“Arap dünyasında daha fazla halk ayaklanması göreceğiz”

Ortadoğu’daki toplumsal hareketler üzerine birçok çalışması bulunan Stanford Üniversitesi’nden tarih profesörü Joel Beinin, 10 yıl önce başlayan protestolarla ilgili Independent Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Arap Baharı olarak anılan ve Tunus’ta başlayıp Aralık 2010’dan itibaren hızla Arap dünyasını kuşatan kitlesel protestolar, 10 yıl sonra hâlâ bölgede etkisini hissettiriyor.

Ortadoğu alanında uzmanlaşan, özellikle bölgedeki toplumsal hareketlerle ilgili önemli çalışmaları bulunan Stanford Üniversitesi’nden tarih profesörü Joel Beinin, 10 yıl önce başlayan protestoların tarihsel zemini, sürecin bölgesel etkileri ve Arap dünyasının geleceğiyle ilgili değerlendirmelerini Independent Türkçe’yle paylaştı.

Arap Baharı’nın başında öne çıkan talepler neydi? Gidişatta yaşanan gelişmeler bu taleplerle ne düzeyde örtüştü?

“Arap Baharı” ifadesiyle ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bu ifade, 2010-2011 öncesinde Arap bölgesinde siyasi mücadele olmadığını ima ediyor. Bu doğru değil. 2008’in ilk yarısında Tunus’un fosfat madeni havzası Gafsa’da 6 ay süren bir ayaklanma yaşanmıştı. 2000’ler boyunca ve sonrasında Mısırlı işçilerin denetimsiz grev hareketi çok büyük boyutlara ulaştı. Fas’ta iş isteyen işsiz üniversite mezunlarının hareketi vardı. Temelde tüm bunlar, 1980’lerden bu yana bölgede uygulanan neoliberal Washington Mutabakatı’nın ekonomi politikalarına yanıt niteliğindeki toplumsal taleplerdi.

Sonuç itibariyle, bir açıdan iki farklı türden talep vardı. Bunlardan biri yönetimle ilgiliydi: Otokrasiye, polis vahşetine ve bunun gibi şeylere son verilmesi. İkincisiyse toplumsal taleplerdi ve bunun en iyi örneği Mısır’ın popüler sloganı: “Ekmek, Özgürlük ve Toplumsal Adalet.” Doğrusu, bu taleplerin hiçbiri başarıya ulaşmadı. Birçok kişi tarafından olağanüstü “başarı hikayesi” olarak görülen Tunus’ta yöntemsel olarak bir demokrasi var. Ancak Bin Ali döneminden birçok isim iktidardaki konumlarını koruyor ve mevcut demokrasi çok güçlü değil.

Bölgeden ya da dışarıdan ülkelerin protestoların başlamasında ve şekillenmesinde rol oynadığını düşünüyor musunuz?

Tunus’ta Bin Ali’nin, Mısır’da Mübarek’in iktidardan devrilmesinin kesinlikle özendirici bir etkisi oldu. Belirli bir ülkede ciddi düzeyde bir dış müdahale yoktu.

10 yıl önce başlayan ayaklanmalar bölgede toplumsal ve siyasi dinamikleri ne yönde değiştirdi?

Ayaklanmalara yol açan koşullar varlığını sürdürüyor ve hatta ekonomik ve siyasi açıdan daha da kötüye gitti. Ancak ayaklanma, otokrasiye meydan okumanın mümkün olduğunu gösterdi. Fas’ta 2017’deki Rif hareketi, 2019 ve 2020’de Cezayir, Sudan, Irak ve Lübnan’daki hareketler, yaygın toplumsal ve siyasi koşullara yönelik isyanın benzer ifadeleriydi. Sudan ve Cezayir’de, Mısır ve Tunus’takinden ve kesinlikle Suriye, Libya, Yemen ve Bahreyn’dekinden daha büyük bir kısmi başarı sağlandı. Ama daha önemlisi, bu hareketlerle Tunus’un çevre bölgelerinde belirli aralıklarla yaşanan daha küçük ayaklanmalar, 2010-2011 ayaklanmalarını yaratan krizin çözümsüz kaldığını gösteriyor.

Bu süreç bölgesel çatışmaları ne yönde etkiledi? Sürecin bölgede bir kazananı olduğunu düşünüyor musunuz?

Bahreyn’deki ayaklanmayı bastıran, Mısır’da Sisi rejimini, Libya, Suriye ve Yemen’de askeri harekatları destekleyen Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD ile ittifak içinde bölgedeki gerici kampın liderleri olarak konumlarını güçlendirdi. Geçici olarak sürecin “kazananları” oldular. Ancak çift yönlü siyasi- ekonomik kriz devam ettiği için konumlarını konsolide edip edemeyecekleri net değil.

Süreç 10 yıl sonra bugün nasıl görünüyor? Ayaklanmalar tümüyle bir başarısızlık mıydı, hiçbir kazanımı olmadı mı?

Yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü tam bir başarısızlık söz konusu değil. 2011’deki ayaklanmalar öncesinde, Ocak 1977’de Mısır’da yaşanan ekmek ayaklanmasına kadar uzanan birçok toplumsal hareket vardı. Gelecekte bölgede daha fazla halk ayaklanması göreceğiz.

Süreç neden hedeflerine ulaşamadı?

Öncelikle, çeşitli ülkelerin üzerinde birleştiği bir hedef yoktu. İkinci olarak da, kentlerdeki orta sınıflarla kırsal ve coğrafi olarak çevre bölgelerde yaşayan nüfus arasında bağlantı olmaması ciddi bir zayıflıktı. Üçüncüsü, belirli Batılı çevrelerin fazlasıyla teşvik ettiği orta sınıf muhalefet hareketlerinin ideolojisi ve eylemlerinin amacı “sivil topluma” vurgu yapmaktı. Pratikte bunun anlamı STK’lar. STK’lar çok sayıda insanı harekete geçirmez, Fas’taki bir insan hakları örgütü dışında başkentteki ofislerinde çalışan orta sınıfa mensup eğitimli kişiler tarafından yönetilir. Bu, kitle siyasetine olanak tanımaktan ziyade onu sınırlamanın bir yoluydu. Başarılı bir halk hareketinin hem ulusal çapta bir örgütlenmeye hem de bir düzeyde siyasi mutabakata ihtiyacı vardır.

Bu durum, Sudan Meslek Odaları Birliği’nin kurumsal bir çerçeve sağladığı, 1 Ocak 2019’daki Özgürlük ve Değişim için Birlik Bildirgesi ilanının siyasi bir program sunduğu Sudan’da gerçekleşti. Geçici hükümetteki askeri unsurların kestirme yollara başvurma tehlikesi olsa da, Sudan’daki hareketin bugüne dek yaşanan en başarılı ayaklanma olmasının nedeni bu.

Bölgede yeni bir ayaklanma dalgası mümkün mü?

Bölgedeki hakim siyasi ve ekonomik yapılara karşı uzun vadeli bir halk isyanı var. Büyük ihtimalle, özellikle de Kovid-19 virüsü kontrol altına alındığında devam edecek. Çünkü hiçbir ülke kamu sağlığını etkileyen bu acil durumla mücadelede kabul edilebilir şekilde hareket etmedi. Gelecekteki halk hareketlerinin ne zaman ve tam olarak hangi sorunlardan dolayı başlayacağını bilmek imkansız.

Independent Türkçe / Merve Arkan