Dünya UFO Günü: Uzaylıları bulmaya ne kadar yakınız ve neye benziyorlar?

Mars ve Satürn’ün uydusu Enceladus’tan heyecan verici veriler elde edildi ama Dünya dışı yaşamın galaksiler arası uzay gezginlerinden ziyade ufak bakterilerden oluşması muhtemel.

2 Temmuz Dünya UFO Günün’e girilirken, birçok insan tuhaf uzay araçlarıyla evreni dolaşan gelişmiş uzaylı yaşam formları üzerine düşünme fırsatını memnuniyetle karşılayacaktır.

UFO’ların varlığı bilimde geleneksel bir araştırma konusu olmasa da dünya dışı yaşamı araştıran bilim insanlarının sayısı hiç de az değil.

Son yıllarda, dünyanın en büyük uzay ajanslarından heyecan verici duyurular yapıldı. Ajanslar, uzaylı yaşamın kendi Güneş Sistemimizde gizlenmiş olabileceğine dair son derece cazip bazı ipuçları verdi.

NASA’nın Curiosity aracı, bilim insanlarına Mars yüzeyindeki eski organik madde kanıtlarını bulma fırsatı sundu. Bu “yaşam için gerekli bileşenler” Kızıl Gezegen’in her zaman bugünkü kadar “cansız” olmayabileceğini gösterdi.

Öte yandan Enceladus ve Europa uyduları, yüzey katmanının derinliklerinde yer alan okyanuslar sebebiyle uzaylı yaşam arayışının potansiyel hedefleri olarak seçildi.

Bilim insanları, gaz devi Satürn’ün yörüngesindeki Enceladus’ta büyük organik moleküllerin keşfiyle “şaşkına döndüklerini” duyurdu.

Söz konusu keşif, bu uzak uyduyu “bildiğimiz yaşam için gereken tüm temel gereksinimleri aynı anda karşılayan” Dünya dışında bilinen tek gök cismi konumuna getiriyor.

Ancak söz konusu yaşam kendi uzay aracını inşa edip kontrol etme becerisinden çok uzak.

Sinema ve edebiyatta uzaylılar genellikle büyük, kötücül ve insanoğlundan teknolojik bakımdan çok daha gelişmiş şekilde tasvir ediliyor.

Büyük bilim insanı merhum Stephen Hawking, böylesi uzaylılara dair bildiriler yayımlaması ve bu tür kozmik gezginlerle karşılaşmanın tehlikelerine dair uyarılarda bulunmasıyla biliniyordu.

Hatta Hawking, insanlar ve uzaylılar arası buluşmayı, Amerikan Yerlileri ve kendi deyimiyle Kristof Kolomb’un “pek iyi sonuçlanmayan” buluşmasıyla kıyaslamıştı.

Oxford Üniversitesi’nden bir ekip de “Dünya ayrıntılarından bağımsız tahminler yapabilmek” için evrim teorisini uygulamıştı ve uzaylıların gerçekten de bizim gibi bir şeye benzeyebileceği sonucuna varmıştı.

Ancak pratikte uzmanlar, karşılaşacağımız en muhtemel uzaylı yaşam formlarının uzaylı bir tür uzaylı mikrop olacağını düşünüyor.

3,5 milyar yıllık Dünya yaşamının ilk 2,9 milyar yılında sadece küçük ve tek hücreli yaratıklar bulunuyordu. Modern insanlar sadece, yaklaşık 300 bin yıldır var.

Bu, yalnızca hayatı destekleyenleri değil, bizim gibi karmaşık yaşama ev sahipliği yapan gezegenleri keşfetme olasılığının da son derece zayıf olduğu anlamına geliyor.

Dünya gezegeninin ötesindeki yaşamın varsayımsal kökenleri ve evrimiyle ilgilenen bilim dalına astrobiyoloji deniyor. Astrobiyoloji destekçilerinin çoğu, gezegenin en uç ortamlarında yaşayan bakterilere odaklanma eğilimi gösteriyor. Dünya’nın en soğuk, en sıcak veya en asidik bölgelerinin uzak gezegenlerde ve uydulardaki koşullar için makul temsiller olduğuna inanılıyor.

Şimdi umut veren işaretlerin Dünya’ya görece yakın bir konumda keşfedilmesiyle bilim insanları, Dünya’daki yaşama dair bildiklerini uzaylı arayışında rehberlik etmesi için kullanıyor.

ExoMars benzeri görevlerin fırlatılması ve Enceladus’ın gelecekte araştırılması potansiyeli, son aylarda elde edilen bulguları geliştirebilir ve hatta Dünya dışı yaşamın ilk somut kanıtının elde edilmesini sağlayabilir.

Independent Türkçe