Filistin’in ilhak kararına karşı bir planı var mı?

Filistin’in ilhak kararı’nin bazı bölümlerini topraklarına katma ısrarına karşı kararlı ve kesin bir yanıt olarak Filistin Ulusal Otoritesi, daha önce alacağını açıkladığı Oslo Anlaşmasını geçersiz sayma ve İsrail ile güvenlik koordinasyonunu durdurma kararını sonunda aldı.

Bu kararın ardından, verilen bu tepkiye dayanmak ve ona göre hareket etmek, savunmadan saldırıya geçmek bir gereklilik haline geldi. Bunun için de Filistinli iç cephe sağlamlaştırılmalı, İsrail’in kararına ve Filistinlilerin beklentilerini minumum düzeyde bile karşılamayan ABD yönetiminin planına karşı  alternatif bir Filistin politikası sunulmalıdır. Benim düşünceme göre, İsrail’in planlarına karşı mücadelede bir sonraki aşamanın ve Filistin tarafının ilhak kararına karşı oluşturacağı herhangi bir planının başarılı olması için beş temel bileşene odaklanmak gerekir. Bunlar:

Birincisi, Filistin – Filistin bölünmesini sona erdirmek ve iç cepheyi birleştirmektir. İç siyasi bölünmeye yol açan tüm sebepler ve 13 yıldır devam ediyor olması bir yana bu durum sürdürülemez. Önümüzdeki dönemde mutlaka Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında mevcut durumu sona erdirecek, İsrail tarafı ile daha başarılı bir mücadele için iç Filistin cephesini güçlendirecek bir anlaşmaya varılmalıdır. İroniktir ki, 1948 yılında Arap-İsrail savaşı patlak verdiğinde İsrailli silahlı örgütler Haganah, Irgun ve Levi de birbirleriyle kavgalı ve anlaşmazlık içindeydi. Ne var ki İsrail, savaşı kazanmak için bu örgütleri tek çatı altında toplaması gerektiğini anlamıştı. Bu örgütleri İbrani Direnç Güçleri adı altında bir araya getirerek savaşı kazandı. Peki bugün, rakip ve birbiriyle kavgalı Filistinli güçler de İsrailli örgütler gibi anlaşmazlıklarını bir kenara bırakıp İsrail’in ilhak kararının taşıdığı büyük tehlikeye karşı saflarını birleştiremez mi?

İkincisi, yeni genel ve başkanlık seçimleri önünde duran her tür engeli kaldırmak acil bir ihtiyaçtır. Filistinliler arasında yapılan kamuoyu yoklamalarının sonuçları, üzerinden 14 yıl geçen son Filistin seçimlerinden bu yana mevcut yasama ve yürütme organlarının meşruiyetlerinin yenilenmesi gerektiği ve seçimleri düzenlememek için gerekçe olarak gösterilecek mantıklı hiçbir bahane kalmadığını ortaya çıkardı. Filistin Ulusal Otoritesi ile yasama ve yürütme organları defalarca, Oslo Anlaşmasını geçersiz saymak ve güvenlik koordinasyonunu durdurmaya benzer zor ve önemli kararlar almak zorunda olacaktır. Dolayısıyla, bu zorlu kararlarının halk tarafından kabul edilmesi, İsrail’in kibriyle hem resmi hem de halk düzeyinde birleşik bir şekilde yüzleşebilmesi için yenilenmiş bir meşruiyet silahıyla kuşanmış olmalıdır.

Üçüncüsü, Filistin pozisyonunu önemli ölçüde güçlendirmek için ilhak kararına karşı barışçıl bir Filistin halk hareketi başlatılmalıdır. 1967’deki İsrail işgalinden günümüze Filistinliler iki büyük intifada gerçekleştirdiler. İsrail’in kararları ve uluslararası toplumun tepkisi üzerindeki etkileri yönünden – özellikle de ikinci intifadaya eşlik eden şiddet olayları göz önüne alındığında- bu iki intifadanın sonuçları farklıydı. Fakat bu iki intifada kuşkusuz, Filistin halkında şiddetli bir öfkeye neden olmadan ve bunun için bir maliyet ödemeden İsrail işgalini sürdürmenin imkansızlığını da gösterdi. Kapsamlı bir halk hareketi durgun suları hareket ettirebilir ve uluslararası toplumun Filistin halkının İsrail’in kibir ve küstahlığı, ilhak kararı karşısında sessiz kalmayacağını anlamasını sağlayabilir. Dolayısıyla, kararın uygulanmasını durdurmaya yardımcı olabilir. Filistin halk hareketinin yokluğu, bazı Filistinli gruplar arasında ilhak kararına karşı bir tür umursamazlık olduğu – ki bu doğru değildir- gibi bir görüntüyü ortaya çıkarabilir ki bu da, ABD ve İsrail yönetimlerinin iddialarına karşı Filistinlilerin pozisyonunu zayıflatacaktır. İlhak kararının o kadar da kötü olmadığı, Filistinliler arasında herhangi  bir halk hareketlerine neden olmamasının da bunun kanıtı olduğunu öne sürmelerine yol açabilir.

Dördüncüsü, Yüzyılın Anlaşması ve İsrail’in uygulamalarının masadaki tek seçenekler olmaması için Filistin tarafı da karşıt bir plan hazırlamalıdır. Filistin Ulusal Yönetimi, Ürdün, Mısır ve belki de Arap Birliği ile koordinasyon içinde Filistinliler açısından kabul edilebilir bir çözümün temelini oluşturacak karşıt bir plan hazırlayıp sunabilir. Bu planın, merhum Kral Abdullah bin Abdulaziz’in önerdiği Arap Barış Girişimine dayanması doğaldır. Bilindiği gibi bu girişim, İsrail’e   Doğu Kudüs dahil 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve bu topraklar üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurulması çağrısında bulunmuştu. İsrail tabi ki bu öneriyi reddedecek ve ABD yönetimi de onu destekleyecektir. Ancak öte yandan, bu öneri iki devletli çözümü destekleyen uluslararası toplum arasında Filistin davasını yeniden canlandıracaktır. Yüzyılın Anlaşmasının tek tartışma konusu olmaması, Filistin Ulusal Otoritesinin bunu başarmak için Arap ülkeleri ile koordinasyonlu bir şekilde küresel bir siyasi ve diplomatik kampanya yürütmesi son derece önemlidir.

Beşincisi, İsrail’in ilhak kararının iki devletli çözüme yansımaları ön plana çıkarılmalıdır. Yukarıda zikredilenlerin yanı sıra, bugün uluslararası toplumun şüpheye yer bırakmayacak şekilde şunu anlaması sağlanmalıdır. İsrail hükümetini ilhak kararını uygulamaktan vazgeçirmeye yönelik tüm çabaların başarısız olması durumunda Filistin tarafı, İsrail ile çatışmayı sona erdirme yaklaşımını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaktır. İmkansız hale geleceği için iki devletli çözümde ısrar etmeyi bırakacaktır.

Uluslararası toplum bunu gerçekleştirmekten acizken “iki devletli çözüm”e bağlı kalmak ve  İsrail’in ilhak kararını uygulamakta diretmesi, iki devletli çözümü İsrail’in kullandığı bir gerekçe haline getirecektir. İsrail bu sayede bir yandan daha fazla toprağı yutmaya ve sahada yeni gerçekler yaratmaya devam ederken diğer yandan uluslararası toplumun iki devletli çözümün hala var olduğu algısına kapılmasını sağlayacaktır.

Kuşkusuz, iki devletli çözüm dışında İsrail’in ihlallerini durduracak ve işgali sona erdirecek herhangi bir yeni yaklaşımın, Filistin Ulusal Otoritesinin çözümün genel çerçevesini değiştirmeye çalışacak tarihi bir kararına gereksinimi vardır. Bu da, İsrail ile yan yana barış içinde yaşayacak bağımsız bir Filistin devletinin kuruluşunu talep etmek yerine Filistinlilerin topraklarında siyasi ve sivil haklarını elde etmelerine ve bu hakların güvence altına alınmasına odaklanmaktır. Uluslararası toplum hem bağımsız bir Filistin devletini hem de Filistinlilerin eşit haklara sahip olması ilkesini reddedemez. Çünkü bu, uluslararası toplumun İsrailli ırkçı bir Apartheid rejimini kabul etmesi anlamına gelir ki bu da uzun vadede sürdürülemez.

Filistin kimliği ile mevcut Filistin Ulusal Otoritesi kurumlarının uzun yıllar içinde geliştiğini ve olgunlaştığını düşünenler arasında bu argümana karşı büyük bir muhalefet olması anlaşılır ve doğaldır. Bu kişilerin, iki devletli çözüm dışında herhangi bir argümanın bu kurum ve kimliğin gelişimini tehdit edeceğini düşünmeleri olağandır. Ne var ki, iki devletli çözüm temelinde Filistin devletinin kuruluşu neredeyse imkansız bir hale gelmişse, kurumlar hangi  amaç için gelişimini sürdürecek? Filistin ulusal kimliğini korumak ve geliştirmek devletin biçimi ile bağlantılı değildir ve tarih de bunu kanıtlamıştır. Filistin ulusal kimliği, bağımsız bir devleti olmamasına rağmen sürekli büyümüş ve kendini yenilemiştir. Filistin kimliğinin özünü, Filistin halkının devletin biçiminden bağımsız olarak topraklarının tamamında işgale karşı gösterdiği direnç ve kararlılık oluşturmaktadır. Kimliğin toprakla bağlantısı, devlet ile bağlantısından çok daha önemlidir.

Filistin davasının yaşamında çok tehlikeli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. Arap-İsrail çatışmasını çözmek için bütün geleneksel araçlar kullanıldı ve başarısız oldu. Gerek işgali sona erdirmek için yürütülen askeri çabalar gerekse de bağımsız bir Filistin devleti kurmaya yönelik siyasi ve diplomatik çabalar başarısız oldu. Bu nedenle, mevcut çerçevenin dışında düşünmek bir gereklilik haline geldi. Filistin Ulusal Otoritesi önünde çok seçenek kalmadı. Ama demografi ve eşit haklar faktörleri, Filistin tarafının hala elinde olan ve kendilerini iyi kullanması durumunda İsrail’in dengelerini tepetaklak edebileceği baskı kartlarıdır.

Mervan Muaşer

Şarkul Avsat