Hamed Bin Haydar ailesiyle birlikte.

Yemen’deki isyancı Husiler’in Bahai zulmü sürüyor

Yemen’deki Bahai topluluğunun bir temsilcisi, isyancı Husilerin, dinsel azınlıktaki bazı Bahai mahkumları serbest bırakma sözlerini yerine getirmeden uluslararası toplumu aldattığını söyledi.

Mart ayı sonlarında, isyancı Husiler’in önde gelen isimlerinden Mehdi Al Mashat televizyonda yaptığı bir konuşmada Bahai lideri Hamed bin Haydara ve beş Bahai tutuklunun daha serbest bırakılmasını emrettiğini açıkladı.

Ancak karar henüz uygulanmadı.

Bahai Hakları Yemen İnisiyatifi Sözcüsü Mahmoud Mohammad, ‘’Başka hedeflere ulaşabilmek amacıyla söz vererek uluslararası toplum, yerel ve uluslararası insan hakları örgütleri aldatıldı. Bu söz, Yemen’de binlerce Bahai mensubunu hedef alan sistematik bir zulme devam etme planının bir parçasıdır’’ diye konuştu.

Bir Husi mahkemesi, Hamed bin Haydara’yı 2018’de casusluk ve dinden dönme nedeniyle ölüm cezasına çarptırdı ve temyiz başvurusu bu yılın başlarında reddedildi. İsyancılar benzer suçlamalarla 24 başka Bahai mensubunu daha tutuyor.

Mahmoud Mohammad, The National’a yaptığı açıklamada, ‘’Bunun açık bir gerekçesi yoktur. Aslında, tüm davanın ön yargı dışında herhangi bir gerekçesi yoktur. Bugün Sana’da şahit olduğumuz şey, dini inanca dayalı olarak bütün bir azınlığın etnik temizliği ve yok edilmesi özelliklerini taşımaktadır’’ dedi.

İnsan hakları grupları yıllardır Yemen’deki Bahailer’in hapsedilmesinin yasa dışı olduğunu ifade ederek kınıyor ve azınlığın inancını özgürce yaşamasına izin verilmesini talep ediyorlar.

Savaşın 2014’te başlamasından bu yana Kuzey Yemen ve başkent Sana’nın çoğunu kontrol eden isyancıların Bahai mahkumlarına bulunduğu muameleye dair endişeler bulunuyor. Bahai topluluğu Hamed bin Haydara’nın dövüldüğünü, hapishanede elektrik şoku verildiğini ve gözü kapalı iken belgeleri imzalamak zorunda bırakıldığını söylüyor.

Bahai Hakları Yemen İnisiyatifi Sözcüsü Mahmoud Mohammad, ‘’Bahai mahkumları Husilerin kontrolündeki hapishanelerinde korkunç ve kötü koşullardan muzdarip olmaya devam ederken, sorumlu yetkililer onları serbest bırakma yönünde herhangi bir adım atmadı. İran’ın Yemen’deki Bahai davalarına doğrudan katılımının net kanıtları bulunuyor. İran, İslam Devrimi’nin başlangıcından bu yana Bahailere zulmedip durdu. Yüzlerce Bahai öldürüldü ve binlerce kişi hapsedildi. İran rejimi, bu yaklaşıma bağlı kuruluşlarına ve müttefiklerine ihraç etmekten açıkça bahsedebiliyor. İran ile Bahailerin Yemen’de gördüğü zulmü arasındaki bu net bağlantıyı doğrulayan birçok kanıta sahibiz’’ açıklamasında bulundu.

Bahai topluluğu, Husileri 2018’de dini inançları yüzünden ‘haksız yere hapsedildiklerini’ söyledikleri üyelerine yönelik suçlamaları kaldırma çağrısında bulundu.

Mahmoud Mohammad, ‘’Yemen’de Bahai topluluğunun çok huzurlu olduğu bilinirdi ve bu yüzden büyük bir üne sahipti’’ yorumunu yaptı.

Bahailik

Seyyid Ali Muhammed (Bab olarak isimlendirilir. Bab, Arapçada kapı demektir), kendisinin tüm Müslüman aleminin beklediği kişi olan ‘Mehdi’ olduğunu 23 Mayıs 1844’te Şiraz’da ilan etti. Binlerce kişi Bab’a inanarak ‘Babi’ oldu. Bu gelişmeler ve onun eski dini yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması İran’da işkencelere ve baskılara yol açtı. Bab, 1850’de Tebriz şehrinde kurşuna dizildi. Birçok Babi ise yine İran’da değişik feci işkence yöntemleri ile öldürüldü. Bab’ın ölümünden sonra Babi’lere Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) liderlik etti.

Bahaullah ve beraberindekiler İran yönetiminin baskısıyla, Osmanlı Devleti ile yapılan görüşmeler sonunda Bağdat’a sürgün edildi. Bahaullah 1863’te burada, Bab’ın gelişini müjdelediği kişinin kendisi olduğunu ve insanlık tarihinde bütün önceki dinlerin gelmesini vadettiği ‘dünyanın bir vatan gibi olacağı, insanların artık savaş yapmayı öğrenmeyecekleri’ Mehdi çağının gelmiş olduğunu ilan ederek Bahai Dini’nin yeni ilkelerini açıkladı.

Bahailik böylece 19. yüzyılda Bahaullah tarafından İran’da kurulmuş oldu. Bahaullah öldüğü zaman, kırk yıldan fazla bir süredir resmi olarak hala ev hapsinde idi.

Osmanlı Devleti’nin Bahaullah ve Bahailere sürgün dışında bir baskısı olmamıştır, İran’daki gibi hayatlarına yönelik şiddet görmemişlerdir. 12 Aralık 1863’te vardığı Edirne’de bu tarihten itibaren 5 yıla yakın yaşadı.

Din; oğlu Abdülbaha’nın önderliğinde Avrupa’da ve Amerika’da ilerleme kaydetti fakat doğduğu yerde, o zamanın İran’ında halen yoğun bir zulme maruz kaldı. Abdülbaha’nın ölümünden sonra ise Bahai toplumunun liderliği, bir kişiden hem seçilmiş yapılar hem atanmış kişilerden oluşan bir idari düzene evrilerek yeni bir safhaya girdi. Bugün dünyada 200’den fazla ülkede 5 milyonun üzerinde Bahai olduğu tahmin ediliyor.

İnanç

Bahailik, bütün insanlığın ruhani birliğini vurgulayan tek tanrılı bir dindir. Üç ana prensip Bahai öğretileri ve itikadı için bir temel oluşturur: Tanrı birliği yani tüm yaradılışın kaynağı olan tek bir Tanrı vardır, din birliği yani tüm büyük dinler aynı ruhani kaynağa sahiptirler aynı Tanrıdan gelirler ve insanlığın birliği yani bütün insanlar eşit yaratılmıştır, çeşitlilik içinde birlik ile bir araya getirilmiştir; ırkların ve kültürlerin bu çeşitliliği takdire ve kabule değer görülmelidir. Bahai inancının öğretilerine göre insanın amacı dua, tefekkür ve insanlığa hizmet yoluyla Allah’ı tanımayı ve sevmeyi öğrenmektir.

The National