Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed

Esed rejiminin siyasetini ve ittifaklarını anlamaya dair örnekler

Şarkul Avsat gazetesi Abdulhalim Haddam’ın yayınlamakta olduğu anı dizisine cumhurbaşkanlığı yardımcılığını üstlenmeden önceki rollerini, Hama ve Kuneytra valiliği ve dışişleri bakanlığını tanıtarak başladı. Böylece bize 1963’ten 2005’e Haddam’ın farklı pozisyonlarda da olsa sorumlu ve yetkili olduğunu hatırlattı.

Haddam anılarında üstlendiği bu üst düzey görevlerden ve içeriden bize, Esed Suriyesi’nde yönetimin nasıl olduğunu ve yöneticilerin ele aldıkları sorunları, ülkeleri ve güçleri algılama biçimini tanımlıyor.

Aşağıda bu köşe daha fazlasına yetmeyeceği için birkaç taneden ibaret olan seçilmiş örneklere yer vereceğiz;

Irak ile ilgili olarak, Haddam, 2003 savaşından hemen önce dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile yaptığı görüşmede Beşşar Esed’in şu sözleri söylediğini aktarıyor; “Saddam, ABD harici taraflarla savaşıyor olsaydı düşüşü daha hızlı olurdu. Ama Amerikalılara akılsızlık hükmediyor. Savaşı günler veya haftalar içinde bitireceklerini söylediler. Gereksiz yere kendilerini bu zamanla kısıtladılar.” Ardından Esed şunu ekledi; “Iraklılara ‘Saddam’dan mı yoksa Amerika’dan mı daha çok nefret ediyorsunuz?’ diye sorulsa elbette Saddam diyenler olacaktır. Ancak buna rağmen Irak halkının Saddam’la birlikte savaşacağı hissediliyor. Bence bir grup Iraklı bir tarafa, başka bir grup ise diğer tarafa değer veriyor.”

Esed sözlerini şöyle sürdürdü; “Bir diğer konu da şu; Amerikalılar çok sayıda Iraklıyı öldürecek ve o an halk Saddam Hüseyin’in varlığını unutacak. Cumhuriyet Muhafızları ve rejimin etrafında toplanan partizanlara gelirsek; ben Cumhuriyet Muhafızları’na dikkat çekmek istiyorum. Çok sayıda siyasi ve askeri lider var. Bunları iki gruba ayırabiliriz: Birinci grup rejimden yararlananlar, ikinci grup ise suç işleyip infaz gerçekleştirenler. ABD’nin akılsızlığı başlayacak. Hiçbiri için bir çıkış noktası bırakmadı. Irak’a girmesi yasaklanan yaklaşık bin 700 muhalifin listesi yayınlandı. Irak için askeri bir yöneticiden bahsedildi. Bir savaş yaşanacak ancak günler sonra herkes ABD’ye karşı olacak.” Irak halkına yönelik bu soğuk ve alaycı bakış açısına dayanarak, “direniş” fikri işlevsel konumunu üstleniyor, sorunlar ve zorluklar tartışılırken Esed şunu söylüyor;   “Çözüm direniş (…) Savaştan önce direnişe hazırlanılmalı.”

Lübnan’a karşı izlenen ve Refik Hariri suikastı ile taçlandırılan politikaya gelince, mafya filmlerini izleyenlerin iyi bildiği formatta yönetilip düşünülüyordu. Haddam, Beşşar’ın kendisini komplo kurmakla suçlamasından sonra ve öldürülmesinden birkaç gün önce Hariri’ye yaptığı ziyareti şöyle anlatıyor; Hariri’ye: “Beşşar sizi komplonun içinde yer almakla suçlarken açık ve netti. Komplo ile suçlanmanın cezası ölümdür. Yani yarın değil hemen bugün Beyrut’tan ayrılmalısınız” tavsiyesinde bulundum. Bana; “Beşşar’ın kardeşi Mahir ile ilişkisi nasıl, aralarında anlaşmazlıklar var mı?” diye sordu. Ben de “Anlaşmazlık yok” cevabını verdim. Hariri; “Mahir bana, seni seviyoruz ve sana yardım edeceğiz. Şam’a geldiğinde beni ziyaret etmeni bekliyorum. Seni desteklemek istiyoruz şeklinde bir mesaj gönderdi” diyerek bana şu soruyu yöneltti; “Eğer beni öldürmeye niyetlilerse neden Mahir bana böyle bir mesaj gönderdi?” Bu sorusuna; “Mahir’in sana gönderdiği bu mesajın amacı, cinayetlerini işlemeleri için Lübnan’da kalmanı sağlamak” cevabını verdim.

Yine Haddam, anılarında Baba Esed yönetiminin kendisine kaosun hakim olduğu gerekçesiyle Beyrut’a girmeye karar verdiği  1986-1987 yıllarındaki Suriye’nin sadık müttefiklerine değiniyor ve onları şöyle tanımlıyor: “1986’da ve 1987’nin başlarında, Beyrut’ta güvenlik yok olmuştu. Çeteler ve silahlı milisler yağma, soygun ve cinayet alanında faal oldukları kadar kendi aralarında da çatışıyorlardı. Emel Hareketi ile el Murabitun, Emel Hareketi ile İlerici Sosyalist Parti ve Komünist Parti, Emel Hareketi ile Filistin kampları, ardından Emel ile Hizbullah arasında çatışmalar yaşanmıştı. Batı Beyrut neredeyse Müslümanlar arasındaki bir mezhep çatışmasının arenasına dönüşecekti. Müslümanlar parçalanıp kavga ettiğinde, kaybeden hepimiz oluruz. Batı Beyrut’ta tüm kutsallıklar ihlal edildi ve her şey; haysiyet ve onur, can ve mal mubah sayıldı. Üniversiteler eğitime ara verdi. Doktorlar ve büyük bilim adamları Beyrut’tan kaçtılar. Müslümanların çoğunluğunu oluşturduğu bu şehir, kurtların ve vahşi hayvanların otladığı, yılanların hareket ettiği bir ormana dönüştü. Sonra şehirdeki durumun doğal bir sonucu olan son çatışma patlak verdi ve insanlardan yardım çağrıları gelmeye başladı.” Hizbullah bile o zamanlar Suriye kuvvetleri tarafından hedef alınmaktan, Fathallah Kışlası olarak bilinen katliamı yaşamaktan kurtulamamıştı. Bir grubun içine nüfuz ederek “Lübnan’daki rolüne ve Suriye ile ilişkilerine zarar veren eylemlerde” bulunmasını engelleyememişti. İmad Muğniye (kendisi bilindiği gibi Hizbullah’a Fetih Hareketi’nden geçiş yapmıştı) kanalıyla o dönemde bu nüfuz etme girişiminin arkasında Arafat’ın olduğuna işaret edilmişti.

Haddam’ın anlattığına göre, dönemin İran Suriye büyükelçisi Hasan Ahtari, Suriye kuvvetlerinin Fathallah Kışlası’ndaki davranışları için kendisine sitem ettiğinde, ona Şam’ın Tahran ile ilişkileri için en uygun olduğunu düşündüğü formatı açıklamış; Şam İran’a nasıl davranıyorsa İran’ın da kendisine aynı şekilde davranması. Haddam, Şam’ın bu isteğini şöyle ifade etmiş “ Biz, bir Suriye vatandaşı İran aleyhine tek bir söz söylerse onu hapse atarız. Bir grup İran’ı eleştirirse onlara sert ve şiddetli bir şekilde muamele ederiz. Bizim iki ülke arasındaki ilişkilere önem vermekten anladığımız budur.” Böylece biz de bu iki ülkenin nasıl yönetildiğini ve yönetilmeye devam edildiğini anlamış oluyoruz.

Şarkul Avsat

Hazım Sağıye