İyad Ebu Şakra

Kovid-19, dünyanın siyasi karmaşıklığını özetliyor

2020 yılının ilk aylarından, yani dünyanın koronavirüs salgını ciddi sorunlarla uğraşmaya başladığı zamanlardan bu yana siyasi, sosyal, ekonomik ve inançsal sonuçları olan çok boyutlu bir mücadele ortaya çıktı ve çeşitli fikirler gündeme geldi.

Siyaset en başından bu yana vardı ve şu ana kadar kamusal alandaki hakimiyetinden ödün vermedi. Bazı kimseler, Çin’in ölümcül virüsün ortaya çıkması konusundaki sessizliğinin ‘siyasi bir boyutunu’ gördü. Eski ABD Başkanı Donald Trump, kısa bir süre sonra ‘basit bir soğuk algınlığına’ benzediğini söylediği bu virüsü, “Çin virüsü” olarak nitelendirerek Pekin’e ‘siyasi tepki’ verdi.

Salgın yayıldıkça suçlamalarda artış gözlendi, şüpheler ve ‘komplo teorileri’ ortaya çıktı. Ayrıca politik ‘mutfakların’, dini akımların, mali çıkarların ve hatalı bilimsel uygulamaların körüklediği platformlar ortaya çıktı. Tüm bu durumlar aşağıda zikredeceğim politikalara yansıdı:

– Şehirler ve pazarlar gibi kapatılıp yeniden açma durumlarında yaşanan kafa karışıklığı ve tereddüt. Bu, birçok ülkede doğaçlama ya da popülist baskı altında gerçekleşti.

– ABD’de posta yoluyla oy kullanan benzersiz bir oranın karşılığında seçimlere dair yaşanan şüpheden kaynaklı yaşanan durumlardaki gibi ‘yan savaşlar’ patlak verdi.

– Özellikle Avrupa’da milliyetçi ve hizipçi hesaplar tasfiye edildi. Aşıların ‘siyasallaşması’, mücadeleler ya da tekelleştirme çabaları bunun örneklerindedir.

Çin’in Vuhan’daki salgını tespit etmede gecikmesi, -özellikle Batı Avrupa ve ABD’de enfeksiyon yolları ve önleme yöntemleri hakkındaki çelişkili raporlar ışığında- her ne kadar anlaşılabilir olsa da kesin olan bir şey var ki o da, popülist ve militan liderlerin önderlik ettiği ya da bilime şüpheyle yaklaşan ve pazar çıkarlarıyla ilgilenen devletler, küçümseme, inkar veya kibir nedeniyle en pahalı fiyatı erkenden ödeyen devletler oldu.

Çin ve İran’ı, Avrupa’da, özellikle İtalya, İspanya ve Fransa izledi. Sonra İngiltere öne geçti ve en yüksek ölüm oranını kaydetti. Veliaht Prens Charles, Başbakan Boris Johnson ve bir dizi bakan virüse yakalanan kimseler arasındaydılar. Avrupalı ​​sağlık yetkilileri salgının hızla yayılması karşısında şok oldu ve yoğun bakım odalarında sıkışıp kaldılar. Bununla birlikte sağlık ekipleri de enfekte olmaya başladı.

ABD başkanlık seçimleri kampanyası ve yasama, Washington’un hızlanan yayılmayı kontrol etmek için tutarlı bir yaklaşım benimsemesini etkiledi. Trump’ın politikalarını demokrat liderlerin yetkileriyle karşı karşıya getiren federal sistem durumu daha da karmaşık bir hale getirdi. Salgının yayılması ve kapatma politikası benimseme girişimi ile birlikte Amerikan toplumunda sismik hatlar gün ışığına çıktı. Bu hatlar şehirleri kırsal bölgelerden, fakirleri zenginlerden, devleti özel sektör şirketlerinden, liberal akımları ve azınlık hareketleri Hristiyan muhafazakâr akımdan ayırmaktadır. Ardından bazı şehirlerde kutuplaşmayı daha da şiddetlendiren kargaşalar çıktı ve bu kutuplaşmalar, ABD Kongre Binası’nın saldırıya uğraması noktasına dek vardı. Cumhuriyetçi seçmenlerin yarısından fazlası yeni başkanın “meşruiyetini” tanımayı reddediyor. Ayrıca Cumhuriyetçi Parti destekçileri, dindar Hristiyanlar ve muhafazakâr kırsal nüfusun büyük bir kısmı, aşı olmayı reddediyor.

ABD’nin bu durumu, -coğrafi ve ideolojik olarak- yaklaşık 1 milyar 368 milyon nüfusa sahip Hindistan ve 212 milyon nüfus sahibi Brezilya ile karşılaştırılabilir. ABD’deki siyasi liderlik, bilimsel standartlara daha bağlı ve kamu parasından daha fazla harcama yapmaya daha istekli liberal demokratlara geçerken, Hindistan ve Brezilya katı dini gruplarla yakından bağlantılı olan muhafazakâr sağın kontrolü altındadır. İlkine Başbakan Narendra Modi ve Hindu milliyetçisi partisi Bharatiya Janata liderlik ederken, diğerine Jair Bolsonaro liderlik ediyor. Eski subay ve sağcı iş adamı olan Bolsonaro, katı Evangelistlerden gelen parayla desteklenmektedir. Hindistan ve Brezilya’nın yolsuzluk dahil olmak üzere birçok ortak paydası vardır ve bunların sonuçlar felakettir.

Jair Bolsonaro, virüsü küçümseyen ve enfekte olup iyileşmesine rağmen fikrinde ısrar eden dünyanın ilk politikacılarından biriydi. Brezilya Hanedanı olarak bilinen felaketin, ülke ekonomisi ve dış ilişkileri üzerinde ciddi etkileri oldu. Ancak Luiz Inácio Lula da Silva’nın sahneye dönüşü, devletin geleceği ve mevcut liderin kaderi hakkında önemli olacak göstergeler içerebilir.

Hindistan’a gelince, dünya üzerinde korona aşılarını üreten önemli merkezlerden olmasına rağmen, daha kötü bir durumda görünüyor.

Günlük vakalar yüzbinlere ulaştı.

Aşılama oranı yüz kişide 11 civarındadır.

Durumu karmaşıklaştıran şey, sıkışık şehirlerinden kırsal bölgelere artan göçtür.

Oysa, kırsal kesimdeki sağlık altyapısının büyük şehirlere kıyasla kötü olduğu bilinmektedir.

Hindistan ve Brezilya’da salgının kontrol altına alınması tüm dünyanın yararınadır. Fakat nüfusun büyük bir kısmı aşıya ulaşamadıkça ve ikna olmadıkları reddetmeye devam ettikçe beklenen ilerleme sağlanamayacaktır.

*İyad Ebu Şakra -Siyasi analist, tarih araştırmacısı