Racih Huri

Lübnan uluslararası bir uyuşturucu başkenti mi?

Geçen yıl 4 Ağustos’ta amonyum nitrat kargosu patlayarak Beyrut Limanını tahrip etmiş, Beyrut’u yerle bir etmiş ve Lübnan devletinin prestijini tuzla buz etmişti. Geçen hafta sonu da Suudi Arabistan’a gönderilen uyuşturucu sevkiyatı patladı. Bu patlama, Lübnan tarım ürünlerinin tüm Körfez ülkelerine ihracatını kalıcı olarak ortadan kaldırabilir, bu ise, sıkıntılı Lübnan ekonomisinin son çıkar yolunu da kalıcı olarak yerle edebilir.

Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın daveti üzerine Baabda Sarayı’nda bir toplantı düzenlendi ve katılımcılar basitçe Suudi Arabistan’ın Lübnan tarım ürünlerinin topraklarına girişini ya da geçişini engelleme kararını gözden geçirmesini temenni ettiklerini deklare ettiler. Suudi Arabistan’ın güvenliğine zarar verebilecek her şeyi kınadıklarını, Lübnan’ın tesislerinin bu tür suçlar için bir rota veya bir geçit olarak kullanılmasını kesin bir biçimde reddettiğini açıkladılar. Lübnan sınırlarından ve geçiş noktalarından her türlü kaçakçılık faaliyetini önlemek için askeri ve güvenlik güçlerinden daha katı olmalarını ve ihmalkarlık göstermemelerini talep ettiler.

Pek çok kişi, bu toplantının sınır kontrolü konusunda katı ve sıkı olmakla ilgili yinelenen konuşmalar ve iddiaların eşlik ettiği retorik ve tatlı sözlerden ibaret bir açıklama ile sona erdiği konusunda hemfikir. Sanki hayalet Lübnan devleti, Lübnan’ın sınırlarını ve limanlarını gerçekten kontrol ediyor. Herkes onun neredeyse hiçbir şeyi kontrol etmediğini biliyor. Suudi Arabistan’a gönderilen nar sevkiyatında saklanan 5 milyondan fazla Captagon hapını kaçırmaya çalışan dahil olmak üzere sahte şirketlerin kayıtlarının gerçekliğini bile doğrulayamadığını biliyor. Lübnan, bu miktarda nar üreten bir ülke değil, bu nedenle bunların büyük olasılıkla Suriye veya İran’dan ithal edildiği söyleniyor.

Baabda’daki toplantı, gerek kaçakçılık şirketinin menşeinin belirlenmesi, gerekse sorumlu taraflar, veriler ve iç içe geçmiş yetkiler açısından olsun birbirine karışmış ayrıntılarda boğulmuş gibi görünüyordu. Ancak bu toplantı sona ermeden önce gelen bilgiler, Suriye topraklarından gelen uyuşturucu dolu bir nar sevkiyatının el-Abudiyye sınır kapısından geçerek Lübnan’a girdiğini, ardından Bekaa bölgesine yöneldiğini, Taanayel beldesinde bir gazlı içecek şirketinin tabelası ile kamufle edilmiş bir depoda durduğunu ifade etti.

Sevkiyat birkaç gün burada bekletildi. Sanayi ve Ticaret Odasından menşe belgesi alması ve belgenin Tarım Bakanlığı tarafından onaylanmasının ardından, Lübnan plakalı kamyonlara yüklendi ve Cidde’ye gönderilmek üzere Beyrut Limanı’na taşındı. Uyuşturucu yüklü nar sevkiyatının Lübnan’a bahsedilen paravan şirket aracılığıyla sokulduğu, şirketin içinde Captagon hapları bulunan malı Suriye’den ithal ettiği ve gerçek menşeini gizlemek için kendisine sahte menşe belgesi verildiği bilgisi teyit edildi. İthal edilen bu tür narlardan her birinin 700 grama ulaştığı düşünülürse, her birinin 2000 hap içerdiğini söyleyebiliriz.

Bütün bu bilgiler ışığında ve kaçakçılık operasyonları ve arkasındaki kişilerle mücadele için önce bir devlete ihtiyacımız varken, Cumhurbaşkanı’nın bunlara karşı mücadeleyi sıkılaştırma çağrısının ne anlamı var? Lübnan devleti temelde parçalanmış ve çökmekte olan bir devlet. Pratikte, iyi bilindiği gibi sözde kurumlarının arkasına gizlenmiş Hizbullah devletçiği tarafından yönetilen bir devlet.

Bir hafta önce Enerji Bakanı Raymond Gacar, devletten elektrik şirketlerini desteklemek için 240 milyon dolar talep ettiğini, aksi takdirde Lübnan’ın karanlığa gömüleceğini ifade etti. Kendisine mevduat sahiplerinin paralarının desteğiyle sözde sübvansiyon politikası bağlamında devlet tarafından ithal edilen dizel ve benzinin nereye gittiği sorulduğunda, Suriye’ye kaçırıldıkları cevabını verdi. Bu, Lübnan ile Suriye arasındaki sınırları kontrol etmekle ilgili söylenenlerin bir saçmalık ve yanılsama olduğu anlamına geliyor. Kaçakçılık her düzeyde devam ediyor. Lübnan devleti her zaman sınırları kontrol ettiğini iddia ediyor, ancak sınırlarını ve limanlarını kontrol etmekten tamamen aciz. Hal böyleyken, işlerin Lübnan’ın Körfez’deki kardeşleri ile ilişkilerinin sabote edilmesi kertesine varması şaşırtıcı mı?

Bir Suriyelinin Taanayel’de gazlı içeceklerle değil, kaçakçılıkla ilgisi olan bir depoyu nasıl kiraladığını bilmeyen devlet, devlet değildir. Paravan bir şirketi herhangi bir inceleme yapmadan kaydeden ve ardından ticaret yapması için menşe belgesi veren devlet, tam bir maskaradır. Büyük miktarda uyuşturucu yüklü nar sevkiyatının limanlarından yapıldığı devlet alay edilesi bir devlettir.

Bu hayalet devletin, kara, deniz ve hava sınırlarını kontrol etmekle bir ilgisi yok. Patlayıcı amonyum nitrat bu devletin limanından Avrupa ülkelerine sevk ediliyordu. Şimdi de uyuşturucu yüklü narlar onun limanından Suudi Arabistan’a gönderiliyor. Bütün bunlar, 3 Şubat’ta güvenlik güçlerinin limanda Yunanistan’a, ardından Suudi Arabistan’a gönderilecek 5 milyon Captagon hapına el koymasına rağmen gerçekleşti. Yine aylar önce İtalyan yetkililer, 15 ton Captagon hapı ele geçirdiklerini açıklamıştı. İtalyan “Nova” ajansının o dönem aktardığına göre, bunun arkasında Hizbullah’ın olduğu ortaya çıkmıştı.

Hayalet devlet, neredeyse herkes gibi, Captagon hap endüstrisinin özellikle Hizbullah ve Suriye rejimine bağlı grupların kontrolündeki Şam ve kırsal bölgelerinde yaygın olduğunu biliyor. 2017 itibariyle bu alanlarda irili ufaklı 60’tan fazla fabrika bulunuyor. Captagon hapları fiili otorite (Suriye rejimi) ve bu bölgeleri kontrol eden güçler (Hizbullah) tarafından Suriye ve Lübnan arasındaki meşru ve yasadışı geçiş noktaları yoluyla pazarlanıyor. 2014 yılında, Baalbek şehrinde Hüseyni matem merasimlerinin yapıldığı bir binanın altına kurulmuş Lübnan’ın en büyük Captagon fabrikası keşfedilmişti. Bu yılın başında güvenlik güçleri, Hizbullah’ın bölgelerinden biri olarak kabul edilen Baalbek’in Yunin beldesinde küçük bir fabrikaya baskın düzenlemişti.

Devlet tüm bunları bilmesine rağmen görevlerini yerine getirmedi. Bu bağlamda, eski savunma bakanı ile sınırda kontrolün gevşek olmasını eleştiren bazı politikacılar arasında geçen sıcak bir tartışmayı hatırlatmadan geçmeyelim. Bakan, bu eleştirilere yanıt olarak, tüm sınırların kontrol altında olduğunu söylemişti. Ne var ki, gariban vatandaşların mevduatlarından geride kalanlarla sübvanse edilen benzin, dizel ve gıda maddeleri kaçakçılığını aylardır engelleyemeyen tükenmiş makamlar, nar hatta karpuz ve patates çuvalları içerisinde Captagon kaçakçılığını da durduramayacak.

Suudi Arabistan’ın Lübnan Büyükelçisi Velid el-Buhari, son 6 yılda Lübnan’dan 600 milyon narkotik hap kaçırma girişiminde bulunulduğunu, bu miktarın Arap dünyasını narkotik ilaçlar ve psikotrop maddelere boğmak için yeterli olduğunu ve bu uyuşturucu maddelerin yalnızca Suudi Arabistan’ı değil, tüm Arap dünyasını hedef aldığını belirtti. Dolayısıyla Baabda toplantısı bildirisi, geçici bir metinden ibaret. Zira “Suudi Arabistan ile kardeşlik ilişkilerinin sağlamlılığına önem verdiğini” vurgulayıp, Lübnan tarım ürünlerinin girişini önleme kararını yeniden gözden geçirmesini talep ederken, Başbakan Hassan Diyab şu sözleriyle Suudi Arabistan ile ilişkilere zarar veriyordu; “Lübnan ve Suudi Arabistan kolları ve birkaç ülkeye uzanan ipleri ile kaçakçılık şebekeleriyle mücadelede kesinlikle Suudi Arabistan’ın yanındayız”. Bu sözler, Lübnan devletinin yaşananlardaki sorumluluğunu sulandırmak değil de nedir!

Bu Lübnan ne tuhaf bir ülke, seksenli yılların başında terörün küresel başkenti olmakla suçlanmıştı, şimdi de uyuşturucunun uluslararası başkenti gibi görünüyor. Peki, geride olup biteni anlayacak bir Lübnan devleti kaldı mı?

*Racih Huri- Lübnanlı yazar