O müftü, Yahudi soykırımını destekledi mi?

1968 yılının ağustos ayında David Dalin ve John Rothmann isimli iki Amerikalı üniversite öğrencisi Kudüs’te bulunan Yad Yashem Holokost Müzesini ziyaret etti. İki üniversite öğrencisi, Hitler’in Filistinli lider ve Kudüs baş müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni’yle olan bir fotoğraf gördüler.  Kitabın önsüzünde “Aniden aynı şeyi düşünmeye başladık. Bu fotoğrafın arkasındaki hikâye ne?” ifadelerini kullanıyorlar.

Dalin, Stanford Üniversitesi’nin Hoover Enstitüsü’nde Amerika tarihinde Taube araştırma görevlisi. Rothmann ise San Francisco Üniversitesi’nin Fromm Enstitüsü’nde öğretim görevlisi. Müzede gördükleri fotoğraf, tarihsel bağlamından uzak olsa da kendilerini rahatsız etti. İki akademisyen kitapta “Bir ağustos gününde o fotoğrafı gördüğümüzden beri müftünün hikayesini amansız bir kararlılıkla araştırdık ve bunun için saatlerimizi harcadık” ifadelerini kullandı. Sonuç, çok az bilimsel değere sahip “Kötülüğün İkonu (Icon of Evil)” ve kitap, Ortadoğu barış beklentilerine potansiyel olarak zarar verebilir.

Hüseyni, 1921 yılında Kudüs’e müftü olarak atandı. Kitabın başlığı bu konumu, Filistinli Araplar arasında en yüksek dini ve siyasi konum olarak tanımlıyor. Dalin ve Rothmann’a göre, müftü, işini İngiliz yüksek komiserinin danışmanlarından biri olan ve yazarların “şiddetli bir Yahudi düşmanı” olarak tanımladığı Ernest Richmond ile “tutkulu bir homoseksüel ilişkiye” borçlu olabilir. Kitabın yazarları bu ilişki için belgelenmiş hiçbir kanıt sunmuyorlar, kanıt olarak sundukları tek şey Kudüs’teki İngiliz yönetimi içinde böyle bir “söylenti olduğu”.

Şiddetli bir Filistin milliyetçisi olan Hüseyni, 1920’lerde ve 1930’larda Filistin’de ortaya çıkan bazı şiddet olaylarını kışkırtarak hem Siyonistlerle hem de İngilizlerle savaştı. Düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesine uygun olarak müftü, Nazi Almanya’sından destek aradı ve karşılığında Yahudilerin imhası da dahil olmak üzere Hitler’in savaşını destekledi. Hitler ile görüşmenin yanı sıra, Adolf Eichmann ile görüştü ve Yahudi çocukları Doğu Avrupa’dan Filistin’e nakletme planını sabote etti.

Bütün bunlar yanlış ve utanç vericiydi, ancak yazarların iddiasının aksine, Hüseyni’nin Holokost’ta “önemli bir rol oynayıp oynamadığı” sorgulanabilir. Çünkü Bernard Lewis’ın “Semites and Anti-Semites (Semitizm ve Anti-semitizm)” kitabında belirttiği gibi: “Nazilerin dışarıdan bu tür bir ek teşvike ihtiyaç duyması pek olası görünmüyor.” Dalin ve Rothmann’ın da iddia ettiği gibi, Eichmann’ın yardımcılarından birinin tek bir açıklamasından alıntı yaparak, Hüseyni’ye Auschwitz gaz odalarında rehberli bir tur yaptırılması da aynı derecede mantıksızdır.

Somut kanıt eksikliği kitaptaki temel sorun. Yazarlar Martin Gilbert, Bernard Wasserstein ve Raşid Halidi gibi önde gelen akademisyenlere atıfta bulunurken, en soyut alıntılardan bazıları oldukça tartışmalı kaynaklara dayanıyor. Hitler’in Hüseyni’ye verdiği sözde ve son derece düşük olasılıklı taahhüdü (“Yahudiler senin”) müftünün kendi anılarındaki bir pasaja dayanıyor. Ancak Hitler ile görüşmesinde böyle bir ifade yer almayan resmi bir Alman kaydı var. Aslında müftü amacına ulaşamadı: Hitler, kendisine bir kamuoyu desteği bildirisi imzalamayı reddetti.

Yazarların, hayali bir Alman zaferinden sonra Filistin’in kuşkusuz hayali bir tasvirine girmeleri de güven uyandırmıyor: “Tel Aviv’deki ilk ölüm kampları, Auschwitz ve Birkenau’dan sonra tasarlandı, Eichmann’ın gelişinden kısa bir süre sonra faaliyete geçti… Filistin’deki 450 bin Yahudinin tamamı yok edilmişti… Ertesi ay Hitler şahsen Kudüs’e uçtu. ”

Müftü’nün Nazi Almanya’sına verdiği destek, aşırılık yanlısı milliyetçiliğin kötülüklerini gözler önüne seriyor. Ancak Filistin’de Nazilerle anlaşma yapmak isteyen tek şovenistler Araplar değildi. 1940’ın sonunda ve yine 1941’in sonunda, Stern Çetesi olarak bilinen küçük bir Siyonist terör örgütü, Beyrut’ta İngilizlere karşı mücadelesine destek arayan Nazi temsilcileriyle temas kurdu. O sırada bir İngiliz hapishanesinde bulunan Sternistlerden biri, İsrail’in gelecekteki başbakanlarında İzak Şamir’di. Yazarlar bu durumdan bahsetmiyorlar.

Kitap boyunca Dalin ve Rothmann, radikal İslam, anti-Semitizm ve Nazizm terimlerini bulanıklaştırmaya çalışıyorlar. Çok sayıda Arap ve Müslüman lider müftünün müritleri olarak tanımlanıyor. Enver Sedat ve Yaser Arafat kötü adamlar arasında. Okuyuculara, müftü büyüsünün onları İsrail ile tarihi anlaşmalara nasıl yönlendirdiğini tahmin etmek kalıyor.

Bütün bunlara rağmen, kitap “İsrail için iyi” olduğuna inanılan popüler bir Arap savaşı kategorisine ait olması nedeniyle dikkate değer. Aslında kitap, İsrail için iyi değil. İsrail’in düşmanlarının Naziler veya Nazilerin mirasçıları olduğu iddiası, Filistinlilerle herhangi bir adil uzlaşmanın cesaretini kırma eğilimindedir ve bu İsrail için kötü bir durum.

New York Times