Trump Beyaz Saray’a nasıl girdi?

Bazıları Trump’ın temsil ettiği popülizm fenomenin sağcı muhafazakar eğilimle bağlantılı olduğunu düşünüyor.

Muhammed Bedreddin Zayed (Eski diplomat ve akademisyen)

Siyasi liderler insanlık tarihi boyunca pek çok konuda farklılık gösterse de, ortak noktalarının tarihe, paradokslar ve çelişkilerle dolu bu gizemli kavrama olan tutkuları ve adlarını tarihe yazdırarak kendilerini ölümsüzleştirme arzusu olduğunu söyleyebiliriz. Belki de Batı zihniyetinde bu durum, Büyük İskender modeliyle başlamış olabilir. Büyük İskender’in tarihin kendisini nasıl ölümsüzleştireceğine olan tutkusu, bunun şaşırtıcı bir örneğidir. Gerçekten de tarih, Büyük İskender’i ölümsüzleştirdi. Bununla birlikte eski Mısır kralları da Büyük İskender’den önce kendilerini ve tarih boyunca Mısır’a hayat veren nehir üzerindeki zaferlerini, fetihlerini ve başarılarını ölümsüzleştirdiler.

Fakat Batı zihniyeti, Mısır mirası ve medeniyetinden büyük ölçüde etkilendiğini kabul etseler de her şeyden önce Yunan medeniyetini ön plana çıkarmaktadır. Genel olarak Yunan medeniyetinin ardından tarih çerçevesinde başta Napoleon, Wilson, Lenin, Churchill, De Gaulle, Abdunnasır, Sedat ve diğerleri olmak üzere yüzlerce liderden bahsedilir.

Bana göre Donald Trump’ın kendine olan hayranlığı, karakterinin doğru anlaşılmasının anahtarıdır. Bu son ifade, merhum yazar Mahmud Abbas el-Akkad’ın psikanaliz alanında bize miras bıraktığı ve liderlerin karakterlerine ışık tuttuğu yaklaşımıdır. Trump’ın geçmişine ve şöhretini nasıl kazandığına şöyle hızlıca bir bakıldığında kendine olan hayranlığının, karakterinin ana anahtarı olduğu anlaşılabilir.

Trump, tamamı entegre bir modelin parçası olan bir takım araçlar ve yüksek bir gürültüyle siyaset arenasına girmeye karar verdi. Bu, belki de Trumpizm fenomeninin, bir kısmının anlaşılması istenen boyutlarının pekiştirilmesine biraz fayda sağlayabilecekti.

Amerikan toplumunun bölünmesinin ardından

Birçok kişi halen ABD’deki mevcut kutuplaşmanın doğasını karıştırmaya devam ediyor. Bunu, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki tarihi bölünmeyle karıştırıyorlar. Bu bölünme, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, çoğunluğunu Anglosaksonların oluşturduğu Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen sağcı muhafazakar hareket arasında sürüyor. Cumhuriyetçi Parti, Amerikan toplumunun çoğunluğunu oluşturan milyonlarca Anglosaksonu bir araya getiren bir akımdır. Ancak diğerlerine nazaran daha liberaldir ve toplumdaki azınlıkların çoğunu asimile etmiştir.

İrlandalı bir Katolik yani bir Anglosakson olan John F.Kennedy’nin 1960’larda Beyaz Saray’a girişi Amerikan geleneklerinde adeta bir devrim niteliğindeydi. Uğradığı gizemli suikast dahi halen birçok şüphenin olduğu bir olay olarak kalmaya devam ediyor.

Anglosakson olmayan azınlıkların büyümesi ve Protestan Anglosaksonlara karşısında çoğunluk haline gelmesi de her durumda, Amerikan liberalleri arasında daha fazla solcu eğilimin olduğu ve daha tehlikeli değişikliklerin meydana geldiği derin bir dönüşümdür. Bu ikilemin altında iki akımın birbirine olan zıtlıklarının derinleşmesi ve iki taraf içindeki ipleri tutup ucunun kaçmasını engelleyen ara akımların daralması yatmaktadır.

Popülizmin yarattığı kafa karışıklığının ardından

Trump benzersiz bir vaka olduğundan bazı insanlar, Trump’ın temsil ettiği popülizm fenomeninin, gerçeğin tam tersi olsa da, sağcı muhafazakar eğilimle bir miktar bağlantılı olduğunu düşünüyorlar. Tarihi olarak sağcı muhafazakârlık ve davranışsal muhafazakârlık, meseleleri sabırla ve yavaşça ele alan ve klasik gelenekçi bir akım olarak tanımlanır.

Ancak Trumpizm cephesinin bileşenleri, yukarıda geçen muhafazakarların karmaşık bir karışımıdır. Ayrıca bunlara milyonlarca işçi ve çiftçinin mensup olduğu Hıristiyan Siyonizmi adı verilen dini bir fanatik akım da dahildir. Belki sadece beyazlar değil, düşük gelirli insanlar ve Trump’ın korumacı söylemini yeni göçmenlerin yanı sıra maddi ve sosyal farklılıklarını yitirdikleri için Çin rekabetçiliğine karşı da bir can simidi olarak kabul eden diğer azınlıklar da bu bileşenler arasında olabilir.

Trump başka bir arka plandan gelirken tamamen Amerikan toplumunun bir ürünüdür. Aileden gelen milyonerliğinin yanı sıra şöhret ve maceraya, belirli siyasi veya entelektüel değerlerle ilgilendiğinden çok daha düşkündür. Dindar bir muhafazakar olmadığına şüphe yok. Bu, belki de istediği ölçü dışında, yani tek başına dini ve sosyal yasalara ve değerlere nüfuz etme hakkı dışında istediği niteliklerden biri değildir. Çünkü Trump her zaman kendini başkalarından üstün olarak hayal eder.

Muhafazakar güçler, bir boşluk anında bu benzersiz yaklaşımla bir lideri kabul etmesiyle birlikte Trump’ın şöhret tutkusuyla realite şovlardan ve sosyal medyadan yeni heyecan veren araçlara yönelmesi de gayet doğaldı.

Meydanın boş kalması ve karizma eksikliği

Siyasi sosyoloji literatüründe, karizma olgusunun hemen hemen tüm dünyada eksik oluşu ve modern dünyamızda başka türden liderlerin yükselişi hakkında derinlemesine çalışmalar yapıldığını düşünüyorum. Geçmişte liderler, daha sonra yanlış olduğu anlaşılan belli miktarda gizem, efsanevi bir hava ve abartılarla çevriliydi. Belki de Napolyon ve Hitler gibi şahsiyetlerin biyografileri ve ölmelerinin ardından ortaya çıkanlar, bu karizmatik öğeleri çevreleyen gizemin onlara daha fazla güç verdiğinin en iyi kanıtıdır.

Elbette mesele sadece karizmanın nasıl yaratıldığı ve ortaya çıkışındaki faktörlerle ilgili değildir. Bu büyük ve detaylandırılması, incelenmesi gereken büyük meseledir. Fakat burada bizi ilgilendiren konu, modern dünyamızın artık bu doğaüstü olayları görmemesi ve çoğu siyasetçi ve liderin ortalama standartlara sahip olmalarıdır. Liderlerden ziyade memurlara benziyorlar. Bu, özellikle birçok kural ve düzenlemenin politikacıları katı kalıplara soktuğu Avrupa kıtasında rahatlıkla görülebiliyor.

Bununla birlikte, Amerikan siyasetinin dinamikleri her zaman farklı olmuştur. Bu dinamiklerin içinde büyük bir canlılık ve hareketlilik vardır. Ayrıca örneğin Obama modelinde olduğu gibi, bazıları retorik ve diğerleri felsefi olan bir takım yetenekler yer alır. Ancak tüm bunlar son on yıldır, gelecek için bir vizyon belirleyen ve yol haritası çizen entegre bir Amerikan liderliği oluşturamadı.

Obama’nın sağlık hizmetleri için verdiği sözleri yerine getirmesi yıllar aldı. Bununla birlikte, dışarıda kesinlikle zayıf bir nüfuzu vardı. Ülkesinin önündeki en büyük zorluk, Çin’in yükselişiydi. Dolayısıyla Trump’ın Amerikan arenasını şaşırtma ve modern dünyanın teknolojisinin yarattığı boşluktan yararlanma yetenekleri onda yoktu.

Eşsiz karışım

Bu tuhaf karışım, canlılık ve muazzam çeşitlilik ile karakterize edilen ve Soğuk Savaş’tan galip çıktıktan sonra iç içe geçmiş büyük dönüşümler yaşayan bir toplumda bir araya geldi. Ülke, yeni rakibi Çin ile olan devasa çekişme ve karşılıklı ekonomik bağımlılık nedeniyle yeni bir rekabete girmek zorunda olduğunu anladı.

Daha da önemlisi bireysel özgürlük, rekabetçilik, demokrasi ve siyasi katılım dahil olmak üzere bu toplumun dayandığı entelektüel değerler sistemi arasındaki iç çelişkilerle yüzleşmek zorunda kaldığını fark etti. Silah taşıma özgürlüğünü temel bir hak olarak görenlerin çoğunluğu Trump’ı taraftarı ve çoğu eşcinsellerin veya kürtaj hakkı özgürlüğüne inanmıyor. Hepsi de diğerleri gibi mutlak bireysel özgürlüklerdir. Çelişkili dini ve toplumsal kavramlarla aynı değiller.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Trump’ın çelişkilerle dolu taraftarlarına sunduğu ise, Amerikan toplumunun çelişkileri ve kendini kandırma konusundaki bu eşsiz beceridir. Bu kişilerin, çelişkileri gösterme ve benimseme konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip birine ihtiyacı vardı. Bu kişi, taraftarlarının çoğunun kişisel ve dini sicilinin güvenilir olmadığını bildiği bir zamanda gerektiğinde tüm bunları dini araştırmalarla özetliyormuş gibi yapabiliyordu. Dikkate alınmaksızın, kendi çıkarlarını ve destekçilerinin çıkarlarını gerçekleştirecek her türlü kararı almakla övünebiliyordu ve bu hakka sahipti.

Bu kişi aynı zamanda güçlüydü. Söylediği her şeyi yerine getirebiliyordu. Çünkü bunu çoktan kanıtlamıştı. Eğer biri çıkıp seçim vaatlerini yerine getirme konusunda onunla selefleri arasında kıyas yapsa, gücü ve kararlılığı karşısında şapka çıkarır. Bu aynı zamanda, bu milletin zihnine aşıladıkları iddia edilen Amerikan rüyasının bileşenlerinden biridir.

Tüm bunlar, Trump’a Beyaz Saray’a giden yolu açtı. Çünkü onu destekleyenler, Cumhuriyetçi Parti liderlerinin sağdan merkeze, kendilerine dayatıldığı ve ülkede dengeyi yeniden sağlayacak bir dönemde kullanacaklarını ve daha sonra zamanı geldiğinde reddedeceklerini düşündükleri yanılsamayla birlikte, içgüdüleri ve yanılsamaları harekete geçiren, hakikati inkar etmekle övünen ve bunda abartıyı seven birine ihtiyaç duyuyordu. Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılırken geride bıraktığı ile ilgili olarak ise bir başka yazı kaleme almak gerekiyor.

Şarkul Avsat