Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab Berlin'de bir araya geldi

Avrupa üçlüsünden İran nükleer anlaşması dosyasına ilişkin yoğun diplomasi

İran ile imzalanan nükleer anlaşmaya dâhil olan “Avrupa üçlüsü” (Almanya, Fransa ve İngiltere) yoğun bir diplomasi dönemine hazırlanıyor. Bu üç ülke Joe Biden başkanlığındaki yeni ABD yönetimi göreve gelir gelmez, İran nükleer programı dosyasında ortak transatlantik yaklaşıma geri dönme fırsatını masaya yatıracak.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, İran nükleer anlaşması katılımcıları ve yeni ABD yönetimiyle bu konuda nasıl ilerleme kaydedilebileceğini masaya yatırmak üzere Berlin’de görüşmeler gerçekleştirdi.

Reuters’ın aktardığı habere göre, dünkü görüşmelerin ardından, kimliğini açıklamak istemeyen bir Alman yetkili yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki yıl yeni ABD yönetiminin göreve gelmesiyle birlikte İran nükleer anlaşmasını amacına uygun olarak kullanma fırsatımız olacak. İran’ın nükleer programını kısıtlayacağız. İran’ın nükleer yükümlülüklerini giderek daha fazla ihlal etmesi göz önüne alındığında bu acil olarak gereklidir. Üç Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa ve İngiltere) zorlu müzakerelerle karşı karşıya kalacaklarının farkında ve yoğun bir diplomasi dönemine hazırlanıyorlar” ifadelerini kullandı.

20 Ocak’ta göreve başlayacak olan Biden, öncelikle Tahran’ın anlaşmaya tam olarak uyması halinde, dünya güçlerinin İran’la imzaladığı nükleer anlaşmaya yeniden katılacağını söyledi. Biden, müttefiklerle birlikte bu anlaşmayı güçlendirmek, genişletmek ve İran’ın diğer istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini daha etkili bir şekilde durdurmak için çalışacağını ifade etti.

Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü konuya ilişkin daha önce yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: “ABD’nin nükleer anlaşmaya ilişkin yapıcı bir yaklaşım benimsemesi, İran’la ilişkilerde gözlemlediğimiz mevcut olumsuz sarmalın kırılmasına ve anlaşmanın sürdürülmesi için yeni ufukların açılmasına önemli ölçüde katkıda bulunacaktır, bundan eminiz.”

Bakanlık sözcüsü konuya ilişkin, “Üç bakanın toplantısı aynı zamanda İran’ın füze programını, geniş bölgesel rolünü ve nükleer anlaşmanın kapsamadığı konuları ele alacak. Alman hükümeti, İran’dan Viyana nükleer anlaşmasına uymasını ve sistematik olarak yükümlülüklerini ihlal etmeyi bırakmasını istiyor. Biz ve ortaklarımız, tüm gücümüzle, İran’ı anlaşmayı ihlal etmekten vazgeçmeye ve nükleer taahhütlerine tam olarak uymaya çağırıyoruz” açıklamalarında bulundu.

“Trump’ın görevden ayrılmadan önce İran aleyhinde daha fazla adım atıp umutları çökertmesinden endişe duyuyor musunuz?” şeklindeki soruya yanıt olarak Bakanlık sözcüsü, “Bu yönde adımların atılması halinde değerlendirmelerimizi yaparız” dedi.

İran uranyum zenginleştirme çalışmalarında son aşamaya geçti

İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kazım Garipabadi, İran’ın uranyum zenginleştirmede yeni bir aşamaya girdiğini bildirdi.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre Garibabadi, “Uranyum hekzaflorür veya UF6 gazının bir santrifüje enjeksiyonu, uranyumu zenginleştirmenin ve 238 uranyumunun 235 uranyumundan ayrılması için son adımdır. Yeni santrifüjler faaliyete başlayarak, uranyum zenginleştirmede yeni aşamaya adım attık” dedi.

Garipabadi, devlet televizyonunda yayınlanan konuşmasında, “Nükleer anlaşmanın bugün ciddi zorluklarla karşı karşıya olmasının bir takım nedenleri var. Bunlar; ABD’nin anlaşmadan tek taraflı ve yasa dışı olarak çekilmesi ve ardından yaptırımları yeniden uygulaması ve Avrupalıların bu durumu telafi etmek için adım atamaması. İran’ın misilleme eylemlerinden vazgeçmesini istiyorlarsa, nükleer anlaşmada dengeyi yeniden sağlamalı ve yaptırımları kaldırarak yükümlülüklerini yerine getirmeliler” dedi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından geçtiğimiz hafta yayınlanan bir raporda, İran’ın Natanz tesisinde kurulan yeni IR-2M santrifüjlerine uranyum hekzaflorür gazı pompalanmaya başlandığı bildirilmişti.

İran, Biden’ın Dışişleri Bakanı konusunda endişeli bir bekleyiş içerisinde

İran’da, ABD Başkanı seçilen Joe Biden tarafından atanacak olan Dışişleri Bakanı konusunda endişe hakim. Bu atama yeni ABD yönetiminin nükleer anlaşmaya ilişkin politikasının ana hatlarını belirleyecek.

3 Kasım’da gerçekleştirilen ABD Başkanlık seçimlerini kazanan Joe Biden’ın yönetiminde Dışişleri Bakanı olarak görev alması beklenen Demokrat Senatör Chris Coons, iki gün önce, Biden’ın 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya dönüşü destekleyeceğini ancak bunun için bölgesel temsilcilerin desteğiyle İran’ın füze programını engellemenin açık bir yolunun ortaya konulması gerektiğini ifade etmişti.

İran’ın yarı resmi ISNA haber ajansının aktardığına göre, İran Parlamentosu Enerji Komitesi üyesi milletvekili Malik Şeriati konuya ilişkin yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Biden yönetiminin izleyeceği olası dış politika konusunda ilgi çekici durumlardan biri Dışişleri Bakanlığı için başlıca adayların şu iki isim olmasıdır. Birincisi Chris Koons; Nükleer anlaşmaya karşı çıkan ve Trump ile aynı fikirde olan senatör, yalnızca Demokratların baskısıyla İran nükleer anlaşmasına dönüşü desteklemeye ikna oldu. İkincisi: Tony Blinken; İlk başta Trump’ın İran’a karşı uyguladığı “maksimum baskı” politikasına karşı çıktı, ancak son zamanlarda Trump’ı savundu ve onun iyi bir miras bıraktığını dile getirdi.”

İhtiyatlı iyimserlik

Eski Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, ABD Başkanı seçilen Joe Biden’ın nükleer anlaşmaya geri dönme planına ilişkin iddialar konusunda Brüksel, Berlin, Paris ve Londra’da ihtiyatlı iyimserliğin hüküm sürdüğünü dile getirdi.

Daha önce İran’la gerçekleştirilen müzakerelere öncülük eden Avrupalı yetkili Catherine Ashton, dün, ABD’nin nükleer anlaşmaya dönme olasılığını “Time” dergisine değerlendirdi. Dergide yer alan makalede, Ashton’un şu ifadeleri yer aldı: “Donald Trump’ın sırtını döndüğü bir anlaşmaya geri dönmek Biden yönetimi için kolay olmayacak. ABD’nin bölgedeki politikasını değiştirmesinin ve nükleer anlaşmadan çekilmesinin arkasında bazı nedenler yatıyor. Biden, Amerikalıları nükleer anlaşmaya karşı çıkmaya iten tüm nedenlerin farkında. Demokratların çoğunluğu sağlayamaması halinde Senato’da zor bir görevle karşı karşıya olacak. Biden, Washington ve Tahran’ın anlaşmanın şartlarına uymasını sağlayacak bir plan geliştirmek için çalışacak bir uzman ekip kuracaktır. Bazıları Biden’ın gelişini yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüyor. Ilımlılar anlaşmaya geri dönmenin rahatlama sağlayacağını belirtirken, sert sesler ise anlaşmanın Amerikalıları güvensizliğe iteceğini ifade ediyor.”

Ashton, anlaşmanın yeniden canlandırılması için üç öneride bulundu: “Birincisi; anlaşmanın uygulanmasını denetleyen AB’nin nükleer anlaşmayı imzalayan ülkelerin liderleriyle toplantılar düzenlemesidir. Bu toplantılar, nükleer anlaşmaya dahil olan AB ülkelerinin dışişleri bakanlarını, müzakereleri yönetmesi beklenen yeni ABD Dışişleri Bakanı ile bir araya getirecek bir toplantıya hazırlık niteliğinde olacak.

İkincisi: Nükleer anlaşma öncelik olmalı. Çünkü bu anlaşma uranyum zenginleştirme programı gibi temel konuları ele alıyor. İran’ın bölgesel hedefleri ve balistik füze programını genişletmesi gibi ele alınması gereken başka sorunlar da var tabii. Tahran’ın bölgesel hedefleri; Biden ve ekibinin nükleer anlaşmayı daha büyük bölgesel strateji ile uzlaştırılacak bir yöntem belirlemelerini sağlıyor.

Üçüncüsü; Biden, Kongre ile birlikte çalışarak, anlaşmanın esaslarını desteklemeli. Tüm tarafların bağlı kalması halinde anlaşmanın geçerliliğini koruyacağına dair garanti vermeli. Anlaşma için tek bir başkanlık döneminin ötesinde uzun vadeli hedefler belirlemeli.”

Şarkul Avsat