El-Ula Zirvesi’nden bir kesit (SPA)

40’ncı yılında Körfez İşbirliği Konseyi: Bir kriz daha atlatıldı mı?

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üye ülkeleri arasında 2017’de patlak veren Körfez Krizi, geçtiğimiz günlerde taraflar arasında imzalanan el-Ula bildirisi ile sona erdi.

Suudi Arabistan’ın kuzeybatısındaki el-Ula kentinde düzenlenen zirvede imzalanan 9 maddelik bildiri ile Katar’a ambargo uygulayan diğer KİK üye ülkelerin (Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn) Doha ile diplomatik ilişkilerini yeniden tesis ettiği ve ambargonun kalktığı bildirildi.

Kazananı ya da kaybedeni olmayan bu krizin çözüm sürecine dair kesin konuşmak için henüz çok erken.

Her ne kadar bir mutabakat sağlanmış olsa da, krizin ortaya çıkmasına sebep olan kritik ve hassas anlaşmazlık noktalarına değinilmediği ve ayrıntılara pek yer verilmediği göz önünde bulundurulduğunda, tam anlamıyla Körfez krizi “çözüldü” demek zor olacaktır.

Körfez krizi, bu yıl kuruluşunun 40’ncı yılını tamamlayan KİK üye ülkeler arasında ne ilk ne de son kriz olacaktır.

Bundan dolayı, 40 yıllık bir geçmişi olan KİK’in kuruluş sürecini ve geçirdiği evreleri anlamak, KİK’in günümüzde nasıl bir yapıya evirildiğini ve gelecekte ne tür krizler ile karşılaşabileceğini anlamamıza katkı sağlayacaktır.

KİK’in 40 yıllık serüveni

KİK’in kuruluş dönemine tekabül eden yıllarda yaşanan bazı bölgesel gelişmeler, KİK’in kurumsal yapısını ve bölgesel stratejisini belirlemede etkili olmuştur.

İngiltere’nin bölgeden çekilmesini takiben yaşanan bölgesel gelişmeler, Körfez bölgesinin güvenlik yapısında radikal bir değişikliğe neden olmuştur.

1979 yılı, Körfez güvenliğine ilişkin algılarda bir dönüm noktası ve Körfez ülkeleri için iç, bölgesel ve küresel tehditleri açığa çıkaran bir yıl olmuştur.

1979 yılında İran’da yaşanan İslam Devrimi, İran’ın tüm yapısını değiştirmekle kalmamış, Körfez güvenlik mimarisini alt üst etmiştir.

Aynı yıl, Sovyetler’in Afganistan’ı işgali ve Irak ve diğer bölge ülkelerindeki etkisi, Körfez devletlerinin güvenlik ve istikrarına yönelik endişeleri artırmıştır.

Tüm bunların yanı sıra, Mısır’ın İsrail ile Camp David Barış Anlaşması’nı tek taraflı imzalaması, uzun süredir kilit bir rol oynadığı Arap bölgesinden tecrit edilmesine yol açmıştır.

Mısır-İsrail anlaşmasının imzalanmasının ardından Arap Birliği’nin zayıflaması ve karargahının Kahire’den Tunus’a taşınması, Arap ülkeleri için toplu güvenlik anlayışının çöküşünü temsil etmiştir.

Arap dünyasında yaşanan bu güvenlik boşluğu, İran ve Irak arasında patlak veren 8 yıllık savaşın başlamasıyla iyice derinleşmiş, savunma gücü yetersiz olan Körfez ülkeleri de varlıklarını tehlikede görmeye başlamıştır.

İran-Irak Savaşı’nın bölgedeki istikrarsızlığı daha da arttırdığını ve önceki bahsettiğim gelişmelerin de etkisiyle, Körfez ülkelerine yönelik stratejik tehdidin daha da arttığını söylemek yanlış olmaz.

Dahası, tüm bu gelişmelere karşı Batı’nın tepkisi, Sovyetler Birliği ve ABD arasındaki rekabetin ana zemini haline gelmiş Körfez bölgesi için işleri daha da kötüleştirmiştir.

Bu durum karşısında Körfez ülkeleri, bölgesel politikalarını yeniden konumlandırma ve Arap Ligi’nin zayıflamasından kaynaklanan boşluğu doldurma ihtiyacı hissetmiştir.

Böylece Körfez ülkeleri arasında bir örgütün oluşumuna doğru giden süreç böylece başlamıştır.

KİK, istikrar ve güvenliklerini sürekli tehdit altında hisseden altı Körfez ülkesinin devlet başkanları arasında 1981 yılında Abu Dabi’de gerçekleşen bir toplantı sonrası kurulmuştur.

Benzer siyasi değerleri, ekonomik görüşleri ve kültürel bağları olmasının yanı sıra, ortak güvenlik kaygıları bu üyeleri bir araya gelmesindeki ana motivasyon kaynağıydı.

Dolayısıyla, KİK’in oluşumu, 1970’lerin sonunda bölgede ve dünyada bir dizi olayın yarattığı güvenlik durumuna doğrudan bir tepkiydi.

Holsti’nin sözleriyle, “Devletler, genellikle kendi çıkarlarına karşı hareket eden veya ciddi güvenlik tehditleri oluşturanlara karşı caydırıcı olmak için ekonomik bloklar, savunma ittifakları veya diplomatik koalisyonlar kurarlar.”

Bu bakımdan, ABD’nin bölgedeki dominant politikası da KİK’in oluşum nedenleri arasındaydı.

Ocak 1980’de, ABD Başkanı Jimmy Carter, ABD’nin Körfez’deki çıkarlarını savunmak için gerekirse askeri güç kullanacağını açıkladığı bir konuşma yapmıştı.

Böylece, bütün bu önemli gelişmeler, KİK’in kurumsal yapısının şekillenmesinde ve politikalarının belirlenmesinde etkili olmuştur.

KİK’in kurumsal yapısı Avrupa Birliği’ni örnek alarak oluşturulmuştur. Kuveyt’in eski BM büyükelçilerinden Abdullah Bishara, KİK’in ilk genel sekreteri olmuş ve yaptığı ilk basın toplantısında, KİK üye ülkelerin ekonomik ve siyasi güçlerini birleştirmenin önemine vurgu yapmıştır.

Aynı zamanda, KİK’in dış politikasındaki üç ana unsur da belirlenmişti:

Birincisi, güvenlik için batılı devler ile ittifak; ikincisi, İslam’ın önceliğine vurgu; üçüncüsü, ılımlı ve batı yanlısı rejimlerin Arap dünyasında desteklenmesi.

Her ne kadar kuruluş motivasyonu olarak bölgesel güvenlik tehditleri ve özellikle İran kaynaklı güvenlik sorunu bütün KİK ülkelerinin ortak kaygısı olmuş olsa da ne KİK’in kuruluş metninde ne de o dönemin Körfez liderlerinin resmi söylemlerinde İran ile ilgili güvenlik endişeleri oluşum nedenleri arasında belirtilmemiştir.

Böyle bir söylemden kaçınmış olmalarının temel nedeni, Tahran’ı karşılarına almak istememeleri olmuştur.

KİK’in kurulduğu zamanda, askeri işbirliği gündemde pek üst sıralarda yer almıyordu. Ancak, İran-Irak Savaşı şiddetlendiğinde bu durum hızla değişti.

KİK ülkeleri, 1982 yılında kapsamlı bir askeri anlaşma imzalayarak bölgede türünün ilk örneği olan ortak bir askeri savunma gücü oluşturdular.

Her ne kadar kurumsal anlamda KİK ortak güvenlik konusunda ciddi bir başarı sağlayamamış olsa da üye devletlerin kendi kapasitelerini attırmayı ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bazı adımlar atmıştır.

1986’da Yarımada Kolluk Kuvvetleri (The Peninsula Shield Forces) oluşturulmuştur. Fakat bu gücün, 1990 Kuveyt işgalindeki etkisizliği, KİK ülkelerini ulusal ve bölgesel güvenliklerini sağlayabilecek kapasitede yeni bir güvenlik ve savunma mekanizması oluşturmaya mecbur bırakmıştır.

Böylece, 2000 yılında savunma işbirliğinin ötesinde ortak savunma mekanizmasını hayata geçirmek için Manama’da Körfez Güvenlik Anlaşması imzalanmıştır.

Böylece KİK, “zayıf ve savunmasız devletleri bir koruyucu şemsiye altında toplayan bir güvenlik örgütü görünümünü almıştır.”

KİK’in savunma anlamındaki ilk başarılı sınavı Bahreyn’de olmuştur. 2011’de Bahreyn’de Şiilerin öncülüğünde başlayan ayaklanmalar KİK’in ciddi bir refleks geliştirmesine neden olmuştur.

Sünni Kraliyet ailesine yardım için KİK’e bağlı Körfez Kalkanı birlikleri Bahreyn’e girmiş, muhalefeti bastırmaya çalışarak ülkeye istikrar getirmeye çalışması bu refleksin belki de en görünür karşılığıdır. Bu, KİK’in “ilk sınır ötesi askeri operasyonu” olmuştur.

Peki, son kriz atlatıldı mı? 

Geçmişte Arap devletlerini bir araya getirme girişimleri başarısızlık ile sonuçlandığı için KİK’in çok uzun ömürlü olacağı düşünülmüyordu.

Her ne kadar amacı Körfez ülkeleri arasında birliği teşvik etmek olmuş olsa da, zaman zaman bu birlik üye ülkeler arasındaki krizlerle sınanmış ve KİK’in işlerliği konusunda ciddi şüphelerin oluşmasına neden olmuştur.

Aslında en başından beri, altı üye devlet bölgesel ve güvenlik politikası üzerine bir fikir birliği oluşturmada zorluk çekmiştir.

2010 sonlarında başlayan ayaklanmalar ise üye devletler arasındaki görüş farklılığını daha da derinleştirmekle kalmamış, Körfez güvenlik denkleminde zayıflıkları ortaya çıkarmıştır.

Her geçen yıl artan bölgesel kaosa paralel olarak KİK üye devletleri politikalarında değişim süreçleri yaşamış, iddialı bölgesel politikalar benimsemiştir.

KİK ülkeleri, kendi ulusal ve bölgesel güvenlik tanımlarını geliştirmiştir ve bu, aralarında farklılıklara yol açarak, nihayetinde ciddi krizlere neden olmuştur. Nitekim 2014 ve 2017 krizleri KİK ülkelerin çatışan politikalarının en somut örnekleridir.

Gerek yönetim sistemleri gerekse sosyal yapıları benzerlik gösteren bu ülkelerin krizlere yol açacak şekilde farklı politikalar izlemesinin temel sebebi liderlerin kişisel tercihlerinden başka bir şey değildir.

KİK liderleri bölgeye farklı bir açıdan bakmakta, farklı fırsatları ve tehditleri algılamaktadır. Körfez’de, özellikle dış politikada kişiseldir.

Bu liderlerin dış politika alanında sahip oldukları geniş yetkiler sayesinde 40 yıllık KİK tarihine üye devlerin arasındaki gerilimler ve hatta krizler damga vurmuştur. Fakat Arap ayaklanmaları var olan gerilimleri ciddi manada derinleştirmiştir.

Peki, en son kriz gerçekten atlatılabildi mi?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın şoför koltuğunda misafiri Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani’ye El Ula kentini gezdirirken ki mutlu hallerine bakılırsa, kriz atlatılmış gibi gözükse de, toplumsal hafızanın geçen 3,5 yıl boyunca yaşananları silmesini beklemek çok zor.

Ayrıca, Körfez ülkelerinde karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması göz önüne alındığında, Katar’ın önceki politikalarından ne kadar uzaklaştığı ve diğer KİK ülkeleri ne ölçüde uzlaşı sağladığı gibi hususları söylemek de zor.

Dahası, KİK ülkeleri arasında geçmişten gelen bazı anlaşmazlıkların varlığı, dış politikalarının kişisel doğası ve KİK’in kuruluşunda yer almış bazı liderlerin artık hayatta olmayışı ve onların yerine daha hırslı genç liderlerin gücü ellerinde bulundurmaları dikkate alındığında, uzun soluklu bir sulh dönemini öngörmek gerçekçi olmayacaktır.

Independent Türkçe