Anavatanları dışında devletler kuran Arap liderler

Kurulması hayal edilen devletin kararları, İngiliz askeri ve siyasi varlığı tarafından alınıyordu. Bu nedenle Kral, ilk günden itibaren İngiltere’ye karşı “al ve ver” kuralını benimsedi.

İkisi kral, biri cumhurbaşkanı olan üç Arap lider. Onları birleştiren iki faktör var; kökenlerinin uzandığı toprakların dışında, atalarına kucak açan bölgelerde filizlenen Arap ülkelerini yönetmeleri ve bu ülkelerin liderliğine kadar tırmanmaları. Hatta bu Arap liderlerden biri, doğmadığı bir ülkeye gelip kralı oldu. Elbette, İngiliz kuvvetlerinin eşliğinde Bağdat’a giren Irak Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı kastediyoruz. İngiltere, Faysal’ın Suriye kralı olmasını istiyordu ama Fransa onu buradan ayrılmaya zorladığı için İngiliz kuvvetleri onu Irak’a nakletti. Kral Faysal, Osmanlı Devleti’ne karşı başlatılan Arap isyanının liderlerindendi. İsyanın önderi ise kendisine Osmanlı’nın geri çekilmesinden sonra Şam, Irak ve Hicaz bölgesini kapsayan birleşik Arap krallığı tahtını vaat eden İngiltere ile ittifak yapan babası Şerif Hüseyin’di.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti mağlup olurken İngiltere ve Fransa galip geldi. Ancak Şerif Hüseyin’in projesi tarihe karışırken yerini İngiltere ve Fransa’nın Şam ve Irak’ta manda yönetimi kurmalarını sağlayan Sykes-Picot projesi aldı.

Faysal bin Hüseyin, Suriye’ye girmesine yardımcı olan İngiltere’nin desteğiyle Şam bölgesinin kralı olmaya hazırlanmıştı. Ancak Fransa, ordusunun gücüyle onu ve buharlaşan hayalini Suriye’den çıkardı. İngiltere ise onun hayalini yıkmadı ve ordusu ile birlikte Irak’a nakletti. Sahip olduğu zengin bir sosyal ve dini mozaikten oluşan yapısı, anlaşmazlıkları ve ihtilafları nedeniyle Irak’ın siyasi ve idari açıdan kontrolü zordu. Ama yine de bir grup seçkin Iraklı subay ile Osmanlı ordusunda görev yapan bazı Araplar, İngiltere’yi yüzyıllar boyunca Osmanlı egemenliğinde yaşayan bölgede benzeri görülmemiş bir Arap devleti kurma hayallerinin güçlü bir payandası olarak gören siyasiler, Hicaz topraklarından gelen kralın etrafında toplandılar.

Faysal’ın misyonu bir hayalden daha büyük hatta tehlikeliydi. En büyük soru ise şu; başka bir ülkeden gelen bir adam, nasıl Irak’a yerleşti? Ülke, İngiltere’nin tam siyasi egemenliği altında iken mezhep ve aşiret zihniyetiyle yönetilen, şiddet ve önyargı eğilimini paylaşan sosyal ve dini bileşenlere sahip Irak toplumu tarafından nasıl kabul edildi? Iraklı bileşenler arasındaki bu anlaşmazlık ve çekişmeler bazı yönden yabancı kral için güçlü dayanaklar oluşturdular. Kendisi Sünni mezhebindendi ve bu nedenle din alimleri ve fakihler gibi Sünni mezhebinin sembolleri onun etrafında toplandılar ve onda kendilerini birleştirecek ortak paydalar olduğunu gördüler. Aynı zamanda kendisi Haşimi olduğu, dolayısıyla Ehli Beyt’ten olduğu için Şii dini merciiler tarafından da kabul edildi ve böylece Irak’taki en büyük iki dini grubu etrafında toplayabildi.

Kurulması hayal edilen devletin kararları, İngiliz askeri ve siyasi varlığı tarafından alınıyordu. Bu nedenle Kral, ilk günden itibaren İngiltere’ye karşı “al ve ver” kuralını benimsedi. Önüne belirli hedefler koydu. Bunların ilki; ülkenin İngiliz vesayetinden bağımsızlığı, coşkulu ve atılgan arzudan uzakta gerçekçi bir sakinlikle ülkenin İngiliz vesayetinden kurtarılmasıydı. Bir yandan hükümeti kuracak parlamenter bir sistem tesis ederken, diğer yandan tüm mezhep ve dini grupların üstünde ve herkesin babası rolünü korudu. Ülkenin tüm bileşenleri ile bütünlüğünü koruyacak modern bir ordu kurmaya başladı ve nihayet bağımsızlığı elde etmeyi ve Milletler Cemiyeti’ne katılmayı başardı. Parlamenter demokrasi üzerine kurulan Irak devleti her zaman realiteyi göz önünde bulundurdu. Ölümünden sonra yerine oğlu Gazi, ondan sonra da torunu İkinci Faysal tahta geçti. 1958 yılında Irak ordusu İkinci Faysal’a karşı darbe düzenledi ve ülke bir darbeler ve kanlı şiddet girdabına girdi. Bu dönem Amerikan işgaliyle sona erdi.

Anavatanı dışında bir devlet kuran ikinci Arap şahsiyet İdris es Senusi. Dedesi Muhammed bin Ali es Senusi, Cezayir’den çıktığı hac yolculuğu sırasında Libya’da da konakladı ve bu esnada doğusunda yer alan Cebel el Ahdar bölgesi halkı ile arasında bir sevgi ve yakınlık doğdu. Burada sufi nitelikteki dini reformcu düşüncesini yaymaya başladı. Senusi daha sonra Mısır ve Hicaz’a gitti ve ardından Barka’ya (Sirenayka) geri döndü. Burada Kur’an ve temel dini eğitim veren zaviyeler kurmaya başladı. Oğlu Mehdi döneminde hareket, Libya’da İtalyan, Çad ve Nijer’de Fransız sömürgeciliğine karşı bir direniş gücüne dönüştü. Torunu İdris, Libya’daki direniş hareketine siyasi olarak liderlik etti. Mısır’a gittikten sonra siyasi faaliyetlerini sürdürdü. İngilizlerle temas kurdu ve Libyalılardan oluşturduğu ordu ile Alman ve İtalyanlara karşı yapılan savaşlara katıldı. Mihver devletlerinin yenilgisini müteakip Barka’ya geri döndü. Bağımsızlık hareketine öncülük etti ve yıllardır sömürgecilik, yoksulluk ve bilgisizliğin yarattığı tahribattan muzdarip olan Birleşik Libya Krallığı’nın kralı oldu. Libyalıların büyük bölümü onun etrafında toplandılar, çünkü belirli bir kabileye mensup değildi ve fıkhi, sufi ve cihatçı bir mirasa sahipti. Yerel anlaşmazlıkların ve kabileci eğilimlerin üstesinden gelmeyi başardı ve ülke bir kalkınma ve gelişme sürecinin başlangıcına tanıklık etti. Ülkedeki Amerikan ve İngiliz askeri üslerinin varlığıyla birlikte, herhangi bir bölgesel veya uluslararası güçle çatışmaya girmedi. Eylül 1969’da ülke dışında olduğu bir zamanda, Özgür Subaylar Hareketi tarafından düzenlenen darbe ile yönetimine son verildi ve cumhuriyet ilan edildi.

Üçüncü şahsiyetimiz Libya asıllı olan Habib Burgiba. Fransa’da eğitim gördü ve Tunus’taki Fransız egemenliğine karşı uzun bir mücadele yürüttü. Fransa ile askeri ve siyasi bir mücadelenin ardından, Düstur Partisi’nden yoldaşları ile Bey’i devirmeyi, bağımsız cumhuriyeti kurmayı ve tüm Tunus’u kapsayan bir aydınlanma ve kalkınma hareketini yönetmeyi başardı. Tunuslu kadınlara eğitim ve çalışma kapılarını açtı ve modern medeniyete açılan bir pencere olarak gördüğü Fransız dilinin varlığını korudu. Pragmatik bir politika ve “al ve ver” sloganını benimsedi. Arap akımlarından hiçbiri ile çatışmadı ve ihtilaflarda hiç taraf tutmadı. Tüm renkleri ile toplumun birliğine ve modern sivil toplumun inşasına dayanan Tunus ulusal kimliğini perçinlemeye odaklandı. Başbakanı Zeynelabidin bin Ali’nin kendisine karşı bir darbe düzenleyip başa geçmesinden sonra Tunus, çağdaş bir aydınlanma ruhu içinde Burgiba’nın modern toplum inşa etme yaklaşımını izlemeye devam etti.

Bağımsız devletler kurdukları ülkeler arasındaki sosyal ve tarihsel farklılıklar ile coğrafi mesafeye rağmen bu üç lideri birleştiren bir bağ var. O da köklerinin uzandığı toprakların ve anavatanlarının dışındaki topraklarda ekim yapmaları yaşadıkları zaman tüm yükleri ile kapılarını her çaldığında bu toprakların halklarının onları hatırlamaları ve bahsetmeleridir.

*Abdurrahman Şalkam