Veliaht Prens’in röportajından sonra Suudi -ABD ilişkileri

Washington’un -bölgedeki politikalarını yeniden gözden geçirdiği şu sıralarda- Riyad ile temas kurmaya devam etmesi çıkarına olacaktır. Bu alanda başarı için en önemli faktörlerden biri, bizzat Başkan Biden ile Suudi liderliği arasındaki yakınlıktır.

Washington, Suudi Veliaht Prens’in televizyonda verdiği röportajdan birkaç gün sonra Başkan Biden’ın politikasını netleştirmek için Riyad’a üst düzey bir heyet göndererek güzel bir hamle yaptı. Beyaz Saray ile birlikte Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından temsilcilerin yer aldığı heyet, Riyad’daki yetkililerle görüştü ve iki ülke arasındaki ortaklığın yanı sıra bunu her alanda güçlendirme arzusunu teyit etti. Ayrıca heyet tüm meselelerle ilgili stratejik diyalog başlatma isteklerini dile getirdi.

ABD heyetinin bu tutumu, Veliaht Prens’in ​​‘ABD ile ortaklığı güçlendirmenin önemi ve anlaşamadıkları konularda diyaloğun devam etmesi hakkındaki ifadelerini destekliyor. Bu teminatlar ve teyitler önemli, fakat yakın gelecekte bunların pratik adımlara çevrilmesi gerekiyor. Çünkü vakit daralıyor ve yaşanacak herhangi bir gecikmede bir güvenlik boşluğunun oluşması muhtemel. Bu, her iki tarafın da düşmanları tarafından istismar edilebilir ya da yanlış anlaşılmalara ve istenmeyen adımlara yol açabilir.

Veliaht Prens, Suudi-ABD ilişkileri ile ilgili soruya, iki ülke arasında tam bir mutabakatın olmadığı gibi açık bir gerçeği vurguladı. Nitekim iki ülkenin ilişkileri ne kadar güçlü olursa olsun bir anlaşmazlık için çoğunlukla yer oluyor. Bu, Washington ile ilişkiler için geçerlidir. Her yeni yönetimde anlaşmazlık payı artabilir veya azalabilir. Veliaht Prens, Biden yönetimiyle, meselelerin yüzde 90’ından fazlası üzerinde anlaşma sağlandığını söyledi. Anlaşamadıkları yüzde 10’luk kısma gelince, taraflar bunlar birer çözüm bulmak ve her iki tarafın çıkarları üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için çalışacak. Suudi-ABD ortaklığı 80 yıl öncesine dayanmaktadır ve her iki tarafta da bunun önemli olumlu etkilerini itiraf etmektedir.

Suudi ve Amerikan taraflarının bu tarihi ortaklığı güçlendirmeye istekli olduğu açıktır. Bu ortaklık, 1933 yılında petrole dayalı olarak başladı. Kral Abdülaziz, Amerikan şirketlerine ülkenin geniş bölgelerinde petrol arama izni verdi. Bu ortaklık zaman içerisinde siyasi, ekonomik ve askeri iş birliğini, terörizmle mücadeleyi, çevreyi, eğitimi ve diğer alanları içerecek şekilde genişledi. Suudi-ABD ortaklığı, bugünkü bölgesel ve uluslararası zorluklarla birlikte her zamankinden daha önemli hale geliyor. Örneğin ABD’nin bölgedeki askeri varlığını azaltma planları, Suudi Arabistan Krallığı liderliğindeki ortaklarının güçlerini  -güvenlik boşluğu oluşmaması adına- güçlendirmelerini gerekli kılıyor. Taraflar, bölgenin sorunlarının çoğuna ilişkin görüşlerinde hemfikirler. Bu, bölgenin güvenliği ve istikrarı için taraflar arasında bir tür koordinasyon sağlıyor. Terörizmle mücadele bu konuların en önemlilerinden biridir. İki taraf, bu tehditle yüzleşmede çok şey başardı ve tehlikeli terör operasyonlarının engellenmesini sağladı. Tarafların enerji alanında işbirliği yapmaları zorunlu hale geldi. Çünkü ABD büyük bir petrol üreticisi ve ihracatçısı oldu. Geçtiğimiz yıl aralarındaki koordinasyonun, ‘petrol piyasalarında istikrarın sağlanmasına ve çıkarlarının korunmasına’ nasıl yardımcı olduğunu gördük. Ayrıca ABD’nin, uluslararası rekabeti açısından, Körfez ve Ortadoğu’daki en büyük ekonomiye sahip olan Suudi Arabistan gibi güçlü ortaklara ihtiyacı var.

Bununla birlikte, iki başkent arasında bakış açılarının farklı olduğu meseleler olduğu kabul edilmelidir. Veliaht Prens bu konuların yüzde 10’u geçmediğini ve bu farklılıklar üzerine diyaloğa hazır olduklarını söyledi. Krallığın artık tek bir stratejik ortağa bağımlı olmadığı kesindir. Krallık, güç kaynaklarının yanı sıra ortaklıklarını çeşitlendirmiştir. Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, Arap ülkeleri, İslam ülkeleri, ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya, Hindistan ve bir dizi Afrika ve Latin Amerika ülkesi ile ortaklıklar kurmuştur ve kurmaya devam etmektedir.

Veliaht Prens, taraflar arasındaki bu türden anlaşmazlıkların çeşitli baskıları da içerip içermediğine dair sorulan bir soruya, “Krallığın kendi iç işlerine herhangi bir baskı veya müdahaleyi kabul etmeyeceğini” söyleyerek cevap verdi. Ayrıca Birleşmiş Milletler Şartı’nın önemli dayanaklarından birinin, ‘devletlerin egemenliğine saygı duyulması ve içişlerine karışılmaması’ olduğunu belirtti. Veliaht Prens’in Birleşmiş Milletler Şartı’na tekrar ve tekrar yaptığı bu atıflar, tüm alanlarda açık kurallara dayanan küresel düzene ne ölçüde bağlı olduğunu göstermektedir.

Washington’un -bölgedeki politikalarını yeniden gözden geçirdiği şu sıralarda- Riyad ile temas kurmaya devam etmesi çıkarına olacaktır. Bu alanda başarı için en önemli faktörlerden biri, bizzat Başkan Biden ile Suudi liderliği arasındaki yakınlıktır. Bu yakınlık on yıllar öncesine dayanmaktadır ve görev süresince iki ülke arasındaki ortaklığın güçlenmesi beklenmektedir. Riyad’ı ziyaret eden ABD heyeti, iki ülkenin kurumları arasındaki güçlü ve etkili ilişkilerin önemini vurguladı ve kurumsal yapısı dolayısıyla bireyler değiştikçe bu ilişkilerin değişmediğini belirtti. Suudi-Amerikan ilişkilerindeki bu kurumsal dönüşümün teyidi için, iki tarafın çıkarlarının kesiştiği alanlarda bunları hayata geçirecek resmi anlaşmalar ve eylem planları hazırlanmalı ve diyalog kanalları da sürekli açık tutulmalıdır. Bu anlaşmalar ve diyalog kanalları ülkeler arasındaki ilişkilerin idaresini kolaylaştıracak ve başkanlık dönemleri arasındaki geçiş sırasında bölgenin istikrarını korumada olumlu bir etkiye sahip olacaktır.

*Abdulaziz Hamad Uveyşik- Körfez İşbirliği Konseyi Siyasi İşler ve Müzakereler Yardımcı Genel Sekreteri

Şarku’l Avsat