşen de oydu.

İsrail, 2012 yılına kadar bu suikast operasyonunun sorumluluğunu resmen üstlenmedi. Suikast operasyonunun resmen kabul edilmesini izleyen yıllarda ABD Dışişleri Bakanlığı, “Bu tür siyasi bir suikastı” kınamış; Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu ise 611 sayılı kararıyla, “Suikast maksadıyla Tunus topraklarını girerek bu ülkenin egemenliğini ihlal etmekle” suçlayıp kınamıştı.

Ebu Cihad Hac ziyaretinde

Sözün bittiği noktaya gelelim:

Bazı Filistinli siyasal-sosyal kuruluşların yönetiminde yer almış olan ve panarabist görüşleriyle tanınan Lübnanlı düşünür ve politikacı Maan Beşşur’un şu cümleleriyle başlamayı tercih ediyorum:

Filistin örgütleri içinde yer almış, 21 Mart 1968 tarihinde meydana gelen Kerame Çatışması (İsrail’in Arap ülkelerini bozguna uğrattığı 6 Haziran 1967’deki savaştan sonra İsrail ordusunun Ürdün sınırını tanklarla geçmesine karşı müthiş bir direniş gösteren Filistinli örgütlerin mevzilendikleri mülteci kampı ve askeri cephe-F.B.) sonrasında BAAS Partisi üst düzey yetkilisi Mühendis Halid Bişarti’nin evinde görmüştüm Ebu Cihad’ı. Bişarti, onu bana tanıtırken şöyle demişti; ‘Bu delikanlıyı asla unutma! Halkının, Arap dünyasının siyasi yaşamında büyük bir rol oynayacaktır.’

 

Bu ilk karşılaşmamızdaki izlenimimi aktarayım:

Arap ordularının hezimeti sonrasında gösterilen o destansı Kerame Çatışması’nı bana tüm ayrıntılarıyla anlatırken anladım ki, bu genç adam çok büyük işler yapacak; bahsedilen direnişle önemini silahıyla kanıtlayan Filistin Devrimi, hem Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin hem Arap dünyasının hem de insanoğlunun özgürlük arayışı sürecindeki denklemin önemli bir parçası olacaktır.

Çok beklemedim. Gerçek adı Halil el Vezir olan (Ebu Cihad) yeteneği, askeri ve siyasi dehası sayesinde El Fetih hareketinin kurucusu oldu ve hareketin askeri birimi olan El Asıfa (Kasırga) Komutan yardımcılığına yükseldi.

 

1971-1983 yılları arasındaki her buluşmamızda, özellikle Beyrut ile Trablus’ta görüştüğümüz günlerde Ebu Cihad’ın bir başka yetenek ve özelliğini keşfediyordum.

Söz gelimi kurucusu olduğu El Fetih örgütünü Arap devletlerinin iç işlerine karıştırmıyor, Arap dünyasındaki iç anlaşmazlıklardan uzak tutuyordu. Ne Arapların içişlerine müdahale ediyor ne de onların El Fetih örgütüne müdahalesine rıza gösteriyordu.

Bu tarafsız tutumu o dereceye varmıştı ki, örgüt içindeki bazı arkadaşları kendisini ‘sağcı/tutucu’ diye damgalamışlardı. Yaşadığı Lübnan konusunda daha titiz ve özenliydi. Zaten karışık ve dış müdahalelere açık olan Lübnan’da Filistinli hareketlerin tarafsız kalması için var gücüyle çalışıyordu.

Belki de beni ona cezbeden (hayran bırakan) zaman dilimi, son görüşmemiz oldu. ‘Taş İsyanı’ (Filistinli gençlerle çocukların 7 Aralık 1987 tarihinde işgalci İsrail yönetimine karşı taş ve sapanlarla direnmesi olayı) başlamasından birkaç hafta sonraki buluşmamızdı.

Şöyle demişti;

‘Hatırlıyor musun, Trablus’taki bir buluşmamız esnasında güney Lübnan’dan dostlarımızla toplanmıştık. Bu güneyli kardeşlerimizin tarihi tecrübelerine dayanarak Cebel Amil Direnişi (Birinci Dünya savaşı sonrasında Lübnan’ı ve Cebel Amil yani Amil Dağı denen bölgeyi işgal eden Fransız birliklerinin zulüm ve zorbalığına karşı yöre halkının kitlesel isyanı-F.B.) hakkında bildiklerini yani tecrübelerini aktarmalarını rica etmiştim. Misal; direnen kadınlar, kaynar zeytinyağlarıyla dolu kazanları, Fransız askerlerin üzerine dökmüşlerdi. İşte, o tecrübelerden ilham alarak Filistin’deki taş isyanını (Birinci İntifada) planladık.’

Aslında tecrübe aktarımı karşılıklıdır. Filistin direniş örgütleri, ülkemizde bulundukları süre içinde Lübnanlı kardeşlerine birçok konuda esin kaynağı olmuş ve tecrübelerini aktarmışlardı.

Bunu Ebu Cihad özeline indirgersek, kendisinin Filistin halkının evlatları arasında sağlam bir köprü olduğunu görürüz. O köprü sadece Filistinliler arasında değil, Arap dünyasının bütün evlatlarına kadar uzanmıştı.

Şehit olduğunda cenaze merasimine katılan (Şam yakınındaki) Yermuk semtinde yüz binlerce Filistinli, Suriyeli, Lübnanlı ve Arap insanı saatlerce sokaklarda yürümüştü.

Mesela o zamana kadar Suriye yönetimiyle arası bozuk olan FKÖ lideri Yaser Arafat, Tunus’tan gelip cenaze törenine katılmış; ardından Suriye yetkilileriyle barışmıştı.

 

Ebu Cihad, hayat hikâyesini şöyle özetlemişti:

‘Devrim var olmak için başladı ve var olmaya devam edecektir.’

Bana kalırsa onun 16 Nisan 1988’de şehit edilişinin özet serüveni de ‘halk, önderleriyle şehitlerinin kanları sayesinde zafer ve kurtuluş yolunda ilerler’ olmalıdır.

Filistinli yorumcu Sari Urabi’ye göre Ebu Cihad, Filistin kimlik ve kişiliğini inşa eden bir liderdi.

Muhammed Hamza’nın Ebu Cihad anısına yazdığı “Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri” adlı kita​​​​​​​p

Ölümünden sonra Nisan 1989’da “Ebu Cihad: Başlangıcının Sırrı ve Suikastının Sebepleri” başlığıyla belgelere dayalı değerli bir kitap (Arapça) yayımlayan Dr. Muhammed Hamza’nın tanımlaması, Ebu Cihad’ın alametifarikası sayılır:

Adı gibi Mücadeleci -çünkü Arapça Cihad kelimesi aynı zamanda çok yönlü bir mücadele ve kavga demektir- kurucu önder, simge öğretmen önder, ilk kurşunu ve ilk taşı atan isyankâr, İntifada önderi ve onun ebedileşen ruhu.

Independent Türkçe/Faik Bulut