Hasan el-Benna

Siyasi bir hareket olarak İhvan-ı Müslimin tarihe karıştı

Habib Burgiba, ihtişamının zirvesindeyken, partisi (Özgür Anayasa Partisi) Tunus’un en önemli devlet adamlarını içerirken ve kendisine rakip bir örgütün olmadığı bir zamanda, Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın Arap dünyasının doğusunda ve batısında, gerek hayranları ve takipçileri tarafından gerek kamuoyu tarafından tek lider olarak görüleceği kimsenin aklına gelmezdi. Baas Partisi o sıra bölünme ve çözünme ile mustarip olmamış ve iki ana Arap ülkesini, yani Suriye ve Irak’ı kontrol etmeyi başarmıştı. Bazı Tunuslu öğrenciler Irak ve Suriye üniversitelerinden burs kazandıktan sonra partiyle tanışmışlar ve partiye katılmışlardı.

Raşid Gannuşi, Kahire’den yayın yapan Arapların Sesi radyosunda siyasi bir çıraktı. Tunus Radyosunun sesi, Burgiba ve partisinin ihtişamının zirvesinde olduğu bir zamanda bile Tunus’un güneyindeki Kabes Vilayeti’ne bağlı el-Hamma köyüne ulaşmıyordu. Sonra -kendisini Nasırcı olarak gördüğü için- 1964’te ziraat eğitimini tamamlamak üzere Kahire Üniversitesi’ne gitti. Ancak yaklaşık iki ay kadar bekledikten sonra istediğine ulaşamadı. Bazı tanıdıkları ve arkadaşları, üniversite eğitimini tamamlaması için Şam’a gitmesini tavsiye etti. Sonrasında Cemal el-Attasi’nin Baas Partisi ile anlaşmazlığının ardından kurduğu Sosyalist Birlik Partisi’ne katıldı. Çünkü Sosyalist Birlik Partisi Nasırcıydı. Gannuşi, hem Suriye’de hem de bölgede yaşanan gelişmelerden sonra kısa süre sonra ortadan kaybolan bu partinin öğrenci ayağından sorumlu oldu.

Raşid Gannuşi, 1967 Haziran’da Altı Gün Savaşı patlak verdiğinde Şam’daki pek çok Arap öğrenci gibi silaha sarıldı. 1968’de Şam Üniversitesi’ndeki eğitimini bitirdikten sonra bir dizi Avrupa ülkesine geziye çıktı. Gezisi sırasında bazı Pakistanlılar ile tanıştığı ve bu kimselerin onu İhvan-ı Müslimin’e giden yola çıkardığı söyleniyor. Gannuşi’nin Nasır milliyetçiliğinden İslamcılığa geçişinin, Fransa’dan Cezayir’e (burada örgütün büyük alimleriyle tanışmıştı) ve oradan da Tunus’a dönüşünden sonra olduğu görülüyor. Tunus’ta annesinin cenazesinde Şeyh Abdülfettah Moro ile tanıştı ve böylece Nasırcılığı bütünüyle terk ederek “Müslüman Kardeşler” ile bağlantılı akımlara yöneldi. Londra’da kaldığı uzun dönemde ve sonra Tunus’a dönüşünde onlarla ilişkisi güçlendi. Burgiba ve Bin Ali dönemlerinde birçok kez hapis cezasına çarptırıldı. Serbest bırakıldıktan sonra evinde ziyaret ettim. Onun hala “milliyetçi ve Nasırcı” olduğunu ve düşünüyordum. İslamcı bir hareket olan Nahda’ya katıldığını bilmiyordum. Birkaç yıl birçok ülke ve başkent arasında mekik dokudu. Arap Baharı’ndan sonra 2011’de ülkesine geri döndü.

2015’ten sonra Nahda Hareketi’nin İhvan-ı Müslimin ile bağlantısı hakkında çokça konuşuldu. , Mısır’daki örgüt liderleri ülkelerini terk ederek, bir rehber olarak görülmeye başlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lideri olduğu Türkiye’ye, İran’a ve  İngiltere’ye gittiler. Tunus’ta kendilerine ev sahipliği yaptı.  İngiltere, 1928’de Hasan el-Benna liderliğinde kurulan örgütün liderlerine ev sahipliği yapmıştı. Örgütün kurucusu ve “ilk rehberi” olan Hasan el-Benna’nın (1928-1949) ardından bu önemli pozisyona Hasan el-Hudeybi (1949-1973), Ömer Tilmisani (1973-1986), Muhammed Hamid Ebu Nasır (1986-1996) ve Mustafa Meşhur (1996-2002) geldi. İhvan-ı Müslimin, birçok Arap ve İslam ülkesinde yasaklı örgüt haline geldi. Mısır’da, Ürdün’de, Suudi Arabistan’da ve bazı Körfez ülkelerinde terör örgütü olarak sınıflandırıldı. Bu isim, bölgeden neredeyse bütünüyle silindi ve yerini başka birçok isim aldı. Şimdi bundan bahsetmeye gerek yok. Tunus’taki “Nahda Partisi’nin” Müslüman Kardeşler ile herhangi bir irtibattan kaçınmasının muhtemel sebebi budur.

“Milliyetçi ve Nasırcı” olarak başlayan, sonrasında Şam’da “Baasçı” olan (ancak Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır ile karşı karşıya gelen Baas’tan uzak duran bir Baasçı) Gannuşi’nin sorunu, örgütün birçok Arap ülkesinde, bazı İslam ülkelerinde ve Batı Avrupa ülkelerinde yasaklı bir örgüt haline gelmesinden sonra İhvancı akımların elbisesini giymesidir. Gannuşi’nin İhvan-ı Müslimin’den bütünüyle uzaklaşması ve “Nasırcılıktan” Nahda’ya geçmekle yetinmesi onun adına en iyisidir. İhvan-ı Müslimin, Arap dünyasının çoğu ülkesinde ve dünyanın pek çok ülkesinde terör örgütü olarak kabul ediliyor. Öte taraftan Nahda’nın hikayesi artık ikna edici değil. Ardındaki ganimetlerle yetinmesi onun için en hayırlı olandır. Bu zaman, öncekinden çok farklıdır. Tunus halkı artık çok uzak bir geçmişi ve İhvan’ı kesinlikle kabul etmeyecektir!

Tunus  geriye gitmeyi kabul edemez. Ne Gannuşi’nin Nahda’sına ne de neredeyse üzerinden bir asrın geçtiği İhvan-ı Müslimin’e geri dönüş mümkün değildir. Artık yeni bir nesil ve bu yükselen yeni nesil, “Baasçılığın, Nasırcılığın, İhvancılığın ve komünizmin” kaygılarını taşımıyor. Şu anda bu ülkedeki savaş, geçmiş ile yirmi birinci yüzyılın gerçekleri arasında gerçekleşmektedir. Yirmi birinci yüzyılın değerleri ve gereksinimleri, yükselen yeni nesillerin değerleri ve gereksinimleri haline geldi. Merhum Habib Burgiba, kendisine yönelik tüm eleştirilere rağmen ülkeyi tarihin akışına dahil etti. Herkes bilir ki kendisi bu dünyada yalnızca Munastır’daki mezarıyla iktifa etti ve güzel ülkesini Nahda’nın ve Müslüman Kardeşler’in yolundan farklı bir yola koydu.

Şarkul Avsat

Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı