Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman The Line Projesi’ni anlatırken (NEOM)

Prens Muhammed bin Selman’ın konuşması ve sayıların büyüsü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Muhammed bin Selman’ın geçen hafta yaptığı ve Suudi ekranlarında gösterilen 90 dakikalık konuşması sıradan bir sohbet değildi. Aksine konuşma, içinde çokça rakamların bulunduğu ve ekonomi, politika, toplum ve din ile ilgili birçok yönü kapsıyordu.

Rakamlarla ilgili konuşmasında hoşuma giden şey gözlerinin önünde sayılar olmaksızın akıcı bir şekilde konuşmasıydı. Ekonomi, kamu maliyesi ve iddialı yatırımlarla ilgili her meselede sayılardan konuştu ve onlara dayandı. Burada, 2030 Suudi Vizyonu’nun gerçekten düşünen beyni olduğu ortaya çıktı.

Etkileyici olan ise Prens Muhammed bin Selman’ın sayıları doğrudan hafızasından söylemesidir ki bu, birçok Arap lideri için sıra dışı bir durumdur. Suudi Arabistan’ın içsel değişim faktörleri ile dış politikası arasındaki bağ, dikkati çeken bir diğer husustur. Burada, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’nun Beşinci Fransa Cumhuriyeti’ni kurarken takip ettiği strateji aklıma geliyor. Nitekim Gaulle, uluslararası politika stratejisine odaklanmadan önce iç meselelerle ilgilendi. Yeni bir anayasa hazırladı, kurumlarını yeni temeller üzerine inşa etti ve Dördüncü Fransa Cumhuriyeti döneminden tamamen farklı uluslararası bir yaklaşım benimsedi.

Suudi Arabistan’a gelince, Prens Muhammed bin Selman -kendi ifadesiyle-, devletin konumunun ‘aşırı derecede zayıf’ olduğunu gördü. Çünkü devletin bir kamu politikasının olmamasından ötürü bakanlıklar yarı zamanlıydı. Veliaht Prens konut alanından buna şöyle bir örnek verdi: Kral Abdullah bin Abdülaziz 2011’de konut sorununa 250 milyar riyal ayırdı. 2015 yılında ise bu miktar yalnızca iki milyardı. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Konut alanında genel bir politikanın olmamasının yanı sıra devlet kurumları ve belediyeler, merkez bankası, maliye arasındaki koordinasyon eksikliği bunlardan bazılarıdır. Bu durum, hükümeti yeniden yapılandırma ihtiyacını da beraberinde getirdi. Çünkü bakanların yüzde 80’i yetkinlik düzeyinde değildi. Temsilciler ve bakan yardımcıları gibi onların akabinde gelen kimseler ise neredeyse yok hükmündeydiler. Bu, 2015 yılında devletin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluktu. Bunun üzerine, devlet için yeni politikalar ve stratejiler oluşturuldu. Her bakanlık kendisine tahsis edilen alan içerisinde yetki sahibi oldu. 2015’ten sonra bakanlıklar yeniden yapılandırıldı, yeni bakanlar ve bakan yardımcıları atandı. Bunun sebebi ise, hedeflerin gerçekleştirilmesine yardımcı olması için bir ekip kurmaya duyulan ihtiyaçtı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman bu bağlamda şaşırtıcı sayılardan bahsetti. Örneğin, Kamu Yatırım Fonu’nun 2030’da 7 trilyon riyale ulaşması öngörülüyordu. Fakat bu yıl 7 trilyon riyale ulaşılarak hedef gerçekleştirildi. 2030 yılında 10 trilyon riyale ulaşması bekleniyor. Aramco, günlük 800 bin varil rafine ediyor ve sayının 2030’da 3 milyon varile ulaşması öngörülüyor. Şu anda Aramco’nun yüzde birini satın alması üzere büyük bir uluslararası şirketle görüşmeler yapılıyor. Ayrıca Prens Muhammed bin Selman, Aramco’nun gemi ve petrol boru hatları yapımına başlayacağından söz etti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’ın petrol politikası kapsamındaki petrol dışı gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesine yönelik eğiliminin, petrolün önemini azaltmak anlamına gelmediğini açıkça belirtti. Prens Selman bunun, petrokimya ve diğer imalat sanayileri alanındaki petrol kullanımını en üst düzeye çıkarma çalışmaları olduğunu söyledi. Nitekim sahibi olduğu dünyadaki petrol rezervinin dörtte biri, onlarca yıldır ülkenin refah kaynağı olmuştur.

Petrol, asırlardır uluslararası ilişkilerdeki önemi ve etkisi azaltılan bir konudur. Ortadoğu ülkelerindeki bağımlılık çağının ve petrole olan ihtiyacın artık olmadığını savunanlar böyle düşünmektedirler. Onlara göre durum geçmişte olduğundan farklıdır. Prens Muhammed bin Selman’ın konuşması, bu “iddiaların” tutarsızlığını gösterdi. Bazı uzman analizlerine göre, petrole olan talep 2030 yılına kadar devam edecek ve 2030’dan 2070’e kademeli bir düşüş yaşanacak. Buna karşılık ise aynı dönemdeki petrol arzı çok daha fazla düşecektir. ABD, Rusya ve Çin’deki üretimde beklenen düşüş seviyeleri bunun örneklerindendir. Sonuç olarak Suudi Arabistan, petrol rezervlerinin büyüklüğü ile arz ve talep arasındaki farkı kapatacak. Başka bir deyişle bu durum, Suudi Arabistan Krallığı’na ve diğer petrol üreten ülkelere, büyük güçlerle olan dış ilişkilerinde denge araçları sağlayacaktır. Burada, Prens Muhammed bin Selman’ın dış politika ve uluslararası ilişkiler üzerine olan konuşmasına ve uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda çalışmaya başlamanın önemine dair işaretlerine değinmek gerekmektedir.

*Muhammed Ali Sekkaf -Yemenli yazar

Şarku’l Avsat