(Fotoğraf:Şarku'l Avsat)

Riyad ve Kahire: Gerçek kardeşlik

Önümüzdeki günlerde ne olursa olsun Mısır ve Mısırlılar, Suudi Arabistan’ı ışıktan harflerle hatırlayacaklar.

1946’dan yani Suudi Arabistan’ın kurucu babası Kral Abdülaziz Al Suud’un – Allah rahmet etsin – Mısır’ı ziyaretinden bu yana Suudi Arabistan-Mısır ilişkileri, insan ilişkileri gibi geçirdiği tüm doğal değişikliklere rağmen açık ve kesin bir şekilde kardeşlik yolu oldu. Dostluk yolundan üstün olan, net ve kesin kardeşlik yolunda ilerledi. Din ve kan, üzüntü ve sevinç kardeşliği yolunda. Bunun için büyük Suudi Arabistanlı kralların bu süre boyunca benimsedikleri tutumları hatırlamak yeterli. Kral Faysal ve 1967’deki savaştan sonra Mısır’a verdiği destek unutulamaz. Ekim 1973’teki Arap-İsrail savaşında Batı’ya petrol ihracatını durdurmaya ilişkin uluslararası düzeydeki en önemli girişimin sahibi, Arap kanını petrolden daha ucuz değil, aksine daha değerli ve önemli gören de kendisiydi.

Gerçek şu ki, Kahire ile Riyad arasındaki tarih birçok parlak anı barındırıyor ve belki de en yenisi birkaç yıl öncesine, 30 Haziran 2013’e denk geliyor. Bu tarihte Mısırlıların karanlıkçılara karşı başlattıkları devrimden sonra, merhum Kral Abdullah bin Abdulaziz’in öncü rolüne, dönemin dışişleri bakanı Prens Suud Faysal’ın Avrupa, ABD ve diğer ülkelere yaptığı ziyaretlere ve etkilerini dünya duydu ve tanık oldu.

O atmosferde Mısırlılar, zor zamanlarımızda yanımızda kimin durduğunu unutmayacağız, yine bize kimin düşman olduğunu kesinlikle hatırlayacağız demişlerdi ve hala da diyorlar. Daha sonra Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin güvenliğini ilgilendiren birden fazla konu için ünlü “en kısa sürede” ifadesini kullanmıştı. Bu ifade, Mısır’ın ve Mısırlıların, Suudi Arabistan ve diğer Arap Körfezi ülkelerindeki kardeşlerinin tarafında ve onların yanında bir duvar gibi durmasını hiçbir şeyin engelleyemeyeceği, gerektiğinde hemen yanlarında yer alacağı anlamına geliyor.

Birkaç ay önce, özellikle Haziran 2020’de Suudi Arabistan, siyasi anlayışı ve kardeş Mısır’a karşı kardeşçe duyguları ile kendisine karşı karanlık bir şeylerin planlandığını fark etti ve bu nedenle yine Mısır’ın Libya ile ilgili Kahire Bildirgesi’ni destekleyen net ve kesin bir tutum benimsedi. Cumhurbaşkanı Sisi’nin başlattığı bu girişim, Libya’daki ulusal çıkarların gerektirdiği şekilde, Libya krizine siyasi bir çözüm, ateşkes, akan kanın durdurulması ve Libya’nın toprak bütünlüğünün korunmasını amaçlıyordu.

Görünen o ki, kader, bir başka zor zamanda Riyad ve Kahire arasındaki bu kardeşlik bağlarını daha da güçlendirmek istiyor. Psikologların değerli zamanlar yani en önemli ve hassas zamanlar olarak adlandırdığı zor zamanlarda, ülkeler ve halklar, içlerindeki yaşam yollarını etkileyen, varoluş ile hiçlik arasındaki çizginin neredeyse kıl payı olduğu hassas durumlardan geçerler.

Mısır’ın ve onunla birlikte Sudan’daki kardeşlerinin bugünlerde Etiyopya’nın inşa ettiği Nahda (Hedasi) Barajı krizi nedeniyle bu iki Arap ülkesinde doğabilecek sıkıntılar sebebiyle böyle bir zor zaman yaşadığı sır değil.

Kısaca ve lafı dolandırmadan şunun altını çizelim; ne Mısır ne de Sudan, Etiyopya’nın kalkınma ve refah hakkını inkar etmiyor. Aksine Kahire iyi niyetini hep gösterdi ve Sisi, oradaki herkese Mısır’ın Afrikalı kardeşlerine yardım eli uzatmaya istekli olduğunu söylemek için Etiyopya’yı ziyaret etti. Mısır bir Afrika ülkesi, coğrafi gerçekler ve tarihi verilerle kanıtlanmış bu gerçeği hiç kimse sorgulayamaz.

On yıldan fazla süren mekik diplomasisi, Etiyopya tarafında herkesin kazandığı bir denklem ile krizi çözmeye dönük gerçek bir irade olmadığını açıkça ortaya çıkardı. Mısır’a zorla Etiyopya’nın arkasına gizlenen dış iradelere boyun eğdirilmeye çalışıldığını açığa çıkardı. Gerçekten de artık bunu gizlemek veya kendisine hoşgörü göstermek mümkün değil. Herkes olup bitenin, bilinen güçlerin Mısır’ı susuzluğa maruz bırakarak rönesansını durdurmaya, Afrika ve Ortadoğu ümidi ve barışı yolunda yeniden doğan Mısır’ın barışçıl devrimini engellemeye çalıştığı bir çekişme oyunu olduğunun farkında.

Ne var ki, bu güçler ve diğerleri Mısır’ın imkansızı kucaklamak için kollarını uzatan bir vizyon olduğu gerçeğini ıskaladılar. Mısır’ın bazen öldüğünü düşündürecek kadar derin bir şekilde uyuduğunu ama bu ölüm uykusundan silkinip uyandığında, dağa hareket etmesini emretse dağın uysallıkla kendisine boyun eğeceği gözlerinden kaçtı. Geleceğinin Godot’u bekleyen bir rüya değil, hayatın çehresini değiştiren bir kalıcılık eylemi olduğunu unuttular.

Cumhurbaşkanı Sisi’nin birkaç gün önce rencide etmek için değil açıklamak, ayırmak için değil uzlaştırmak, kimseyi tehdit etmek için değil açıklığa kavuşturmak için atıfta bulundukları ile bu kavram aynı şeydir. Mısır’ın susuz kalması veya zaten kendisine yetmeyen su payının veya bir damla suyunun bile elinden alınması mümkün değil ve imkansızdır. Mısır’ın talebi, nehirlerin hareketini, doğdukları ile denize döküldükleri ülkeler arasındaki ilişkileri düzenleyen insani, hukuksal ve tüm uluslararası verilerle tutarlıdır.

Özetle Sisi, dünyayı bu sahnenin yol açacağı sonuçlarla yüzleştirdi. Mısır’ın acı zehri yudumlamaya zorlanması halinde herkesin yaşayabileceği muazzam kayıplar, istikrarsızlık ve kargaşayı gözler önüne serdi. Sisi’nin kariyeri büyük ölçüde ve sonuna kadar samimi olduğuna tanıktır. Eski Mısırlı atalarından, Mısır halkının binlerce yıldır koruduğu şu öğüdü miras almıştır: “Nehrin su seviyesi düşerse, tüm askerler harekete geçsin ve Nil’in akışını kısıtlayan nedeni ortadan kaldırmadan geri dönmesinler.”

Suudi Arabistan’ın gerçek kardeşliği, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması ile bir kez daha kendisini gösterdi. Açıklama, Mısır ve Sudan’ın su güvenliğini Arap güvenliğinin ayrılmaz bir parçası saydı. Riyad, tüm tarafların çıkarlarını dikkate alacak bir şekilde krizin sona ermesine katkıda bulunan her türlü çabaya desteğini ifade etti.

Önümüzdeki günlerde ne olursa olsun Mısır ve Mısırlılar, Suudi Arabistan’ı ışıktan harflerle hatırlayacaklar.

*İmil Emin -Mısırlı yazar

Şarku’l Avsat