Abdullah Utaybi

Suudi Arabistan ve Irak: Geçmiş, bugün ve gelecek

Irak’ın, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki stratejik derinliği ile ilişkilerini yeniden kurup, derin Arap bağını maceracıların maceralarından ve işgalcilerin emellerinden uzakta kökleştirerek ülkesi ve halkı için daha iyi bir gelecek arayışında olan Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi Suudi Arabistan’ı ziyaret etti.

Suudi Arabistan’ın sıcak karşılaması, onun Irak’ı her daim memnuniyetle karşılayacağının, iki kardeş ülke arasındaki büyük ortak ilişkilerin derinliğinin, her iki tarafın da bölge için Irak’ın konumu, tarihi ve halkı ile uyumlu daha iyi bir gelecek inşa etme arzusunun bir ifadesiydi. Suudi Arabistan-Irak Koordinasyon Konseyi kuruluşundan bu yana iki ülke ve tüm bölge için fayda sağlayan önemli ve gerçekçi projeler, başarılı yatırımları hayata geçirdi. Bu ziyaretin sonucunda da sermayesi 3 milyar dolar olan bir yatırım fonunun kuruluşu deklare edildi.

Irak, Suudi Arabistan’dan ne istiyor?

Suudi Arabistan’dan içinde bulunduğu ve önemine, konumuna uygun olmayan durumlardan kurtulmasına, esenliğini, egemenliğini ve prestijini geri kazanmasına yardımcı olmasını istiyor.

Peki, Suudi Arabistan Irak’tan ne istiyor? Irak’tan yeniden güçlü ve istikrarlı bir ülke olmasını istiyor. Bu, Suudi Arabistan’ın her zamanki hedefidir; ülkelerin istikrarını desteklemek, bölgedeki Arap ülkelerine düşman projelerin benimsediği “kaotik istikrar”ı yayma stratejisine karşı çıkmak.

Ortadoğu’da siyasetin hareketli kumları ne dinleniyor ne de duruluyor.

Bölge, yerel, bölgesel ve uluslararası olmak üzere birden fazla seviyede komplikasyonlar ve kördüğümlerle dolu.

Tarihin farklı dönemleri çeşitli dinler, ideolojiler ve ırklar ile bugün bir arada var oluyor. Tutkular ve emeller farklılaşırken, amaçlar ve gayeler çelişiyor.

Ortadoğu, dünya genelinde en fazla çatışma ve savaşların yaşandığı bölgelerden biri ve bu  sadece şu an için geçerli değil, tarihin eski dönemlerinden beri böyle.

On yıllardır bir sarkaç gibi sürekli bir sallantı, ardı arkası kesilmeyen dalgalanmalar ve çelişkili akımlar halinde. Koşulları, verilerin ve şartların değişkenlerine göre sürekli bir iniş çıkış içinde.

Modern Irak tarihi, sayısız detay ve gözden kaçamayacak parçalarla yukarıdakilerin hepsini içeren bir örnek.

Irak, Sümer’den Babil’e eski medeniyetlerin vatanı. İslam’dan sonra da Hicri birinci yüzyıldaki en büyük çatışmaların merkezi, ardından Hindistan ve Orta Asya’dan Atlas Okyanusu’na kadar dünyayı yüzyıllarca yöneten Abbasi Hilafeti ile Arap ve İslam medeniyetinin başkenti oldu. Geçmişinden bugününe bölgeyi ve dünyayı etkileyen olaylara ev sahipliği yaptı.

Irak’ın sorunları ne küçük ne de yüzeysel. Kimliği ve aidiyeti, egemenliği ve istikrarı, bağımsızlığı ve prestiji, son olarak da geleceği ve gayeleriyle ilgili sorunlar.

Bugün, Irak “kaotik istikrar”, “siyasal İslam” ve “sistemik yozlaşma”nın hakim olduğu ülkelere bir örnek. Bunlar, çözülmesi ve sonuçlarından kurtulması çok çaba gerektiren sorunlar.

Öncelikli tedavi yöntemi de sorunları kabul etmek, ardından planlar yapmak, çözümler benimsemeye ve başarılı ittifaklar kurmaya girişmek olmalı.

2003’ten itibaren ve Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak’ta yeni bir yönetimin kurulmasından bu yana, Irak’a kaotik istikrar hakim oldu.

Bunun arkasında, özellikle geleneksel sömürgecilikten farklı bir format taşıyan ve gizli sömürgecilik adı verilebilecek yeni bir sömürgeciliğin temsil ettiği İran’ın aleni ve güçlü müdahaleleri duruyor.

Humeyni’nin devrimi ihraç etme stratejisinin doğrudan savaşta başarısız olmasından sonra bu gizli sömürgecilik stratejisi benimsendi.

Humeyni, işbirlikçi dahili partiler, gruplar ve örgütler aracılığıyla, el Kaide ve DEAŞ gibi Sünni terör örgütlerini destekleme yoluyla ülkeleri sömürgeleştirme stratejisini benimsedi.

Irak’ta kendinden önceki modellerden farklı bir siyasi İslam yönetimi modeli oluşturuldu.

Bu modellere, İran’daki Velayet-i Fakih rejimi, Afganistan’daki Taliban yönetimi, Sudan’daki Müslüman Kardeşler yönetimi örnek verilebilir.

Bütün bunlar siyasi İslam’ın söylemlerinin, ideolojilerinin ve örgütlerinin farklı koşullarda var olabilme, yaşayabilir ve etkileyebilir yeni modeller geliştirme yeteneklerinin delili.

Irak – aynı zamanda – sistematik yolsuzluk yoluyla organize bir şekilde yoksullaştırılan zengin ülkelere de bir örnek.

Irak’ta sistematik yolsuzluk çeşitli yollar izledi ve bunlar arasında, gizli İranlı sömürgecinin tüm ekonomik krizlerini Irak ekonomisine yüklemek ve Irak’ta İran’a sadık siyasi seçkinlerin, ülkenin zenginliklerini mümkün olan her yolla yağmaları da vardı.

Buna ilaveten, siyasi İslam’ın kışkırtıcı ve hamasi sloganları altında sistematik yolsuzluk dini ve ideolojik olarak haklı gösteriliyordu.

Büyük Iraklı konuğun, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile ilk Suudi Arabistan devletinin başkenti Diriye’yi ziyaret etmesi dikkat çekiciydi. Osmanlı işgali sırasında Irak, çeşitli defalar bu ilk Suudi Arabistan devletini hedef alan Osmanlılar tarafından bir üs olarak kullanıldı. Ama Osmanlılar –Iraklılar değil- sonunda büyük bir başarısızlığa uğradılar.

Tarih tekerrür etmez, dolayısıyla Irak’ı Arap kardeşlerine ve derinliğine karşı kullanmak isteyen her yeni işgalci de başarısız olacaktır.

Yine İngiliz işgali sırasında Iraklı lider Reşid Ali Geylani kaçmak zorunda kaldığında Kral Abdulaziz’e sığınmış ve onun yanında bir sığınak, destek ve yardım bulmuştu. Bu hadise, Iraklılar ile Arapların hafızalarındaki yerini koruyor.

Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etme, Suudi Arabistan ve Körfez devletlerini hedef almaya dönük hesaplanamaz macerası bardağı taşıran damlaydı.

Saddam Hüseyin rejiminin 2003’te sona eren düşüş evresi o zaman başladı. Bu macera, 8 yıl süren Birinci Körfez Savaşı’nda İran rejimine karşı Körfez devletlerinin Irak’a sağladığı sınırsız desteğe karşılık nankörlük ve kadirbilmezliğin bir örneğiydi.

Savaş boyunca Körfez ülkelerinin servetleri, Humeyni’nin Irak’ı hedef alan devrimi ihraç etme stratejisi ile mücadelenin en önemli kaynağıydı.

Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonraki 18 yıl boyunca Irak, modern tarihinin en kötü evrelerinden birini yaşadı.

Tüm yumuşak ve sert yollarla uluslararası çatışmaların arenası haline geldi. Topraklarında terör örgütleri ve milis grupları türedi.

Bazı yetkilileri terörü destekleyip, terör örgütlerine milyarlarca dolar ve modern silahlar verdiler.

İran’ın Irak ve bölgeye dönük stratejisini uygulamak için bu örgütlerin Irak’ta geniş alanları ele geçirmelerini kolaylaştırdılar.

Bütün bunlar Irak’ı halkının ağırlığı altında ezildiği mevcut duruma ulaştırdı.

Irak bugün ancak Arap derinliği, Suudi Arabistan, istikrarı ve ılımlılığı destekleyen müttefiki Arap ülkelerinde yardım ve destek bulabilir.

Ziyaretin ardından iki ülke tarafından yapılan ortak açıklamada; “Siyasi, güvenlik, askeri, ticari, yatırım, kültür ve turizm başta olmak üzere çeşitli alanlarda ortak çıkarlara hizmet etmek için iki ülke arasındaki iş birliği ve koordinasyonun devam ettirilmesi ve derinleştirilmesi” gerektiği vurgulandı.

Ayrıca “Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi’nin başarılarını, ortaya çıkardığı anlaşmaları ve mutabakat zaptlarını takdir ediyoruz” denildi.

Tüm bu dosyalar geçmişin sorunları ile bugünün zorluklarının ötesine geçen bir gelecek çizmek için çok önemli.

Son olarak, Irak’ın ancak stratejik Arap derinliği ile bir geleceği olabilir.

Irak halkının bilhassa bölgedeki dostlarının ve düşmanlarının kim olduğuna ilişkin büyük farkındalığıyla desteklenen Sayın Mustafa Kazımi’nin yönelimleriyle birlikte, her türlü gizli sömürgeciliği, yabancı işgali, servet ve zenginliğinin sömürülmesini reddederek bir geleceğe sahip olabilir.

*Abdullah Utaybi – Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı

Şarku’l Avsat