Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai vaaz verirken...

‘Karşı çıkma’ ekseni Maruni Patrikhanesi’ne karşılık verdiğinde

Maruni Patriği ne zaman “karşı çıkma eksenine” muhalif net ve dürüst bir tutum sergilese, karşılık “bu yeni değil” ifadesi eşliğinde geliyor. Atıfta bulunulan bu tekrarlanan eski; Patrikhane’nin ve onunla birlikte Maruni politikacı ve entelektüellerin, geçmiş dönemlerde Siyonizm ve İsrail ile mücadele, özellikle de Lübnan’ın bu mücadeledeki konumu konusunda, halihazırda “karşı çıkma” eksenini oluşturanlardan farklı bir görüşü desteklemiş olmaları.

Dolayısıyla karşı çıkma eksenine göre, Maruniler geçmiş yüzyılın otuzlu yıllarından bu yana bunu kesintisiz sürdürüyorlar.

Karşı çıkanlara göre yalnızca kendi pozisyonları meşru olduğundan, muhaliflerinin pozisyonu katışıksız yasadışıdır. Anavatanları ve kilise mensupları dahil vatandaşları ile ilgili farklı bir bakış açısına sahip olmaya hakları yoktur.

Mevcut Patrik Bişara er-Rai’nin tarafsızlık çağrısı, işin içinde ihanet olduğunu ima etmekten vazgeçmeyen eleştirmenlerin iştahını kabarttı. Halbuki ihaneti ima edilen kurum, ne bir avuç insanı temsil ediyor ne de parmağınızın ucuyla silkeleyebileceğiniz bir toz parçası. Kuruluşu 7. yüzyıla uzanan, bölge tarihinde temel roller oynayan, bizzat Lübnan’ın kuruluşunda kurucu bir rolü bulunan Patrikhane’den bahsediyoruz.

Bu yeni değil ifadesi ya da muadilleri, Maruni Patrikhanesi tarihi hakkında en ufak bir bilginin dahi yalanladığı bir basmakalıplaştırmadır. Daha önceki dönemler bir yana yalnızca bağımsızlık dönemine odaklandığımızda, dönemin iki patriğinin, Patrik Paul Peter Meouchi (1955-75) ve Patrik Anthony Peter Khoraish’nin geleneksel olarak “siyasi Maruniliğe” atfedilen tanımlarla çelişen pozisyonlar benimsemiş olduğunu görürüz. Onlardan önce de Patrik Anthony Butros Arida, Fransa’dan bağımsızlık talebini desteklemiş ve Şam’da kendisi için “Patrik Arida Allah’ın sevgilisi” sloganları atılmasını hak etmişti. O dönemde malum olduğu üzere Maruni ve Hristiyanların geniş bir kesiminin bağımsızlık konusunda farklı düşünceleri ve duyguları vardı. Şu anki Patrik er-Rai ise, gündemde olan tartışmalı konulardaki flu ve net olmayan tutumundan ancak geçen yazın başlarında vazgeçti.

Böylelikle muhalif siyasi görüşe Maruni bir renk katmak ve bu sözde rengin sözde kökenini eleştirmek, laiklik, ulusalcılık veya solculuk kisvesiyle kamufle edilse de tamamen mezhepçi bir tutumdur. Öte yandan, bu konuda Arap dünyasından Maruni patriklerle hiçbir ilgisi olmayan örnekler verilebilir. Mesela, 1919’daki Paris Barış Konferansı’nın Şerif Hüseyin’in oğlu Birinci Kral Faysal ile dönemin Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Haim Weizman arasında imzalanan bir anlaşmaya tanık olduğunu biliyoruz. 1925 yılının Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nin açılışına tanık olduğunu ve bazı Arap siyasi ve kültürel ileri gelenlerinin ön saflarda yer aldıklarını biliyoruz. Mısır cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 1978-79’da İsrail ile imzaladığı barış antlaşmasını, ardından 1991 ve 1993’teki Madrid ve Oslo konferanslarını biliyoruz. Bunu müteakip 1994’te imzalanan Vadi Araba Antlaşmasını ve son olarak 4 Arap ülkesini kapsayan normalleşme ve barış dalgasını biliyoruz. Karşı çıkma ekseninin tüm bu tarafları hakaret ve ihanet suçlamaları yağmuruna tuttukları doğru, ancak eleştirilen davranışlarını açıklamak için hiçbirinin dinine ve mezhebine atıfta bulunulmadı.

Dolayısıyla eleştirilenin sürekli bu konuda sağlam bir geçmişi ve köklü bir doğası olduğunu yineleyen söz konusu eleştirinin, Maruni rakiplerine zaman zaman açığa ve gün yüzüne çıkan bir ihanet rezerviymiş gibi davrandığını söyleyebiliriz. Bu, çaresi olmayan kusurlu bir köklü özdür. Hatırlatmak gerekirse bu, İki Yıl Savaşı (1975-76) ile birlikte, Ulusal Hareket “vatansever Hristiyan” terimini icat ettiğinde maksimum işleyiş kazanan bir gelenektir. Bu terim ile Hristiyanların sindirilmesi, sindirimi kolaylaştıran yüksek dozda bir “vatansever”lik şartına bağlandı (şu ünlü Arap uyarı gibi: Selahaddin el Eyyubi Kürt asıllı olsa da Kudüs’ü kurtardı).

Maruni Kilisesi kesinlikle tartışmaların ve eleştirilerin üstünde değil. İster köklü ister dini olsun, etkili herhangi bir tarafın pozisyonu gibi, onun pozisyonlarını tartışmak da her zaman gerekli. Tartışma ve zorunlu olarak ona eşlik eden derin düşünce, herkesin gözünde temel olan meselelerde Lübnan ve Lübnanlıları bölen farklılıkların büyüklüğüne, Lübnan’da homojenliği apaçık olmayan ya da kabul edilmemiş alt kültürlerin varlığına işaret ediyor. Aynı zamanda sadece bu sorunların çözümünün ülkenin bir ülke olarak kalmasını sağlayacağı konusunda da uyarıyor.

Çözüm, tanımı gereği sahipleri arasında bir ölçüde eşitlik öngörür. Diğer görüşün meşruiyetini kabul etmeyi de gerektirdiğini söylemeye bile gerek yok.

Karşı çıkış ekseninin yaptığı şey, kendisine doğruluğu atfederken, kendisi dışındakileri silahından güç alarak ihanetle damgalamaktır.

Tartışmalı konuların yarattığı gerginliği gidermek yerine, kendisine bir de ihanet dozu ekliyoruz.

Çatışmaları tetikleyen ideolojileşmeyi azaltmak yerine, kendisine bir arada yaşamaya alan bırakmayan konuları da ekliyoruz.

Ancak, karşı çıkma ekseni, muhalif  görüşleri ihanetle suçlayan ve herkese silahıyla boyun eğdirmek isteyen silahlı bir mezhepçilik olmadan Lübnan’da devam edemezdi.

Bu daha önce böyleydi, bugün de böyle.

Şarkul Avsat

Hazım Sağıye