Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Şeyh Muhammed bin Abdul Karim Al-Issa, Paris'teki Notre Dame Kilisesi ziyaretinde.

İslam’ın merkezinde Yahudilik ve Hristiyanlığa hoşgörü var

İslam’da diğer dinlere ve inanışlara karşı her zaman hoşgörü oldu.

Mekke merkezli Müslüman dini sivil toplum kuruluşu Dünya İslam Birliği (MWL) Genel Sekreteri Şeyh Muhammed bin Abdul Karim Al-Issa, ‘’Kur’an, Müslümanlara, barışçıl oldukları ve saldırmadıkları veya savaşmadıkları sürece, gayrimüslimlere karşı merhametli ve yardımsever olmalarını emreder. Müslümanlar, peygamberle başlayarak İslam’a girmeyi reddeden Yahudilere iyi davranmışlardır’’ diye konuştu.

Şeyh Al-Issa, 2016 yılında bu göreve geldiğinden beri, yorulmadan dünyayı dolaşıyor, ilişkiler kurarak aşırılıkçılığa karşı çıkıyor. Hükümetler, dini kurumlar (Vatikan dahil) ve STK’lar (Amerikan Sefarad Federasyonu ve Amerikan Yahudi Komitesi dahil) ayrıca dini özgürlüğü garanti etmek ve insan refahını iyileştirmek için tarihi girişimleri duyurarak herkese örnek oluyor.

Şeyh Al-Issa en son farklı din mensuplarını KOVID-19 salgınına karşı birleşmeye çağırdı ve şunları söyledi: ‘’Müslümanların ve diğer tüm vatandaşların bu ortak meydan okumada din, cinsiyet, etnik köken veya ırk ayrımcılığı olmadan birbirlerine yardım etmelerini istiyoruz.’’

Şeyh Muhammed bin Abdul Karim Al-Issa.

Dünya İslam Birliği, beş yıl önce bile Müslüman Kardeşler’le müttefik olduğu dönemden çok farklı.

Al-Issa’nın tüm dünyadaki Yahudi toplulukları da dahil olmak üzere örnek insani, eğitimsel ve sosyal yardım çabalarına rağmen, bazıları Dünya İslam Birliği’nin gündemine ve İslam’ın diğer dinlerle ilgili doktrinel öğretilerine kuşkuyla yaklaşıyor. Bu kişiler, Dünya İslam Birliği’nin eylemlerini bölgesel politika ile ilişkilendirmeye çalıştıklarını iddia ediyorlar. Bu tür eleştiriler kesinlikle yanlıştır.

Özel bir röportajda Şeyh Al-Issa bu konulara ve diğer tartışmalı konulara doğrudan cevap verdi.

Kendi dinine çevirmeye çalışan bir dinin diğer dinlere ve kendi dinlerinden dönmeyen üyelerine nasıl saygılı olabileceği sorusu yeni bir şey değil. Hristiyan misyonerler Yahudileri baskı altında din değiştirmeye zorlardı.

Bugün, ‘Jews for Jesus – İsa için Yahudiler’ gibi şiddet içermeyen gruplar, işkence değil ikna yöntemi kullanıyorlar, ancak Yahudi eğitimi olmayan savunmasız bireylerin hedeflenmesi ve manipülasyonu hakkında endişeler var.

İslam’ın Hristiyanlığın sahip olmadığı bazı benzersiz sorunları var mı? Endişeler anlaşılır bir şekilde, İslamcı ve terörist örgütlerin imgeleriyle ve aldatma veya güç yoluyla inançlarından döndürülen imgeler üzerinde birleşiyor.

Şeyh Al-Issa, Yahudilik dışındaki dinlerin çoğunun proselitizasyonu (din değiştirme) uyguladığını söyledi. Bu gerçek doğası gereği saygı eksikliğini göstermez veya çeşitli dinlerdeki uygulayıcıların mantıksız ve sonsuz bir mücadelede kilitlenmesi gerektiği anlamına gelmez.

Dr.Al-Issa, Avrupa turnesi sırasında.

Al-Issa, ‘’Biz Müslümanlar olarak herkese saygı duyuyoruz, seviyoruz, anlıyoruz, işbirliği yapıyoruz, bir arada var oluyor ve tolere ediyoruz. Tarihsel olarak belgelenmiş ve doğrulanmış eylemlerimiz bunu göstermektedir ve Dünya İslam Birliği’nde İslami değerlerimize uygun olarak bu açıdan önemli bir rol oynadık. Yahudi kardeşlerimizle anlaşmalar ve karşılıklı işbirlikleri yaptık ve politikayı engellememek için politika sorunlarından çok, onları seviyor ve onlara büyük saygı duyuyoruz’’ diye konuştu ve Hz. Muhammed’in zamanında olduğu gibi Yahudiler de dahil olmak üzere diğer inançların üyeleriyle normal iş ve dostane ilişkiler kurmaya izin verilebileceğini vurguladı.

Siyasi anlaşmazlıklar dini kurallardan ayrıdır. Al-Issa ayrıca, İslam’ın Yahudileri ve Hristiyanları, yargılama usullerinde ayrıcalık tanıyan ‘Kitap Ehli’ olarak gördüğünü, diğer dinlere saygı duyarak ve tüm insanların dini seçim haklarını garanti ettiğini sözlerine ekledi.

Peki ya İslam’ın peygamberi ile Arabistan Yahudileri arasında bir çatışmaya işaret eden Kur’ân ayetleri ve hadisler?

Günümüzde yapılan tartışmaların çoğu, Yahudilerin İslam’a dönmeyi reddetmesinden kaynaklanan düşmanlık, zulüm ve hatta bir katliam iddialarını içeriyor.

Al-Issa’ya göre hiçbir şey gerçeklerden daha uzak olamaz.

Al-Issa, ‘’Yahudileri eleştiren ve bazılarının tüm Yahudilere genel bir saldırı anlamına geldiğini eleştiren Kuran referansları, aslında kendi İbrahim gelenek ve emirlerine uymayarak  ‘yoldan çıkan’ Yahudileri uyarır’’ dedi.

Al-Issa ne demek istediğini göstermek için, görünüşte paradoksal görünen ayetlerden örnekler sundu. Al-Issa,  ‘’Kuran, Yüce Allah’ın dediği gibi, insan türleri arasında ayrım yapıyor’’ dedi ve şu ayetleri örnek olarak gösterdi:

‘’Ehl-i Kitap’tan geceleri secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyup duran bir topluluk vardır. Bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten menederler ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar iyi kimselerdendir. Ne hayır yaparlarsa bilsinler ki karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah kötülükten sakınanları bilir.’’ (Al-i İmran 3:113 -115)

Yüce Allah Kuran’da ayrıca şöyle buyurur: ‘’Ehl-i kitap’tan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen onu sana noksansız öder; içlerinden öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Çünkü onlar ‘Ümmîlere yaptıklarımızdan dolayı bize bir vebal yoktur’ derler. Onlar bile bile Allah adına yalan söylemektedirler.’’ (Al-i İmran 3:75)

‘’Şüphesiz, iman edenler; Yahudilerden, Hristiyanlardan ve Sâbiîler’den de Allah’a ve âhiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar var. Onlar için herhangi bir korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.’’ (Bakara 2:62)

Yani, Kuran-ı Kerim; farklı insan kategorileriyle konuşur, ancak tarihsel yanlış yorumlar, yanlış çeviriler ve bazen kasıtlı çarpıklıklar nedeniyle bir çelişki ortaya çıkar.

Yahudi karşıtı ayetler olduğu iddia edilen ayetlere odaklananlar, haksızlığa uğrayan Müslümanların benzer bir şekilde nasıl davrandıklarını görmezden geliyorlar. Ek olarak, belirli Yahudileri eleştirdiğinde bile, Kur’an-ı Kerim Yakup’un mirasıyla ilgili olumlu konuşuyor ve Yahudi topluluğunu tarihi görevlerinden ayrılmamaya çağırıyor.

Kur’an-ı Kerim, bütün Yahudiler değil, bir grup Yahudiye nasihat eder ve onlara Peygamber Yakup’a (sallallahu aleyhi ve sellem) katılmanın onurunu hatırlatır: ‘’Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.’’ (Bakara 2:47)

Fakat Yahudilerin Hayber Muharebesi’ndeki aşırılıkçı salgınlarıyla bu kadar yakından ilişkili olduğu iddia edilen katliamlar için ne demeli? Cevap: Onlar da ‘uygun bağlamlarda ele alınmalıdır’ olmalı.

Şeyh Al-Issa, Hayber Muharebesi’nde Yahudilerin kitlesel imhasının olmadığına dikkat çekti. Aksine, o dönemdeki aşiret şiddetine yol açan konular dinsel değil, tamamen politikti. Gerçekten de, bir dine bağlılık, hata eleştirisini engellemez.

Al-Issa, insanların peygamber örneğine bakması gerektiğini belirterek, ‘’Peygamber ordan geçen Yahudinin cenazesine saygı duydu, bir Yahudi’nin yanında yaşadı ve Bani Al-Nadir’den Hayy bin Akhtab’ın kızı Safiye ile evlendi. Ona şöyle dedi: ‘Sen bir peygamberin kızısın, amcan bir peygamber ve sen bir peygamberin karısısın’’ örneğini verdi ve ‘’Hazreti Muhammed, karısının Harun ve Musa’dan geldiği gerçeğinden bahsediyordu’’ diye konuştu.

Burdaki örnekten, Hazreti Muhammed’in sadece Safiye’nin Yahudi mirasına saygı duymakla kalmayıp, soyundan gurur ve ilham alması için onu teşvik ettiği sonucuna varılıyor.

Al-Issa, İslam’ın dini varoluş konusundaki tutumunun bir örneği olarak Hazreti Muhammed’in başarısı olan Medine Sözleşmesi’ni vurguladı ve; ‘’Hazreti Peygamber, bu sayede en önemli İslami anayasal belgeyi imzaladı, dini ve medeni hakları koruyan Medine Sözleşmesi; Yahudilerin ve diğerlerinin ümmetin bir parçası olarak Medine’de onur içinde yaşamasını sağladı’’ dedi.

Peki Hazreti Muhammed’in ve takipçilerinin, dininden dönmeyi reddeden Yahudileri katlettiği fikri ne olacak?

Din adamlarının yanlış yorumları ve siyasallaştırılmış hikayeleri nedeniyle, birçoğu Müslüman olmayan Yahudilere karşı doğal bir düşmanlık olduğuna inanıyor. Al-Issa bu eleştiriyi kesin bir şekilde redderek; ‘’İslam, herkese İslam’ı kabul etme veya reddetme özgürlüğü veriyor ve İslam’ın en önemli anayasal metinlerinden biri olarak kabul edilen, ‘Dinde zorlama olmayacak’ diyen açık bir ayet var. Ve Kuran’a göre İslam’ın İslam’a girmeyi reddeden Yahudiler üzerindeki konumu, onurlarını, dini ve medeni haklarını koruyarak ve onlarla barış içinde yaşarken seçimlerine saygı duyuyor’’ dedi.

Al-Issa’ya göre gelecek nesillerden sonra gelen çatışmalar, hem çağdaş partiler hem de geleceğin akademisyenleri sık sık dine çatışma ve zulüm atfetmesine rağmen tamamen politikti.

Din, güç kazanmak için uygun bir örtüdür. Terimler ve çeviriler veya İslam dini metinlerinin yanlış anlaşılmasıyla da genellikle karışıklık bulunur. Kur’an belirli bir durum veya dini grupla ilgili bir konuyu tartıştığında, bazı insanlar bunu yanlışlıkla herkese bir saldırı olarak veya o dinin varlığına karşı bir konum olarak yorumlar.

İslam’ın Müslümanlar ve Yahudiler arasındaki ilişkilere ilişkin asıl niyeti dininden dönmeyenlere muamelesinden açıkça anlaşılmakta. Al-Issa bunun için, ‘’Müslümanlar, peygamberden başlayarak İslam’a girmeyi reddeden Yahudilere iyi davrandılar. Peygamberin komşusu, ziyaret ettiği ve misafirliğini kabul ettiği bir Yahudi idi. Yahudilerin tüm yiyecekleri için Müslümanlara izin vardı, onlarla evlilik yapılmasına izin verdi ve Yahudi cemaati Medine’deki Müslümanlarla barış içinde yaşadı’’ yorumunu yaptı.

Ancak gene de İslam topraklarında binlerce yıllık Yahudi hayatını araştıran tek bir anlatı sunmak yanlış.

Müslümanların ve Yahudilerin ticaret, bilim, felsefe ve diğer alanlarda büyük ilerlemeler sağlamak için birlikte çalıştıkları inanılmaz bir birliktelik dönemleri vardı. Ama farklı zamanlarda da, çatışma ve zulüm örnekleri var. Al-Issa, İslam’daki bağnazlık için herhangi bir temeli reddediyor, bunun yerine bu tür olayların din harici nedenlerden kaynaklandığını iddia ediyor.

Al-Issa, Müslümanların zamanla İslamcı aşırılık yanlılarının ana hedefi olduklarını açıklamaya devam etti: ‘’Geçmişte olan, hala İslam’ın öğretilerini yanlış anlamış olmaları ile Müslümanların veya İslam’ın çoğunluğunu temsil etmeyen bazı aşırılık yanlıları (tüm dinlerde mevcut olan) tarafından yapılmaktadır. Bunlar sadece kendilerini temsil ederler ve aşırılık yanlısı fikirleriyle bizi diğer dinlere saldırdıklarından daha ılımlı Müslümanlar ve İslam olarak incelerler. Müslümanlar, aşırılık yanlılarından Müslüman olmayanlara göre daha fazla acı çekti ve terör yaşadı.’’

Mevcut çok yanlışlığın kaynağı aslında Kur’an’ın yanlış tercüme ve yanlış uygulamalarının ardındaki Osmanlılara atfedilebilir.

Osmanlı döneminde şüpheli hadislerin farklı geçmişe sahip din adamları tarafından dağıtılması da benzer şekilde kafa karışıklığına ve bölücü görüşlere yol açtı.

Daha sonra, teolojiyi adeta bir sopa olarak kullanan siyasi hareketler kasıtlı olarak yanlış bilgi yaydı. Ve Arap olmayan Müslüman topluluklarda, orijinal kaynak materyale erişim eksikliğinden dolayı anlayış ciddi şekilde çarpıtıldı. Kötü eğitimli veya cahil olmasına rağmen kendi kendini ilan eden imamlar, halkı kışkırtmak için popülist söylem ve sansasyonel alıntılarını bağlam dışı kullanmaktan çekinmezdi.

Müslüman Kardeşler; medya, hükümetler, siyasi örgütler, diğer müttefikler ve diğer yolcular yardımıyla yaygınlaştırılan İslam’ın hoşgörüsüz ve şiddetli bir yorumunu iten bu faktör kombinasyonlarına güvenmeye başladı.

Al-Issa, Suudi Arabistan’ın en tanınmış kanalı MBC’de yakın zamanda başlatılan bir Ramazan programında Müslüman Kardeşler’i El Kaide ve Daesh’le karşılaştırdı.

Bazı Osmanlı Tasavvuf mezhepleri ile Bolşevik, Nazi, Jacobin ve aşırılık yanlı Selefi öğretilerinin dini söylemini içeren Müslüman Kardeşler ideolojisi, Müslüman topluluklar arasında bir uyumsuzluk kaynağı olmayı başardı.

Tahrik edici ve kışkırtıcı minber imamları ve ‘Kardeşlik’ ideolojisi, öğrencileri yeterli derecede itaatkâr olduğu düşünülen Müslümanları avlayan ve cezalandıran El Kaide, DAEŞ, Hamas ve diğer terör örgütlerine katılmalarını sağlayan öncü bir ilaç.

Kardeşlik kampında, İran Humeyistleri gibi görünüşte uyumsuz düşünce okullarıyla ittifaklar kurma konusunda dikkate değer bir esneklik var.

Kardeşlik artık elverişli olarak şiddet içeren doğrudan eylemde bulunmadığını iddia eder, ancak Arap dünyasında İslamcılığın takdiri ölmekte olduğundan, kısmen Arap hükümetleri tarafından başlatılan reformlar sayesinde, şimdi terörist faaliyetlere doğrudan katılımı kabul ediyor gibi görünüyor.

Öyleyse, Dünya İslam Birliği faaliyetinin Müslüman dünyasındaki söylem üzerinde ne gibi bir etkisi oldu?

Başlangıç ​​olarak, Al-Issa Arapça’da vaaz ettiklerini uyguluyor ve Dünya İslam Birliği’nin önemli yumuşak gücünü kullanarak İslam’ın gerçek, kapsayıcı ve yardımsever doğasını savunmak için kampanyasını ilerleterek çalışır.

Şüphe duyan herkes, Al-Issa tarafından hazırlanan ve daha sonra İslam’ın en kutsal sitesi olan Kabe yakınlarındaki bin 200 önde gelen İslam alimi toplantısını toplayan tarihi bir bildiri olan Mekke Sözleşmesi’ne bakabilir. Mekke Sözleşmesi, hem İslam içinde hem de olmadan gerçeği inkar eden veya çarpıtanlara cevap veren bir belge.

MBC programının bir bölümünde Al-Issa, tüm dini ibadet yerlerinin nasıl korunması gerektiğini anlattı. Diğer bir deyişle, teröristlerin Müslüman, Hristiyan, Yahudi ve diğer ibadet yerlerine yönelik saldırılarının dini öğretilere veya uygulamalara dayanağı yoktur, bu sadece politika ve çarpıklıkların bir sonucu.

Başka bir bölümde Al-Issa, Müslüman kadınların tarih boyunca güçlenmesini tartışıyor;  bu, kamusal rolün sınırlı olması ve dini, gelenekleri veya yanlış metin okumalarını temel alan çeşitli topluluklarda ve bağlamlarda kendilerine verilen varsayılan evlilik boyun eğdirmesiyle tezat bir durum.

Al-Issa, kadınların Arap ve Müslüman toplumlarındaki etkisi konusunda onlarca yıl inkâr edilmesini geri almak için var gücüyle çalıştı.

Entellektüel söylemdeki bu değişimin, daha fazla Ortadoğu ülkesi, bir zamanlar ülkelerinde yaşayan Yahudi toplulukları için olumlu rolleri canlandırmaya çalıştıklarından, bir etkiye sahip olduğuna dair bir şüphe yok.

Dünya İslam Birliği’nin pozisyonundan ve Al-Issa’nın Auschwitz’i ziyaretinden etkilenen bir Suudi Arabistanlı köşe yazarı, köprü kurma sürecinde ‘Yahudi trajedisi’nin (Holokost) daha geniş bir şekilde tanınmasını istiyor.

Başka bir örnek MBC’deki Ramazan draması ‘Um Haroun’ dizisi. Bahreyn’deki Yahudi cemaatinin gerçek hikayelerine dayanarak, Kuveytli bir yönetmen ve yıldıza sahip olan dizi Suudi Arabistan’da yayınlanıyor.

On yıllarca süren Yahudi yaşamının saldırılara, sınır dışı edilmelere ve korkuya yol açan siyasallaşmasının zararları geri alma isteği bulunuyor.

Mısır da, yakın zamandaki sinagogların restorasyonuna ek olarak, aynı derecede önemli bir şekilde, bir Ramazan dizisinde Yahudileri daha sempatik şekilde tasvir etti.

Bu tasvirin halk tarafından kabul edilmesi, dini kurumların bu tür hareketleri medyaya izin vermesini sağlayan politik kararlılık kadar bir atılım ve  bir ‘pozitif yumuşak güç’ örneği.

Günün sonunda, eylemler kelimelerden daha yüksek sesle konuşur ve duyulur. Dinler; doktrinsel öğretilerinin ve uygulamalarının bir kombinasyonudur.

Bu açıdan bakınca Al-Issa’nın sıkı çalışmaları, doğru inançların ve doğru eylemlerin bir kombinasyonunun yüzyıllarca süren gericilik ve siyasi saldırılara bile dayanabileceğini göstermede öncüdür.

Köklerine dönüp tarih ve bilgiyi hoşgörülü, insancıl, saygılı ve entelektüel olarak açık toplumların inşası için bir ilham kaynağı olarak kullanmak her kuşağa bağlı.

Arab News