Kaliforniya boyunca uzanan ünlü fay, 2015 yapımı San Andreas filmine de konu olmuştu.

San Andreas fayında neyin harekete geçirdiği bulundu

Kaliforniya’daki San Andreas Fay Hattı’nın sarsıntılarıyla tanınan ve depremlerden önce Dünya’nın derinliklerinde kayaçları eriten kuvvetlerin ortaya çıktığı bölümünü araştıran yerbilimciler, depremlerin nasıl gerçekleştiğini anlamaya katkı sağlayacak sonuçlara ulaştı.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacıların gerçekleştirdiği çalışma, deprem mekaniğine yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya bakarak yeraltı kayaçlarına, sürtünmelerine ve sıvılarına odaklandı.

Bilim insanları genellikle yer kabuğunun en üstüne odaklanırken yeni araştırmada ise buradaki hareketliliğe yol açan daha derin kayaçlar incelendi.

Araştırmacılar, depremlerin takip edildiği derinliklerin çok daha altına indi ce fay hatlarındaki istikrarsızlığı ortaya çıkaran ve depreme yol açan yeraltı etkileşimlerini inceledi.

Doktor öğretim üyesi Sylvain Barbot, “Kaliforniya’nın sismik etkinliğinin büyük kısmı yer kabuğunun ilk 15 kilometresi içinde yer alıyor. Fakat San Andreas Fay Hattı’ndaki bazı sarsıntılar çok daha derinde gerçekleşiyor” dedi ve ekledi:

“Bunun neden ve nasıl gerçekleştiği gizemini büyük ölçüde koruyor. Biz San Andreas Fay Hattı’nın derin bir kısmının sıklıkla kırıldığını ve buna ev sahipliği yapan kayaçları eriterek bu aykırı sismik dalgaları ürettiğini gösterdik.”

Çin Deprem İdaresi’nin (CEA) işbirliğiyle gerçekleştirilen ve hakemli bilim dergisi Science Advances’te yayımlanan araştırmanın bulguları, depremlerin, onları tetikleyen bu kuvvetlerle birlikte nasıl ve nerede gerçekleşeceğini anlamak isteyen araştırmacılara yardımcı olabilir.

Bilimsel kavrayışın gelişmesi, Kaliforniya gibi depremle yaşayan bölgelerde kuralların oluşturulması, kamu politikalarının belirlenmesi ve felaket hazırlıklarının bilimsel verilere dayanması açısından önem taşıyor.

Araştırmacıların seçtiği Parkfield isimli merkez üssünde şimdiye kadar kaydedilen 6 ve üstü büyüklükteki 6 deprem neredeyse eşit zaman aralıklarıyla gerçekleşti: 1857, 1881, 1901, 1922, 1934, 1966 ve 2004. Çok yüksek derinliğe sahip küçük sarsıntılarsa birkaç ayda bir meydana geldi.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, matematiksel modelleri ve kayaçlarla yapılan laboratuvar deneylerini kullanan araştırmacılar, fay hattının Parkfield’ın 58 kilometre kuzeyine ve 25 kilometre derinliğine uzanan kısmından elde edilen verilere dayanarak simülasyonlar gerçekleştirdi. Ayrıca Dünya’nın derinliklerindeki 300 yıla yayılan fay aktivitesinin dinamiklerini canlandırdı.

Bunun sonucunda büyük depremlerin ardından, fay sınırında buluşan tektonik tabakaların daha uyumlu davrandıkları bir aşamaya geçtiği görüldü. Plakalar, bir süre boyunca birbirlerinin yanından süzülüyor ve bu yavaş sürtünme yüzeyde çok az sıkıntıya neden oluyordu.

Ancak bu geçici huzurun içinde kök salmakta olan bir sorun yatıyor. Çünkü granit ve kuvars kütlelerinin hareketi yavaş yavaş sürtünerek bu dip kayalarında ısı üretiyor. Sıcaklığın 350 santigrat derecenin üzerine çıkmasıyla birlikte kaya blokları daha akışkan hale geliyor ve birbirlerinin üzerinden daha hızlı kaymaya başlıyor. Bu da daha fazla sürtünme, daha fazla ısı anlamına geliyor. Hızlanan bu süreç, bir depremi tetikleyene kadar devam ediyor.

Barbot bu süreci şöyle açıklıyor:

“Tıpkı soğuk havada ısıtmak için ellerinizi ovalamanız gibi fay hatları da kaydıklarında ısınıyor. Yani fay hareketleri sıcaklıkta büyük değişikliklere yol açabiliyor. Bu daha da hızlı kaymalarına neden olan ve nihayetinde bir deprem açığa çıkaran bir pozitif geribesleme oluşturabiliyor.”

Barbot ayrıca, “Deprem tahmini yapmak zor. Bu nedenle yalnızca depremleri tahmin etmek yerine, yerde görülen her türden farklı hareketi açıklamaya çabalıyoruz” diye konuştu.

Şarkul Avsat