Sümeyye Erdoğan Bayraktar

Sümeyye Erdoğan sosyal medyaya girecek mi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın küçük kızı, KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Instagram’da Genç KADEM’in  “Bi’ Dolu Dünya” adlı canlı yayınına katıldı. Kamera önünde pek görünmeyen Sümeyye Erdoğan, sorulara samimi yanıtlar verdi.

İşte o röportaj…

SÜMEYYE ERDOĞAN BAYRAKTAR KİMDİR?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar kendini kısaca tanıtabilir mi?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: 1985 İstanbul doğumluyum. İlk önce Kasımpaşa çocukluk yıllarım… Daha sonra Üsküdar’da yaşadım. Liseyi Kadıköy İmam Hatip Lisesi’nde okudum. Tabi mezuniyet malum yasaklar dolayısıyla son dönem birkaç ay geçiş yaparak okudum. Araklı İmam Hatip Lisesi’nde…

Daha sonra yine yasaklar dolayısıyla ABD’ye gittim okumak için Indiana Üniversitesi’nde yönetim çalışmaları alanında lisans yaptım.

Bir dönem Ürdün’e gittim. Arapça sevdamdan dolayı. Ürdün Üniversitesi’nde Arapça eğitimi aldım. Yüksek lisans yapmak için İngiltere’ye London School Ekonomik’e gittim. Orda da sosyal politikalar alanında sivil toplum kuruluşları ve kalkınma alanında yüksek lisans yaptım. Ve sonrasında yurda döndüm.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Ankara merkezinde sosyal ve ekonomik araştırmalar merkezinde araştırmacı olarak çalıştım. Sonrasında o dönem Başbakan’dı, Cumhurbaşkanımızla onun özel danışmanı olarak gönüllü olarak çalıştım. Ve yine o sırada 2013’te Kadın ve Demokrasi Derneği’ni (KADEM) kurduk. Ben Cumhurbaşkanlığı -sistemine geçişle- danışmanlığımdan ayrıldım ve 2013’ten beri de KADEM’in başkan yardımcılığını yürütüyorum. Ve bu arada bir kızım hayatıma katıldı: Canan Aybüke.

 

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Bi’DOLU DÜNYA

Genç KADEM (@gnckadem)’in paylaştığı bir gönderi ()

8 YAŞIMA KADAR KASIMPAŞA’DAYDIM

O zaman çocukluktan başlamak istiyorum. Son 25 yıldır göz önünde olan bir ailenin en küçük kızısınız ve bunun farkında mıydınız küçükken, biraz çocukluktan bahsedelim mi? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Özgür rahat bir çocukluk geçirdim elhamdülillah kardeşlerimle. 8 yaşıma kadar Kasımpaşa’daydım. Hani böyle anlatılan çok nostaljik şekilde anlatılan sokak çocuklukları vardır ya tam olarak öyle bir çocukluk geçirdim dizlerinden yara kabuğu eksik olamayan… İşte döner salıncakçı amcalar gelir, mısırcı amcalar gelir, işte onlardan alışveriş yapmak için camdan anneme sesleniriz. İşte onlarla pazarlıklara gireriz. Zaman zaman sularımız kesilir, evde hep mutlaka bidonlar vardır. Bidonları alırız iki sokak ötede bir kuyu vardı. İşte oraya gideriz su çekeriz, onları eve taşırız. Yani o bakkal amca, bakkal abla olayı vardır. O dönem sepetle balkondan sepeti sarkıtıp alışveriş yaptığımız dönemler böyle şeyleri hatırlıyorum çocukluğumda. Güzel yıllardı.

ANNEM BİZİ EVDE YALNIZ BIRAKMAMAK İÇİN TEŞKİLAT TOPLANTILARINA GÖTÜRÜRDÜ

Evet mahalle kültürünün olduğu bir dönem herhalde.

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Evet kesinlikle o gerçekten bizim büyük bir avantajımızdı. Komşularla beraber, onların çocuklarıyla beraber yaşadığımız… Bir yandan da tabi annemle babam çok yoğundu. Her zaman o dönemde annem tabi daha çok evdeydi ama babam daha geç gelirdi. Ve işte annem nereye gitse tabi evde yardımcıda yok nereye gitse bizi de götürürdü. Ev toplantıları, misafirlikler, teşkilat toplantıları, piknikler, seçim dönemlerinde konvoylar. Bunların hepsine bizde katılırdık mesela ev oturmalarında işte bize biri hadi bir şarkı oku şiir oku derdi. Böyle düğmesine basılmış gibi bizde ilahiler, fıkralar hatta skeçler yapardık. Bunlar da eğlenceli kısımlarıydı diyebilirim.

Muhtemelen tabi o dönem babamın bizi tanıştırdığı kitaplar: Necip Fazıllar, veya kaset tiyatroları vardı. Evliya Çelebi’yi çok net hatırlıyorum. Biz artık bu kaseti koyardık böyle kendimizden geçerek, masal alemine dalarak dinlerdik onları. Muhtemelen onların etkisi de olmuştur tabi.

Bir yandan da dediğim gibi teşkilat toplantılarına da annem bizi götürürdü. O dönem Beyoğlu ilçe binası Refah Partisi’nin böyle uzun ince bir binaydı. Onların toplantı yaptığı odanın bir üst katında mescit vardı bizi oraya diğer bütün üyelerin çocuklarıyla beraber bırakırlardı. Orda sabahtan akşama kadar vakit geçirirdik. İşte aşağıdaki odanın avizesi sallanır, ara ara gelir bizi uyarırlar, böyle güzel günlerdi.

EN İYİ ANLAŞTIĞI KARDEŞ HANGİSİ?

Kardeşlere gelirsek en iyi anlaştığınız kardeşiniz hangisiydi?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Yani tabi ister istemez ablam sonuçta iki kız ister istemez birbiriyle daha iyi anlaşıyor.

O zaman evin en küçüğü olarak Sümeyye bana bir bardak su getir, alır mısın Sümeyye oluyor muydu sizin evde? Oyuna dahil etmemeler oluyor muydu?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Evet öyle şeyler hatırlıyorum. Oluyordu ve çok bozuluyordum. Şöyle hani kardeşler arasında bir su getir götür olayı çok olduğunu hatırlamıyorum. Yani aşağı yukarı herkes kendi işini yapıyordu diyebilirim. Ama mutlaka yani annem ekmek alınacağı zaman bakkala gidileceği zaman beni gönderirdi. Buna da çok bozulurdum. Yani anne bunun küçük olmakla ne alakası var bunu bir türlü anlayamazdım.

Peki anne baba ilişkisine geçersek, annenizle babanızla ilişkiniz nasıldı? Siz de terlik yiyenlerden misiniz?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar:  Evet onlardanım herhalde. O dönem bundan kaçan çok olamamıştır herhalde. Ama şimdi düşününce tabi sağ olsun anacım 4 çocuk hepimizin arasında ikişer yaş var yardım edecek kimse yok bütün evin işleri bunlarla boğuşurken hele de o dönemde hazır bez yok, çamaşır makinesi yok, 10 yıl boyunca elinde bez yıkamış bütün evi çekip çevirmiş bütün çocuklarına böyle cefakarlık yaparak pek çok ülkemiz kadını gibi annem de sağ olsun evin düzenini öyle tutmaya çalışmış. Tabi ki şimdi belli bir disiplini, kuralları olmasa o biraz zor olurdu. Dolayısıyla mesela işte yemeğe oturulacak mutlaka hep beraber sofraya oturulur yer sofrasına, annem tabağımıza ne koyduysa ve ne kadar koyduysa o mutlaka yenilecek öyle seçme sansı zaten yok ve annem sofrayı toplayana kadar da onu bitirmek zorundasın. Eğer bunu yapmazsan o terlik meselesine giriliyordu.

Nasıl bir öğrenciydiniz?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: …Yani lise yıllarında özellikle çok güzel bir öğrencilik dönemi olduğunu hatırlıyorum. O dönemdeki arkadaşlarım ve hocalarımla hala görüşüyorum. En yakın arkadaşlarım onlardan diyebilirim. Buradan da selam göndermiş olayım onlara. Güzeldi biz hem dersler ile ilgili sorumluluğumuzun farkında olan gençlerdik. Hem de bir yandan sosyal aktivitelerimizi de eksik bırakmazdık. Ben o anlamda çok ilgi duyardım. Okuldaki sosyal etkinliklere veya dışardaki çeşitli faaliyetlere de mutlaka katılmaya çalışırdım. Okulda da o anlamda çok aktiftik. Sağolsun annem babam da bizi o anlamda her zaman destekledi. Okul sadece bizim için ders değildi. Dersin ötesindeydi.

 

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE YURTDIŞINDA EĞİTİM

Gurbette, yurtdışında okudunuz. Zorlandığınız, özlediğiniz zamanlar oldu mu?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Şöyle diyeyim. Benim için o dönemin temel zorlayıcı yanı o dönemin psikolojisiydi. Sonuçta, 28 Şubat yasaklarıyla biz oraya gitmek zorunda kaldık. Ve bide deli dolu yıllarımız. En temel haklarınızdan mahrum ediliyorsunuz sebepsiz yere. Ve bu sebeple ailenizi evinizi bırakmak zorunda kalıyorsunuz bu ağır geliyor insana. Onun haricinde de okul eğitim sistemi değişiyor sonuçta. Başka bir okul sistemi.

…Adaptasyon sıkıntıları başta oldu ama tabi benim avantajım neydi sonuçta ablamlarla beraber gittik. Sağ olsun her zaman yol gösterdi çok destek oldu. Bir yandan da 17 yaşında gidiyorsun hem tecrübesiz hem de insanın kolay adaptasyonunu sağlıyor sanırım. Yani çok şükür dönemin sonunda 3.5 ortalamayla dönemi kapatmış oldum. Öyle. Onun haricinde özlem anlamında tabi özlüyorsun. Orada da ablamın kuzenlerimin arkadaşımın yanımda olması… Beraber gitmiştik onlarla sonuçta yasak hepimiz için geçerliydi. Hem de lise sondayken ben annemle babamla beraber Ankara da parti kuruluş çalışmaları vardı. Bitmeye başlamıştı. Ve uzun süreler hani babaannem var evde ve aile apartmanı hani annem babam kardeşlerim olmadan evde yalnız gibiydim lise sonda biraz adeta bu ayrılığın provasını yapmıştım sanırım. Yoksa tamamen tek olsam zor olurdu.

Okuduğunuz okullar dünyanın en iyi ikisinden birisi. Bunlara girişler zordu, nasıl hazırlandınız nasıl çalıştınız sizi motive eden şey neydi?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Yani nasıl çalıştım? Şöyle harıl harıl çalıştım. Lise sonda arkadaşlarım ÖSS’ye hazırlanırken yasaklar dolayısıyla Amerika’ya gideceğim kesinleşince çalışmaya başladım. Ablamlardan kalan test kitaplarıyla her gün kelime ezberleyerek onlardan cümleler kurarak öyle klasik bir hazırlık süreci. O da çok yoğun tabi ki.

Bu arada sen bu konuyu açmışken şuna açıklık getireyim. O yıllar bir söylenti çıktı. Sümeyye Erdoğan sınavı kazanamamış öyle Amerika’ya gitmiş. Şimdi ismini vermeyeyim ama bütün dünyada kullanılan web portalında benim özgeçmiş formatımda böyle bir şeye değinilmiş. Sanırım hala da var bu. Sümeyye Erdoğan şurada doğmuş, şurada okumuş,  sınavı kazanamamış Amerika’ya gitmiş. Yani içeriğin iftira olmasını geçtim. Garip bir düşmanlık. Hani objektifliklerini ve hani o kurumsallıklarını unutturacak böyle bir gaflete sürükleyecek bir düşmanlık. … İşin doğrusu ben Türkiye’de okuyamayacağım için ÖSS’ye hiç bakmamıştım. Fakat Yine de prosedürel olarak Amerika’da okuyacağım üniversitenin denkliğinin burada kabul edilebilmesi için burada da gitmeden önce ÖSS’ye girmiş ve barajı aşmış olmam gerekiyordu. Bende formalite icabı hiç bakmadığım sınava girdim. Ve yine de o dönemin iyi sayılan bir özel üniversitenin uluslararası bir bölümünü kazandım.

Fakat zaten bunun bir önemi yoktu.

… Ve çok şükür Indiana Üniversitesi’nde başladım lisans eğitimime ve bu demin bahsettiğim bu düşmanlık burada da bitmedi.

Neymiş güya Indiana Üniversitesi’nde lisans okuyamamışım zaten o aslında önlisansmış dört yıldan kısa bir süre orda kalmış olmamdan da bu belliymiş zaten. Yani ben hani bir an önce bitireyim de yurduma dönebileyim diye yaz derslerini de alıyorum üç buçuk senede bir dönem erken bitiriyorum lisansı. Ve bu demek ki iki yıllık okula gitti. Önlisans programıydı demek ki şeklinde böyle akla ziyan bir kurguya çevriliyor. Yani Allah’a havale ediyorum tabi.

Diyecek bir şey yok gerçekten…

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Evet. Indiana Üniversitesi’nden sonra orada yönetim çalışmaları alanında lisans yaptım. Sonra da dediğim gibi Higher School of Economics’de sosyal politikalar alanında mastır yaptım. Ona da bir kod taktılar bu arada. Zaten işte devlet çocuklarının, devlet liderlerinin çocukları için oralarda özel kontenjanlar açılırmış falan. Yani gerçekten çok hani moral bozmaya çalışıyorlar ama ben buna çokta takmamaya çalışıyorum. Nihayetinde bu okulların bütün aşamaları bellidir. Bunlar çocuk oyuncağı değildir. Yani o dönemde benim başvurduğum başka okullarda oldu hepsinden kabul almadım. Bu kabul aldıklarımdan biriydi. Ve hani diyelim ki öyle bir süreç olsun, bana çaktırmadan böyle bir kontenjan kullanılmış olsun. Peki o makaleleri kim yazdı, o ödevlere kim çalıştı, o sınavlara kim girdi, o tezi kim yazdı. Yani ben arkadaşımla hemen hemen saat 08:00’de evden çıkardık, kütüphaneye gider akşama kadar harıl harıl çalışırdık. Ben orda böyle bir dönem geçirmişim.

Yani burada biraz da can sıkıcı olan şu; burada böyle bir sistem böyle bir zihniyet var ki, yani bir yandan böyle aydınlanmadan, aydınlık yarınlardan bahsedilir. İşte bir yandan kadın haklarından dem vurulur. Ama bir yandan da işte benim gibi birçok bu vatanın evladı olan kız çocuklarını en temel eğitim hakkından mahrum ederler. Ve ondan sonra bu kısımla bir şekilde uğraşıp didinip kendilerine bir yol bulup yurt dışında okuyup dönünce de işte o eğitimini karalamaya çalışırlar. Bu gerçekten bir düşmanlığın ötesinde adeta ırkçı bir zihniyet gibi geliyor. Yani öyle bir düşmanlık var burada. Yani ne yaparsan yap hiçbir zaman makbul normal bir vatandaş olamazsın. Ülkeyi sadece o belli bir grup yönetmeli böyle bir durum var. Ama çok şükür bunlara çok takılmadan, ailemin bana verdiği o temel ve sorumluluk bilinci her zaman vardı ama bunun yanında da işte bu yaşadığımız yasaklar ve bu karşılaştığımız bu zihniyet beni hep motive eden bir şey oldu. Yani ben bunlara inat çalışmalıyım başarılı olmalıyım. Yani bu vatana millete faydam dokunmalı.

RESMİ OLARAK BAŞBAKAN DANIŞMANI OLMADIM HİÇBİR ZAMAN

Döndükten sonra bir danışmanlık yaptınız Adalet ve Kalkınma Partisi’nde böyle bir zaman oldu, böyle bir süreç geçti daha sonra gönüllük vakfına geçtiniz. O geçişin sebebi neydi. Yani profesyonel iş hayatını bırakıp gönüllü çalışmalara neden geçmiştiniz?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Şöyle aslında; orada profesyoneli bırakıp gönüllüye geçme özel bir tercih değildi. Aslında bakarsan hani orada da bazı düzelmelere ihtiyaç duyuyorum.  Başkan danışmanlığı yani resmi olarak başbakan danışmanı olmadım ben hiçbir zaman, Ak Parti’de danışmandım ve tamamen gönüllü bir şekilde yaptım bunu.

Benim aslında gönüllülük üzerine yani sivil toplumda çalışmak her zaman lisede de üniversitede her zaman aklımda olan şeydi ve işte zaten bu hissiyatla o zaman tabi kadın haklarından ziyade genel olarak insan haklarına her zaman ilgim vardı özelde yoksulluk ve kalkınmayla ilgileniyordum. İşte o yönde projeler yapıyordum üniversitedeyken ve hayalimde Afrika’ya gitmek orda sivil toplum çalışmalarına katılmak şeklindeydi. O dönem ve bu şeyle de üniversitenin son senesindeki yaz tatilinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda bir dönem staj yapmıştım, tecrübe olmuştu. İlk defa uluslar arası profesyonel bir kurumla tanışmış oldum burada.

Mastırımı tamamladıktan sonra maaşlı profesyonel tecrübem sadece İslam İşbirliği Teşkilatı çalışmam esnasında oldu. Daha sonra o dönemde Cumhurbaşkanımız Başbakan’dı; bana bir teklifi oldu. İşte sosyal politika alanında okumuşum yurt dışından yeni gelmiş işte genç bir göz olarak benim katkımı önemsedi diye düşünüyorum ve benim için de tabi ki teorisini okuduğum alanın uygulamasında siyasetin göbeğinde bu uygulamaya da şahit olabilmek benim içinde önemli bir tecrübe olacaktı tabi ve açıkçası bunlarında ötesinde benim içinde duygusal bir tarafı vardı bu kararı vermemin. Nihayetinde babam bana böyle bir teklifle gelmiş benim hiç aklımda olmayan ve yıllardır ayrı kalmamışız pek çok krizler, badireler atlatılmış, bu hisleri duygusal olarak da hani böyle babamla olmalıyım onun yanında olmalıyım gibi güçlü bir his de vardı. O dönem biraz da onun duygusallığıyla verdim bu kararları. Yoksa yani, emin ol hiçbir güç beni o protokolün içine çekemezdi.

 

İLK ÖNCE ABLAMI ARARIM

Aklına bir şey takıldığında, dertlendiğinde ben bir büyüğümü arayayım dediğinde o kim olur?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: İlk ablam olur. Yani nasıl diyeyim? İnsanın kendi ablasını böyle anlatması biraz garip olabilir ama kendini anlatması gibi. Gerçekten hem akademik hem entelektüel anlamda birikimine çok güvenirim. Eğitim anlamında zaten Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de sosyoloji okumuştu. O dönem işte master doktora karışık programa kabul edilmişti. Ve üç senede de derslerimi bitirmişti o dönem işte çocuk dolayısıyla Türkiye’ye dönmüşlerdi. Tezini de burada tamamlamıştı. Ama bunun da ötesinde ben insanların akademisyenlik tecrübelerinden çok hayat tecrübelerinden ve ferasetlerinden, basiretlerinden etkilenirim. Bu anlamda elhamdülillah ablamın da bana bu yönde çok katkısı olmuştur diyebilirim. Olayları analiz etme şekli, devamlı farklı bir çözüm önerisi getirme farklı bir projeyle çıkma, devamlı bu dinamik işle yani zihni gerçekten benimde zaman zaman istişarelerime çok katkıda bulunur sağ olsun. Tabi ki de ablamla da sınırlı değil. Ailemle genel olarak veya işte arkadaş çevremle dernekten çevremle hani konusuna göre herkesin alanına göre danışırım. Bunu da çok önemserim. Büyük bir zenginlik bu.

 

HABERLER HARİCİNDE TELEVİZYONU AÇAMIYORUM

Biraz sosyal hayattan sorulara geçelim. Böyle kısa kısa. Mesela takip ettiğiniz bir dizi var mı?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Bu ara yok. Yani uzun zamandır yok. Evet haberler haricinde televizyonu açamıyorum diyebilirim. Ama zamanında olmuştu bekarlık yıllarımda, Karadayı’yı izlemiştim. Diriliş’in ilk iki sezonunu izlemiştim. Daha öncesinde üniversite yıllarında Prison Break deliliğimiz vardı onu çok izlerdik arkadaşlarla. Onlar var şu an aklımda.

En son izlediğiniz film nedir?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Film olarak da en son Stajyer’i izledik. Selçuk’la beraber biraz kafa dağıtmak için izlemiştik. Ama içinde yaşlılarla ilgili veya sadakatla ilgili önemli mesajlar vardı. Onun haricinde daha önce Serpico’yu izlemiştik. Kolpaçino’nun, oda böyle bir polisi canlandırıyor. Kolpaçino böyle bazı kirli ilişkilerin içinde temiz kalmaya çalışan ve temiz kaldığı için suçlanan bir polisten bahsediyor oda güzel bir filmdi. Şu an bunlar aklıma geldi.

HANGİ KİTAPLARI OKUYOR?

En son okuduğunuz kitap hangisi? Kitap tavsiyeleriniz var mı?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: En son okumakta olduğum kitaplardan biri İhsan Oktay Onar’ın Puslu Kıtalar Atlası. Bir edebiyat harikası. Bir diğeri de şu an Gazali’nin Kimya-i Saadeti’ni okuyorum, yeni başladım. Aslında bir arkadaş yoluyla bir süredir İhya okumaları yapıyoruz. İhyau Ulumiddin okumaları yapıyoruz bu covid-19 sürecinde. O iş  kesintiye uğrayınca ben kendi kendime okuması daha kolay olacak böyle bir ihyanın özeti mahiyetinde olan Kimya-i Sadet’e geçtim. İnşallah bu sefer çünkü bundan önce de çok niyetlenmiştim bu sefer bitirebilirim inşallah.

Onun haricinde bir de şeyi söylemek istiyorum tavsiye olarak; bunu uzun yıllar oldu okuyalı; Muriel Barbery’nin Kirpinin Zarafeti adlı bir kitabı var. Bu da gerçekten muhteşem böyle felsefi göndermeleri olan ama muhteşem bir edebi yönü var. Sınıf ayrılıklarına ön yargılarımıza ciddi sorgulamalar yapan muhteşem bir eserdi onu da tavsiye ederim.

FORMDA KALMAK İÇİN ÖZEL BİR ÇABA SARFETMİYORUM

Gençler olarak böyle bir spora , vücuda işte beslenme nasıl yapsak böyle şeylere bi takarız takar durumundayız sen bunun için bir şeyler yapıyor musun yada işte yaptığın bir spor falan var mı?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Formda kalma anlamında kişisel olarak özel bir çaba sarf etmiyorum ama özel çaba sarf ettiğim şey sağlık konusu. Sağlıklı insan yaşamı ile ilgili özel bir hassasiyetim var. …Sağlıklı yaşam dendiği zaman pek çokları böyle burun kıvırır işte çok önemsemez fakat ben bunun asla hafife alınacak işte alaya alınacak bir konu olmadığına inanıyorum. Nihayetinde bu Allah’tan bize verilen bir emanet ve bu aslında bizim kulluğumuzu yapmak için nasıl ruhumuza, aklımıza, gölümüze ihtiyacımız varsa bedenimize de ihtiyacımız var ve bütün bunlar birbiriyle iç içe birbirinden etkileniyor. Dolayısıyla sağlıklı yaşamak ruhsal sağlığımıza da iyi gelen bir şey. Ruhsal sağlıkla beden sağlığı birbirini etkileyen şeyler ama işte biz ne yazık ki modern çağda hem çok fazla gıda tüketiyoruz, çok karışık yiyoruz, uyku düzenimiz çok kötü, hareketsiziz, neyse sorgulamayayım. İnsanların niyetini ama farklı amaçlarla böyle trend olan bir egzersiz alışkanlığı var. En azından sağlığa iyi geliyordur diye düşünüyorum. Maalesef modern dünyanın tamamında kimyasallara aşırı maruz kalıyoruz. Hem tükettiğimiz gıdalarda hem de kullandığımız eşyalarla ve bu alışkanlıklarla ne yapıyoruz? Hani bedenimizin dışının temizliğine dikkat ederiz ama içinin de bir temizliği var yani çok düz mantık olarak baktığımızda temiz tutmak lazım. Ama biz böyle adeta çöp kutusu gibi kullanıyoruz bedenimizi ve tabi ki adeta kanallarını tıkıyoruz yaptıklarımızla. Ondan sonra vücut zayıfta düşüyor. Hastalıklara da maruz kalıyor. Yoksa böyle olmasa temiz ve fıtratına uygun bir vücut olsa. Aslında Allah yani o kadar mucizevi yaratmış ki savunma mekanizması çok güçlü. Yani belki ilaçlara çok az ihtiyaç kalır. …Ama biz böyle inatla o güçlü savunma mekanizmasıyla adeta savaşıyoruz. Dolayısıyla, genel olarak bu sağlıkla ilgili prensipleri oturtabilsek, hayatımıza yerleştirebilirsek, hani zaten formda kalmanın da doğal bir sonucu olarak geleceğini düşünüyorum. Sadece formda kalmak da değil. Gençlerin çok önemsediğini düşündüğüm mesela cilt güzelliği de yine sağlıklı yaşamla geleceğini düşünüyorum. Düşünmüyorum, görüyorum aslında. Pek çok tecrübemiz var aslında bu konuda.

HANGİ SPORLARI YAPIYOR?

Spor sormuştun. Spor olarak da gençlik yıllarımda çok fazla spor yaptım. Çok düşkündüm, çok seviyordum hareketi. Yani önüme ne gelirse veya kendim özel bir set oluşturarak çok çeşitli spor dalları denedim. İşte lisedeyken, hatta daha öncesinde işte babacığım sağ olsun, Almanya’ya bir seyahatinde dönüşte bana paten getirmişti. Ve o yıllarda paten çok fazla görülmüş bir şey de değildi. Benim için muhteşem bir şeydi ve işte ben evin arkasında paten kaymaya başlamıştım. Oradan buz patenine geçiş yaptım. Oradan lisede tabi spor imkanları hiç yoktu neredeyse. Ama okulun bahçesinde derme çatma bir basket potası, sonradan bir file gerilmişti oraya. Ama öyle açmışız ki bu tip imkanlara neredeyse 30 kişi aynı filede voleybol oynuyor. Baskete çok düşkünlüğüm vardı. Hani beş dakikalık teneffüslerde koşa koşa ineriz ve top sektirir öyle çıkarız mutlaka derse. O dönem öyle baya aktif geçmişti. Daha sonra üniversitede tenisle tanıştım. Tenis dersi almıştım biraz oda çok eğlenceliydi gerçekten. Sonra biniciliğe başladım Ankara’dayken ona biraz yoğunlaştım. Hatta orda biraz ilerlettim. Engelli parkurlara felan başlamıştık en son lisansıda aldım. Ama maalesef bu yoğun tempoda ona devam edemedim. Ama yani herkesin yapabileceği bir spor vardır. Yani biraz daha evdeyiz yürüyüş yapıyoruz. Selçuk da çok seviyor yürüyüşü. Hiçbir şey yapamazsak çıkıp sahilde bir yerde yürüyüş yapıyoruz veya evde kendim yapabileceğim videoları açıp kişisel egzersizler yapıyorum.

Peki bu sağlıklı yaşam prensiplerinize ev halkı nasıl bakıyor? Yani, geçen hafta Başkan da “Çocuklara hiç cips yedirmedim” demişti. Halbuki Aybüke daha küçük aslında hiç cipsi yemedi mi?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: İki buçuk yaşında, üçe yaklaştı. Cipsi hiç yemedi. Umarım uzun bir süre bunu tutturmaya devam edebilirim tabi bunlar çok kolay olmuyor evin içinde belli bir düzenin var ama dışarıya çıktığımızda çocuk herşeyi görüyor ve bu anlamda çok katı olmakta bazen gereksiz gibi ama genel olarak bunu önemsiyorum yani masum yavru bedenini kirletmek istemiyorum. Olabildigince uzak tutmaya çalışıyorum ev ahalisi derken tabi Selçuk Bey de giriyor bunun içine. Yani Selçuk biraz daha benimle tanışmaya başladı bu işlerle diyebilirim ama yani sağ olsun oda mesela şekeri baya bıraktı diyebilirim oda dikkat etmeye başladı yani.

Aybüke’ye karşı çok korumacı mısınız?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Yani ortada bir yerde bir ayar tutturmaya çalışıyorum. Allah’tan emanet o bize…

Annelik sizi değiştirdi mi?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Yani değiştirdiği şeyler oldu tabi ki. Mesela beni daha temkinli yaptı ki ben çok adrenalin sever bir yapım vardı o spor geçmişimle bağlantılı olarak. Arabada hızı çok severdim ilk defa Aybüke doğduktan sonra Aybüke’yle arabaya bindiğimizde bir gün ilk defa hızdan çok rahatsız olup lütfen yavaşlaya bilirmiyiz? dediğimi hatırlıyorum. Bu benim için gerçekten hiç görülmüş bir şey değil. İster istemez zamanı daha iyi yönetmeye başlıyorsun, daha temkinli davranmaya başlıyorsun. Yani işte sabah daha erken kalkmaya başlıyorsun, daha vakitli yatmaya başlıyorsun. Bunlar gerçekten muhteşem şeyler anneliğin müthiş getirileri diyebilirim.

SELÇUK HER AKŞAM DÜZENLİ EVE GELİYOR AMA ÇOK ERKEN GELEMİYOR

Eşiniz Selçuk Bayraktar’la nasıl tanıştınız?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Yani tabi ki çok magazin vermeyeceğim için üzgünüm ama doğruyu söyleyeceğim nihayetinde. Selçuk bir ortak tanıdığımız var ona geliyor ve tanışmak istediğini söylüyor benimle ve sağ olsun o arkadaşımız da çok seven birisi ona da buradan selamlarımı gönderiyorum oda bir ortak tanıdığımızın programında bir fırsatını ayarlayıp bizi tanıştırıyor. İşte yine bir ortak tanıdığımızın evinde ilk görüşmemizi yaptık öyle devam etti.

Çok yoğun anladığımız kadarıyla sosyal medyadan göre biliyoruz bizde her akşam düzenli eve gelebiliyor mu? Aybüke’yle ilişkisi nasıl?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Tabi her akşam düzenli eve geliyor ama çok erken gelemiyor. Selçukların iş yeri çok şehir dışında bir yerde olduğu için işte saatleri yolda geçmesin diye iş yerine yakın bir yere taşındık. Benim işlerim biraz daha acı olsa da… … Aile vakti önemli yani gün içinde saatlerimiz ayrı geçiyor. Çok yoğunluklarım var dışarda ama mutlaka bir şekilde yani ya sabah ya akşam bir saat, iki saat de olsa mutlaka kahvaltı olmuyorsa da akşam yemeği o olamıyorsa kahvaltı… Sağ olsun Selçuk da buna hassasiyet gösteriyor. Bir de tabi ki dediğim gibi ev yakın olunca eğer bir gün işi geç saate kadar sürecekse akşam yemeğinde çıkıp geliyor beraber yemeğimizi yiyoruz sonra devam ediyor işine. İşte ben de Aybüke’yi uyutmaya geçiyorum yani dediğim gibi insan önceliklerini net bir şekilde koyunca ne kadar yoğun olursa olsun mutlaka o vakti de oluşturabiliyor.

SOSYAL MEDYA HESABIM YOK

Selçuk Bayraktar, sosyal medyayı çok aktif kullanıyor. Twitter’da 1 milyonu aşkın takipçisi var. Sizin sosyal medyada bir hesabınız var mı?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Yok tabi ki biraz konumumla ilgili bir şey bu yoksa illaki kullanırdım bir şekilde. Yani şu anda da kesinlikle kullanmaya karşıyım demiyorum ama yani öyle bir durum var ki ben oraya a yazsam b yazsam, havadan sudan yazsam mutlaka bir polemik olur altına bir sürü acayip şeyler yazılır. Yani böyle bir enerji istiyor ayrı bir enerji istiyor yani o vakti bulabilir miyim? Nasıl bulurum? Veya o sinirsel dayanıklılığı nasıl bulurum bilmiyorum.

Şöylede bir durum var; sosyal medyayı bu sebeplerle kullanmıyorum diye bilirim ama bir taraftan da ben kullanmadıkça da bütün kardeşlerimde aynı şeyi yaşıyor hani aman polemikten uzak duralım diye biz kendimizi geri çektikçe yıllar içinde biz konuşmadıkça hakkımızda da öyle abuk sabuk şeyler konuşuldu ki! Yani bizim hakikatimizi adeta işte birilerinin kötü niyetli ürettikleri malzemeler üzerinden böyle oluşan bir algı oldu ve o algı adeta hakikatin ötesine geçti. Yani böyle bir gerçekliği var bu dünyanın o yüzden aslında tabi ki belki de bu dünyada sosyal medyada da aktif olup kendi hakikatini insanın kendisi oluşturması gerekiyor. Olabilir tabi bu benim için zor bir karar olur yani çünkü özel hayatına da hassasiyet gösteren bir insanım.

…İşte bir sürü fan hesabı gözüküyor, insanlar bunu bizim yönettiğimizi düşünüyorlarmış ve bu benim için gerçekten ilk öğrendiğimde kabullenmesi çok zor olmuştu. Bakıyorum o hesaplara devamlı bir fotoğraf paylaşımı ve bu yani bana çok ters bir şey. Ben bir hesap yönetsem öyle yönetmezdim herhalde veya adeta benim ağzımdanmış gibi söylenen atılan mesajlarda olmuştur zamanında. Böyle bir tarafı da var hani gerçek bir hesap açsak da bu sıkıntıyı en azından elimine etmiş oluruz.

Sosyal medyada maruz kalınan eleştiriler oluyor haklı eleştiri ne kadar güzel keşke eleştirilsek ama haksız eleştirilere maruz kaldığımızda neler hissediyorsunuz ailecek mi maruz kalıyorsunuz? Hani tek de değil Selçuk bey… Sayın Cumhurbaşkanımız, Emine Hanım tüm ailemi kalıyor neler hissediyor sunuz?

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Valla aslında uzun bir konu bu. Yani senin de dediğin gibi eleştirinin samimi olanı yapıcı olanı gerçekten başımın üstüne ben bu konu da açıkça kendimden emin bir şekilde bunu söyleye bilirim kendi kendimi de eleştiren birisi olduğum için zaten dışardan gelen eleştirilere de dinlerim yani her zaman ve ailemde de herkes böyledir fakat yani senin bahsettiğin artık yani yalan iftira boyutunda olan saldırı boyutunda olan  kötü niyetli şeyler bunlar. Eleştiri kapsamında  değil aslına yani bunlar şöyle diyeyim daha yaşım küçükken daha kırıcı oluyordu tabi ki hani duygusal olarak o yaşlarda hayır gerçek değil bu diye adeta yırtınıyorsun yani ve böyle haykırmak istiyorsun ama haykıracak bir platformun da yok zaten. Haykırsan da üzerinden muhtemelen yine polemikler üretilir bir şey dediğine de pişman olursun böyle şeyler de yaşadık çünkü. Dolayısıyla dediğim gibi o yaşlarda daha kırıcı, üzücü oluyordu fakat tabi yaş ilerledikçe artık olgunlaşmaya başlıyorsun, bu anlamda bağışıklığın güçlenmeye başlıyor ve bir yerden sonra gerçekten önemsememeye başlıyorsun. Yani Allah bilsin yeter diyorsun sonuçta Allah biliyor benim de sorumluluğum O’na, hesabım O’na. O zaman ben kendime döneyim kendime odaklanayım nasıl yaşadığımı ne yaptığımı ki hani onlara da olabildiğince kulağımı kapatayım işimi yapayım,  işime odaklanayım… Yaş geçtikte bu konuda güçlenmeye başlıyorsun, yani gerçekten kim ne derse desin yapı irtibatı ile işin pozitif tarafına olumlu tarafına bakmayı odaklı bir tarafım da var. Hani bu benim için bir avantaj oluyor bir anlamda yani ne olursa olsun hayatı kendime zehir etmemeliyim. Hani bir şekilde mutlu olmalıyım yani mutlu olmak değil amaç ama en azından işime bakmalıyım iç huzurumu dış etkenlerden amansız kılabilmeliyim. Yani iç huzurum onlardan dolayı değişmemeli benim bunu tamamen başarmış anlamında demiyorum en azından bu yönde bir gayretim var anlamında diyorum.

Kolay bir şey değil ama zamanla bağışıklık dediğiniz bir şeklide oluyor demek ki.

Sümeyye Erdoğan Bayraktar: Gerçekten kolay değil. Bir de şöyle tabi ki; artık refleksler güçleniyor. Hem bizim için de cevap verecek mecralar da çoğaldı tabi bu yıllara göre hem o hem gerçekten bir iftiradan bahsediyorsak kötü niyetli bir şeyden bahsediyorsak bu yollarda başvuruyoruz artık ve ben bunun gerekli olduğunu da düşünüyorum. Yani kimsenin onuruyla oynamak gururuyla oynamak bu kadar kolay olmamalı yani bir bedeli olmalı bunların diye düşünüyorum. Bu yüzden işte ya hukuki yollara başvuruyorsun ya çıkıp cevabını veriyorsun. Onun haricinde de yani kulak arkası edip işine bakıyorsun.