ABD Başkanı Joe Biden

Üç endişe verici işaret

Altı aydan önce hiçbir şeye şükretmeyip kendisini övmemek, diğer bir deyişle muhasebeden önce kendisine yeterli zaman tanımak gerektiği anlamında bir Mısır atasözü vardır.

Bu hem bireyler arasında hem de hükümetler düzeyindeki ilişkilerde geçerlidir. Örneğin, her yeni ABD yönetiminin göreve geldikten sonraki ilk 100 günlük performansının hem kendisi hem de başkaları tarafında siyasi muhasebeye tabi tutulması bir gelenektir.

Bununla birlikte, bu gelenek ne değişmez bir dini kural ne de sabit kuralları olan bir yasa olmayıp, çoğunlukla konjonktüre tabi olan ve koşullara karşılık veren bir yargı olduğu için bozulabilir.

Yeni ABD yönetiminin göreve başlamasının üzerinden 1 ay geçti. Yine de bu kısa süre birçoğumuzu, dünyanın Ortadoğu adlı bu bölgesinde yeni yönetimin ne gibi gelişmelere neden olduğunu, sonuca işaret eden sinyaller olarak tanımlayıp üzerinde durulabileceğimiz nelerin yaşandığı görmek için geriye dönüp kendisini incelemeye kışkırtmış görünüyor.

Dünya haritasının ortasında yer alan bir bölgeden bahsediyoruz. Önümüzdeki harita bunu gösterdiği için de bu bölgede olup bitenlerin kendi içinde etkileşime girmesi gibi, çevresine yayılan sonuçları oluyor, aynı şekilde yansımaları yakın uzamsal çapının dalga dalga ötesine geçiyor.

Zamansal olarak en yakından başlayıp yavaş yavaş geçmişe gidecek olursak, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Etiyopya ile ilgili kararı birinci işaret olmalı. Bahsettiğim karar, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından 19 Şubat’ta açıklandığından hala taze. Bu karar, ABD yönetiminin bundan sonra Addis Ababa hükümetine sağladığı yardım ile aynı hükümetin Nahda Barajı müzakerelerinin önünü kesen adımlarını birbirine bağlamayacağını söylüyor.

Söz konusu karar, eski yönetimin Etiyopya’daki Abiy Ahmed hükümetine karşı almış olduğu karşıt bir kararın enkazı üzerinde yükseldi. Eski yönetimin amacı da, Mısır ve Sudan’ın barajla ilgili taleplerine daha duyarlı olması umuduyla bu hükümete siyasi olarak baskı yapmaktı. Bu noktada şunu sormalıyız; bu anlamda bir karar aldıktan sonra ABD yönetimi Etiyopya başkentinden ne bekliyor? Abiy Ahmed hükümetinin daha da uzlaşmaz olması, üç ülke arasındaki müzakere sürecinin başlamasından bu yana benimsediği zaman harcama ve erteleme politikasına daha fazla başvurması doğal değil mi? Her ne kadar Dışişleri Bakanlığı bu kararını açıklarken aynı zamanda Etiyopya ile Mısır ve Sudan arasında diplomatik bir çözüm umduğunu söylese de, Etiyopya’nın bu kararı ABD’nin politikalarını bir ölçüde onayladığı şeklinde yorumlaması çok normal değil mi?

Yardımlar ile çözüm arasındaki bağı sona erdiren karar, Etiyopyalıları çözüme ulaşmaya teşvik etmeyecekse diplomatik çözüm nereden gelecek?!

ABD başkentindeki yönetim, eski yönetimin 4 yıl boyunca benimsediği “Önce ABD” ilkesi yerine göreve başlamasından beri benimsediği “ABD geri dönüyor” ilkesinin propagandasını yapacaksa, bu geri dönüşün başta Ortadoğu olmak üzere dünya genelindeki çeşitli sıcak noktalarda, gerilimi yükseltmek değil, istikrarı sağlamaktan başka bir alternatifi yok. Oysa yardımlar ile baraj sorunu arasındaki bağı sona erdirme kararı, gerilimi azaltmaktan çok uzak.

Gerçek şu ki, Etiyopya hükümetinin kendisini yanlış anlayıp yanlış değerlendirmesi halinde bu kararın bölge üzerindeki olası olumsuz dönüşleri ile Trump yönetiminin Beyaz Saray’dan ayrılmadan birkaç gün önce aldığı Yemen’deki Husi örgütünü terör listesine alma kararını iptal etmenin geri dönüşleri arasında bir fark yok.

Husilerin Yemen toprakları üzerinden, kimi zaman bizzat Yemenlileri kimi zaman da Suudi Arabistan’ı hedef alan eylemlerini, yaptıklarını izlerken bu kararın sonuçlarını gözlerimizle gördük. Örgüt listeden adının çıkarılmasını bu yıkıcı faaliyetlerini tekrarlamak için bir motivasyon olarak görmeseydi, şüphesiz füzeleri ve insansız hava araçları Suudi Arabistan’ın güneyindeki Abha Havalimanı’nı pek çok kez hedef almazdı.

Daha da ilginci, Biden yönetiminin daha sonra Husilerin bu saldırılarını kınama, reddetme, tasvip etmeme, onaylamadığını ve karşı olduğunu açıklama yoluna gitmesi.

Elbette kınadığı, tasvip etmediği ve reddettiği için kendisine müteşekkiriz ve bunu takdir ediyoruz. Bununla birlikte, tüm bunlar, sahadaki gerçekliği hiçbir şekilde değiştirmeyen karşılıksız bir tutum olmakla kalıyor. Öte yandan, Husilerin terör listesinden çıkarılma kararı, Yemen topraklarında yürüttüğü ve komşu ülkeleri hedef alan faaliyetlerini durdurmasına bağlansaydı, Husiler için caydırıcı bir faktör olması ve Abha Havalimanı’nı hedef almadan önce yüz kez düşünmeleri için yeterliydi.

Sam Amca’nın ülkesindeki yönetim, Etiyopya ve Husilerle ilgili bu iki karar ile ne umuyor? Bu kararlarla bir yandan kendi yararlarına olduğunu düşünen tarafları çevrelerinde istikrarı bozacak eylemlerde bulunmaya teşvik edip, diğer yandan onlardan bu eylemlerinden vazgeçmelerini veya sopadan önce uzatılan bir havuç olduğunu anlamalarını mı bekliyor.

Her şeyden önce iyi niyetli olanlar, bu iki kararı iyimser bir şekilde anlayabilirler. Ancak sorun, ne Husi tarafının kararı bu temelde ele almamış olması ne de bölgede istikrarı hedef alan eylemlerde bulunan Etiyopya tarafının aynı temelde ele almayacak olmasıdır.

İran ile ilgili olan üçüncü karar, bölgede beklenen sonuçları itibariyle bu iki karardan farklı değil, çünkü Robert Malley’in İran Özel ABD Elçisi atanması, İranlıları bölge genelinde başlatmış oldukları arbedeyi sürdürmeye teşvik eden bir karar.

Özel Temsilci Malley, Obama döneminde 5+1 grubu ile İran arasında varılan nükleer anlaşmanın mimarı olarak tanımlanıyor. Yaşayarak ulaştığımız insani deneyimlerimizden bildiğimiz kadarıyla, bir şey bozulduğunda onu düzeltenin bozan kişi olması mümkün değil. Dolayısıyla Malley de mevcut kusurlu haliyle anlaşmanın mimarı olduğuna göre, anlaşmada düzeltilmesi gereken noktaları düzeltmekte ona güvenmek epey zor. Keza aynı anlaşma üzerinde çalışıp daha sonra karşımıza farklı bir sonuçla çıkması pek olası değil. Bu ancak, mucizelerin yaşanmadığı bir zamanda gökyüzü bize bir siyasi mucize bahşetme lütfunda bulunursa, mümkün olabilir.

Nitekim yeni yönetimin Beyaz Saray’a yerleşmesinden bu yana Irak içindeki şiddet döngüsünde görülen tırmanışın, Malley’in bu dosyada özel temsilci atanması kararının sonuçları arasında olması muhtemel.

Üç kararla ilgili yapılacak herhangi bir derinlemesine okumadan şu çıkacaktır; eğer mevcut ABD yönetimi, Obama döneminden bu yana yaşadığı acıların üstesinden gelmesi için bölgeye yardımcı olmayacaksa, en az onun aleyhine de olmasın.

Şarkul Avsat

Süleyman Cevdet
Mısırlı araştırmacı yazar