Emekli Büyükelçi Mithat Rende

Emekli Büyükelçi Mithat Rende ile çözüme kavuşan Körfez krizini konuştuk

Eski Doha Büyükelçisi Rende, Katar’ın Körfez ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesinin Katar-Türkiye ilişkilerine zarar vermeyeceği görüşünde. Rende, Türkiye’nin de bu uzlaşıda kazançlı çıkması için dış politikada yeni bir sayfa açması gerektiğini söyledi.

Katar ve Suudi Arabistan, ilişkilerini normalleştirmek için uzlaştı.

3,5 yılın ardından hava, kara ve deniz sınırlarının açılması için karar alındı.  

Bahreyn’de yapılması gereken 41. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi bu anlaşma için Suudi Arabistan’da gerçekleşti. 

Suudi Arabistan’a giden Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani’yi, Veliaht Prens Muhammet Bin Selman tarafından apronda karşılandı. 

İkili pandemiye rağmen kucaklaşıp bütün dünyaya “barıştık” mesajı verdiler.

Bu görüntünün Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu’da bazı sonuçları olacak.

Katar’ın diğer Arap ülkeleriyle geliştireceği yeni diplomatik ilişkiler Türkiye’yi etkileyecek.

Zira Katar’ın Türkiye ile güçlü siyasi, iktisadi, askeri ilişkileri var. Ayrıca büyük yatırımları bulunuyor Türkiye’de. Katar’da da Türkiye’nin askeri üssü var.

Konuyu Türkiye’nin eski Doha Büyükelçisi Mithat Rende ile konuştuk.

Rende, gelişmeyi olumlu bulanlardan. Emekli Büyükelçi, Türkiye’nin de yeni sayfa açması gerektiğini söyledi. 

“ABD, Körfez krizi için sarı ışık yaktı” 

Birbirlerine yönelik sert açıklamalarda bulunan Körfez ülkeleri uzlaştı. Bu gelişme Türkiye ve Ortadoğu’da nelere yol açar? 

Öncelikle Körfez krizinin bir geçmişini hatırlatmakta fayda görüyorum. 5 Haziran 2017’de başladı. 3,5 yıllık bir olay. Hava, kara ve deniz ablukası ve ambargo Katar için ağır oldu.

Bu ambargo için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sarı ışık yaktı. ABD Başkanı Donald Trump, seçildikten sonra ilk ziyaretini Suudi Arabistan’a yaptı. Trump burada yaptığı konuşmada “teröre destek veren” ülkelere müsamaha edilmeyeceğini belirterek işaret fişeğini yaktı. Onun ardından Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır, Katar’a yönelik böyle bir karar vermişti.

O zaman gerçekten Katar yalnız kaldı. Türkiye hemen dost elini uzattı. Türkiye’nin dışında Fas da objektif yaklaşarak her iki ülkeyle ilişkilerini sürdürdü. Katar, sahip olduğu ekonomik gücü sayesinde çok büyük sıkıntıları aşabildi. Bu süreçte iyi direndi Katar. Türkiye de çok hızlı bir karar alıp askeri üs kurarak dost bildiği ülkeyi yalnız bırakmayacağını gösterdi. Türkiye’nin verdiği mesaj da yerini buldu.

“Trump, Arap devletleriyle İsrail’i barıştırmak istiyor”

Körfez ülkeleri arasında aralıklarla benzer krizler medyada gelmesini neye bağlamak gerekiyor?

2014’te de buna benzer bir kriz meydana gelmişti. O kriz 9 ay sürmüş, sonra taraflar sorunlarını diyalogla çözmüşlerdi. Krize neden olan karar alındığında, bu meselenin bir-iki yıl içinde çözüleceğini ifade etmiştim. Burada esas oyuncu ABD oldu. Trump yönetimi, özellikle de damadı ve danışmanı Jared Kushner’in özel çabaları sonucunda bu kriz çözüldü.

ABD’nin ve Trump yönetiminin çok amaçlı bir politikası vardı. Trump’ın en önemli hedefi Arap devletleriyle İsrail’i barıştırmaktı. Çünkü, Trump yönetiminin bölgede öncelediği ülke İsrail’dir. Ne kadar Arap ülkesini İsrail’e yakınlaştırsa o derece kendisini dış politikada başarılı olarak görüyor Trump yönetimi. Çünkü, İran’a karşı birlikte hareket edecek bir blok oluşmasını istiyor. Bunun için de Körfez ülkeleriyle İsrail’i barıştırmak istiyor. Çünkü, müşterek tehdit değerlendirmeleri var. İsrail ile Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, İran’ı ortak tehdit olarak görüyor ya da tehdit olarak görmüyorlar ama abartıyorlar. İran’ın oluşturduğu tehdidi abartmak bu ülkelerin işlerine geliyor. Bu nedenle çok amaçlı bir politika güdüldü ve buna ilişkin hedefler belirlendi. Bu tehdit nedeniyle ABD bir taraftan Körfez ülkelerine silah satacak, bu ülkeleri İsrail’le barıştıracak böylece Filistin davasından da kimse bahsetmeyecek. Belirlenmiş hedeflere ulaşılmış gibi gözüküyor zaten.

Son görüşmeyi kim sağladı?

Katar ile Suudi Arabistan arasındaki görüşmeyi Trump’ın damadı Kushner sağladı. Mevcut yönetimin Beyaz Saray’dan ayrılmasına iki hafta kalırken Kushner çok büyük bir başarıyla tarafları buluşturdu. Aslında zirve sırası Bahreyn’e gelmişti. Ama önemi nedeniyle zirvenin organizasyonunu Suudi Arabistan üstlendi.

“Katar, Suudi Arabistan ve İsrail kazançlı çıktı”

Burada kim kazançlı çıktı? 

Katar’ın kazançlı çıktığı kesin. Katar için öne sürülen 13 koşul vardı. El-Cezire’nin kapatılması, Türk askeri gücün varlığına son verilmesi gibi ağır, ciddi ve yenilir yutulur türden olmayan koşullar konulmuştu. Şimdi baktığımızda eğer gizli bir anlaşma yoksa Katar bu ambargolardan ve ağır koşullardan kurtuluyor. Fakat Suudi Arabistan da kazanç elde etti. Öncelikle Riyad yönetimi ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’a önemli bir mesaj vermiştir. Suudi Arabistan, Biden’a ‘Sorumlu ağabey olarak etrafı toparlıyorum. Körfez İşbirliği Teşkilatı’ın ihya ediyorum’ diyor. Katar, kendisi hakkında suçlamalarda bulunan o ülkeler aleyhine uluslararası mahkemelerde açtığı davaları düşürecek. Bundan ötürü de diğer ülkeler bazı kazanımlar elde etmiş olacak. Bu ülkeler, kendi medyalarında birbirleri aleyhine yayın yapmayacak. Öbür taraftan İsrail çok kazançlı. Çok önemli ve olumlu bir adım. Türkiye de böyle gördü. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında da “kalıcı barış ve kalıcı çözüm için önemli bir adım” değerlendirmesi yapıldı.

“Zedelenen itimat ve güvenin tamiri zaman alacak” 

Ülkeler arasında zedelene itimat ve güven sorunu nasıl çözülecek? 

Ben de tam buna vurgu yapacaktım. Dışişleri Bakanlığımızın açıklamasında belirtildiği gibi gerçekten önemli bir adım. Ülkeler arası itimat ve güven kolay kaybedilir ama zor kazanılır. Dolayısıyla burada ülkeler arasında hem bir itimat eksikliği yaşandı hem de bir güven kaybı meydana geldi. Bu durum halklar arasında da yaşandı. Özellikle Katar halkında büyük bir hayal kırıklığı var. Kendilerine uygulanan bu ambargonun çok zalimane olduğunu ifade ediyorlar. Katarlılar bu ambargonun meşruluğunu her zaman sorgulayacaklar. Ülkeler ve halklar arasındaki itimat ve güven zedelemesinin giderilmesi için zamana ihtiyaç var. Ama şunu bilmemiz lazım. Körfez’de her zaman hakem ABD’dir. İlişkiler, ABD’nin yeni yönetiminin dış politikasına göre şekillenecektir. Katar, CENTCOM’a (ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı) ev sahipliği yapan bir ülke. ABD’nin dünyadaki en büyük askeri üssü bu ülkede bulunuyor. Bütün bunlar söz konusuyken Suudi Arabistan ile birlikte hareket eden devletlerle Katar arasındaki husumetin devam etmesi ABD’nin işine gelmez.

“Biden, Ortadoğu’daki ilişkilere farklı yaklaşıyor” 

Trump yönetimi bu sorunun çözümünü Biden’a niçin bırakmadı? 

Biden’ın Ortadoğu’ya ilişkin öncelikleri farklıdır. Biden, 2015’te İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı önceliyor. Zira o anlaşmada ABD de taraf. Anlaşmanın altında ABD yönetiminin imzası var. Trump, 2018’de bu anlaşmadan çekildiklerini belirterek İran’a yönelik çok ağır yaptırım kararları alındığını açıkladığında Biden buna karşı çıktı. Biden’ın 2015’te imzalanan nükleer anlaşmayı önceleyeceği öngörülüyor. Zira, yaptırımlar İran halkına büyük zarar veriyor.

“Türk-İran ilişkileri çok farklı dinamikler barındırıyor” 

Biden’ın İran’a öncelik verecek olma ihtimali nedeniyle mı Trump yönetimi hızlı davrandı? Bu olasılıktan dolayı mı Arap ülkeleri yeniden bir blok oluşturuyor? O zaman, Şii hilalini daha fazla mı konuşacağız? 

İsrail’in tek başına İran’a karşı mücadele vermesi ne uygun ne de makul görülüyor. Onun için Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle birlik olup bu tehdit bertaraf edilmek isteniyor. Esas niyet Türkiye’nin de bu bloka dahil edilmesi. Ama Türk-İran ilişkileri çok farklı dinamikler barındırır. Türkiye, İran ile ilişkilerin belli bir seviyede tutma konusunda başarılı olmuştur. Hem İran hem de Türkiye bu ilişkinin karşılıklı saygı çerçevesinde sürdürülmesi için özen gösteriyor. Ama ABD ve İsrail, İran’a karşı birlikte hareket edecek bu ittifaka Türkiye’nin dahil edilmesini istiyor. Çünkü, KİK ülkeleri caydırıcı güç olarak görülmüyor ve ciddiye alınmıyor. Dolayısıyla burada ağır top Türkiye’dir. Arap ülkelerinin de Türkiye’nin de bu cephede yer almasını istediği kesin.

“Türkiye’nin hem İsrail hem de Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleşebilir” 

Bu beraberinde neyi getirir? 

Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşmeyi getirir. Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini düzelmesini sağlar. Hatta Türkiye’nin de ideolojik tercihlerden ziyade milli çıkarların ön gördüğü pragmatist yaklaşımın gösterilmesi halinde Mısır ile sorunlar çözülür. Suudi Arabistan ve Mısır’la ilişkiler beklendiği gibi geliştirilebilirse İsrail’le Türkiye ilişkileri de normalleşebilir. Bunun sağlanması gerekiyor. Ne yazık ki, son 10 senedir Türkiye Doğu Akdeniz’de çevrelenmiş durumda. Bu da hiç arzulanan bir durum değildir. Dolayısıyla Türkiye’nin son derece sağduyulu davranması ve yeni bir sayfa açması gerekiyor. Diplomaside çok kullanılan bir söz vardır. Koşullar ciddi ve dramatik şekilde değiştiğinde, ki koşullar değişmiştir, oturup dış politikanız konusunda yeniden bir değerlendirme yapmanız gerekiyor. Yani duracaksınız ve yeni bir değerlendirme yapacaksınız. Çünkü 10 sene önceki değerlendirmeler artık geçerli değildir. 10 sene önce Suudi Arabistan F-35 uçaklarının Yunanistan’ın bir adasında şov yapabileceğini kim düşünebilirdi? Bunlar hiçbirimizin aklına gelmezdi. Dolayısıyla durum ve koşullar değişiyor. Türkiye’nin ise çok yaşamsal ve korunması gereken menfaatleri vardır. Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın ortaya koyduğu tavır ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ minvalinde. Kendi ürettikleri yalanlarına herkesi inandırmaya başladılar. Türkiye ile çok rahat hareket etmesi beklenen ülkeleri bile kendi saflarına çektiler.

“Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ortak paydada buluşması lazım” 

Türkiye’nin çıkarı ABD’nin yeni kurgulayacağı belirtilen blokta yer almasını mı gerektiriyor? Eğer Türkiye, Arap ülkeleri ve İsrail’in birlikte hareket edeceği blokta yer almazsa ne olur? 

Türkiye ile Katar’ın ilişkileri çok boyutludur. Ama Körfez ve Arap dünyası Katar’dan ibaret değildir. Katar önemli bir ekonomik güç, doğalgaz zengini. Fakat Türkiye gibi bölgesel bir gücün Ortadoğu’da sadece bir ülkeyle ilişki geliştirmesi ve buna yoğunlaşması doğru değil. Katar’ı tercih edip diğer ülkelerini yok sayma gibi bir lüksü de yoktur. Böyle bir ilişkiyi Katar da istemez. Diğer Arap ülkeleri de arzulamaz. Türkiye’nin bir şekilde Körfez ülkeleri ve diğer Arap ülkeleriyle, bunun içine Irak’ı da dahil ederek, ortak paydada buluşması lazım. Liderler arasında iletişim imkanı çok zedelendi. Yeni yollar bulmak şarttır. Körfez ülkeleri, geçen sürede artılarını ve eksilerini göz önünde bulundurarak 3,5 senenin sonunda uzlaştılar. Bence Türkiye’nin de bu uzlaşıda bir kazancı olabilir. Ayrıca bloklaşmaya gerek de yok. İkili düzeyde ilişkileri iyi tutmak çok önemlidir. Mesela Suudi Arabistan’da çok güçlü ilişkilerimiz vardı. Kral Abdullah, Ankara’ya geldiğinde çok farklı karşılandı. Öldüğünde üç günlük yas ilan edildi ve bayraklar yarıya indirildi. Onların da bazı zaafları var ve bundan vazgeçmeleri gerekiyor. Dolayısıyla karşılıklı anlayış gösterilmesi durumunda ilişkiler çok geliştirilebilir.

“Düşmanlık kalıcı değil, sizi hasım görenle de diyalogu sürdürebilmelisiniz” 

Dış politikada izlenmesi gereken strateji nedir? 

İzlenmesi gereken strateji dostları çoğaltmaktır. Düşmanlık kalıcı değildir. Sizi düşman olarak gören insanlarla da gerektiğinde konuşabilmeli ve diyalogu sürdürebilmelisiniz. Asgari müştereklerde ve ortak paydalarda bulaşabilmelisiniz. Diplomasi sanatı budur zaten. Diplomasi sanatı ortak paydalar bulabilmektir. İki tarafın anlaşabileceği, üzerinde uzlaşabileceği noktaları bulup onları kağıda dökmektir. Bunun için de güveni sağlamaktır. İlişkilerde güven ve istikrar çok önemlidir. Bunu sağlamak gerekiyor. Bir de sabırlı olmak lazım. Kabul edemeyeceğimiz noktalar yok mu? Elbette ki var. Ancak bunları da usulünce karşı tepkiler konulur. Ama öbür tarafta ilişkileri büyük sabırla yeniden inşa etmek gerekiyor. Ne yazık ki, bazı ülkelerle ilişkiler zehirlenmiş durumda. Bu yüzden çok iyi çalışmak şart. Diplomaside hiçbir şey yapmadan sonuç elde edilmez. Onlar bir adım attığında sizin de atmanız gerekiyor.

“Dostları çoğaltmak şart, ‘Değerli yalnızlık’ kabul edilemez” 

Zedelenen ilişkilerin yeniden tesisi için bir fırsat ortaya çıkmışsa devlet çıkarları öncelenerek mi hareket edilmesi gerekiyor? 

Türkiye’nin devlet olarak ulusal çıkarlarını önceleyerek adımlarını atması şart. Burada zehirlenmiş ilişkileri ihya etmek için çaba gösterilecekse önceki düşmanlıkların üstünün örtülmesi kaçınılmazdır. Artık Katar Emirinin Ankara ile Riyad ilişkilerinin düzeltilmesi için Suudi Arabistan yönetimi nezdinde girişimlerde bulunması lazım. ABD ve İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi gerekiyor. Çünkü bütün bunlar birbirinin tamamlayıcısı niteliğinde. İlişkilerin hızla düzeleceğine ilişkin iyimserim. Işık da görmek istiyorum. Ancak bizim de “dediğim dedik, çaldığım düdük” anlayışından hızla uzaklaşmamız lazım. Bunun için oturup bunu fırsata çevirmenin yollarını araştırmamız gerekiyor. ‘Değerli yalnızlık’ anlayışı kabul edilemez. Bu kadar çevrelenmiş bir ülke için sürekli “değerli yalnızlık çok iyidir” savunmalarını kabul edemiyorum. Bir an evvel dostları çoğaltmamız gerekir. En azından bize zarar vermeyecek ülkelerle çevrelenmemizi sağlamak şarttır.

Mithat Rende kimdir? 

1953’te Antakya’da doğan Rende, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Şam, Roma, Brüksel (NATO), Sofya, Viyana (AGİT) ve Londra Büyükelçiliklerinde çeşitli görevlerde bulundu.

Londra-RCDS’de Güvenlik ve Uluslararası İlişkiler lisansüstü programını tamamladıktan sonra İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı görevini üstlendi.

2005 yılında Enerji Çevre ve Su İşleri Genel Müdür Yardımcısı oldu.

2005-2008 yılları arasında Brüksel’deki Enerji Şartı Konferansı’nın Ticaret ve Transit Çalışma Grubu Başkanlığı’nı yürüttü.

2007 yılında Katar Büyükelçisi olarak atandı. 2010-2013 yıllarında Çok Taraflı Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü görevine getirildi.

Aynı dönemde, İklim Değişikliği Baş Müzakerecisi ve Türkiye Nükleer Enerji Komisyonu Üyesi olarak görev yaptı.

2013 yılında OECD Daimi Temsilciliği’ne atandı. 2014’te OECD İcra Komitesi Başkanlığı’na seçildi.

2016 yılında emekli olan Rende 4 Nisan 2017 tarihinden itibaren TSKB Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyor.

Independent Türkçe / Adem Demir