Filistin savaşında Mısır, Suudi Arabistan ve Arap Devletleri Ligi’nin rolü

Mısır ve Suudi Arabistan’ın Filistin meselesi ve Arapları ilgilendiren diğer meselelerde Arap Devletleri Ligi’ni harekete geçirmesi bekleniyor

Tüm dünya ve biz, uzun bir süre daha el-Aksa ve Şeyh Cerrah Mahallesi halklarının İsrail’in el-Aksa Camii’nde ibadet yasağına ve Arapları Kudüs’ten çıkarıp mallarına el koyma girişimlerine karşı ayaklanmasını hatırlamaya devam edeceğiz. Gazze’deki çocuklara, yaşlılara, kadınlara, taşlara, ağaçlara hatta yerin altındakilere karşı yapılan kısa bir süre içindeki dördüncü savaşı hatırlamaya devam edeceğiz. Tüm dünya, Filistinlilerin, Filistin tarihini kurtarmak, o topraklarda yaşayan tüm Filistinlilere, hatta İsrail uyruğu dışında vatandaşlığı olmayan Filistinlilere bile yardım etmek, onların aidiyet haklarını ve bu haklara bağlılıklarını ispatlamak için onları görmezden gelen Siyonist düşmana karşı nasıl tek vücut olup yardımlaştığını hatırlamaya devam edecek. Tüm dünya, bu yıkıcı savaş başlayalı on gün olmuşken BMGK’deki ABD temsilcisinin konseyin ateşkes kararı almasını engellemek için yaptığı ısrarlı girişimleri hatırlamaya devam edecek.

Bazı Arap ülkeleri çeşitli yollar ve vesilelerle Filistin’e yardım göndermekte ve destek sağlamakta muvaffak oldular. Özellikle de Mısır Arap Cumhuriyeti, Suudi Arabistan Krallığı, Ürdün Haşimi Krallığı ve BMGK’in Arap Üyesi Tunus Cumhuriyeti. Burada Arap Dışişleri Bakanlarının ve İslam İşbirliği Teşkilatı’ndaki Dışişleri Bakanları’nın toplantısından ve Güvenlik Konseyi’nin faydasız birkaç oturumdan sonra düzenlenen Birlemiş Milletler Genel Kurulu toplantısından bahsetmeliyiz.

Bununla birlikte, Arap ve Filistin halkları, şimdi ve geçmişte Filistin’e karşı yapılan savaş durumlarına karşı Arap kardeşlerinden daha fazla siyasi ve diplomatik hareketlilikte bulunmalarını bekliyordu. Tıpkı Irak, Suriye, Lübnan, Libya ve Yemen gibi Arap ülkelerinin yaşadığı tüm krizlerde, onlara tasallut eden ve özgür iradelerine el koymak isteyen tüm girişimlere karşı yine Arap ülkelerinden beklediği gibi. Sanki bugün Arap devletlerimizin üzerinde Haccac bin Yusuf es-Sekafi’nin Iraklılar üzerinde yürüttüğü politika uygulanıyor. O, Iraklıları zulme karşı direnmekten alıkoymak için “Allah’a yemin ederim her birinizin bedenini meşgul edecek işler bulacağım” diyerek onları tehdit etmişti. Bugün de tüm Arap ülkelerini meşgul eden ayrı uğraşlar, işler var.

Arap ülkelerinde yaşanmış olan ciddi krizlere bir veya birkaç Arap ülkesinin ilgi gösterdiği doğrudur ancak daha önce de belirttiğimiz gibi herhangi bir ortak çaba ya yoktu ya da çok zayıftı. Bu da Arap bölgesindeki stratejik dengesizliği artırmaktadır. Filistin meselesi de dahil olmak üzere farklı sebeplerle yaşanan her bir krizde, mesele devamlı ve yıkıcı İsrail saldırganlığı ile birden fazla Arap ülkesine yönelik şiddetli ve baskın İran müdahalesi ve Türk ve Rus varlığı arasında gidip geliyor. Ve bunun da ötesinde bölgesel ve uluslararası gündemler, uluslararası kararların uygulanması, istikrarın sağlanması, ulusal devletin yapısının restore edilmesi, şu veya bu şekilde yıpranan ülkenin yeniden inşasıyla sürekli bir çatışma ve ayrılık yaşamaktadır. Bunların başında da 2002 yılında komşu devletler ve Arap devletleri arasında yürütülen Arap Barış Girişimi’nde alınan uluslararası hükümlere dayanan Filistin meselesinin çözümü geliyor. Bu çözüme göre Filistin, İsrail işgalinden kurtarılmalı ve 4 Haziran 1967 sınırlarına bağlı kalınarak başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmalıydı. Dünyadaki tüm Arap ve Müslümanları birleştirmesi gereken bu meselenin düşman İsrail’in düzenlediği son saldırının bataklığında kaybolması ve bu aşamaya gelebilmek için Arapların ve uluslararası devletlerin sarfettiği çabaların iki taraf arasında askeri ateşkes seviyesine indirgenmesi kabul edilemez.

Elbette ki Filistin meselesinde Birleşmiş Milletler’e başvurmak utanılacak bir şey değil. Ancak üç hususta işbirliği yapılsaydı, Arapların ve diğer ülkelerin Filistin çabaları daha etkili ve çözüm konusunda Filistin halkı için de daha fayda verici olabilirdi. O üç husus şunlardır:

1-Uluslararası topluma etki yapmak

2-Savaşa taraf olan ve savaşa karışan ülkelere etki yapmak

3-Filistin halkına doğrudan ve toplu yardım yapmak

Tabi ki tüm bunlar Arap Barış Girişimi ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarına uygun ‘iki devletli çözüm’ kapsamında yapılmalıydı.

Elbette ki Araplar yukarıda zikrettiğimiz şeyleri ancak aşağıda ifade edeceğimiz yollarla elde edebilirler:

1-Arap Devletleri Ligi, farklı destinasyonlar ve elçilikler çerçevesinde yeniden tesis edilmeli

2-Arap Devletleri, Filistin meselesi ve Arap ülkelerini etkileyen diğer sorun ve krizlere karşı ortak politikalar üzerinde anlaşmalı

Tabi ki tüm bunlar 2007 yılındaki Arap zirvesinde alınan ve özellikleri ve kapsamı cihetinden daha önce eşi görülmemiş bir sistem olan “Ortak Arap Çıkarları Sistemi” çerçevesinde ve özellikle “Riyad Bildirisi” çerçevesinde yapılmalıdır. Riyad Bildirisi, Mısır Arap Cumhuriyeti, Suudi Arabistan Krallığı ve Körfez Arap ülkelerini, Arapların özgür iradesini yeniden tesis etmeye ve Araplara hakimiyet kurmak isteyen bölgesel güçlere karşı destek sağlamaya dayanan bir bildiridir.

Arap Devletleri Ligi, Filistin meselesi de dahil olmak üzere milleti etkileyen tüm krizlere karşı, bölünme korkusu veya ihmal sonucu çok geri çekildi.  Ancak bu bölünme ve ihmal sadece yukarıda belirtilen kriz devletlerini etkilememiş, bilakis bölgedeki diğer uluslararası devletleri Arap ülkelerinin egemenliklerine, istikrarlarına ve kalkınmalarına meydan okumaya teşvik ederek tüm Arap devletlerini tehdit etmiştir.

Bu nedenle Mısır Arap Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı’nın sağlam desteğiyle ve taraflardan çoğunun katılacağı bir fikir birliği yoluyla Arap Devletleri Ligi’nin gücünü ve faaliyetlerini yeniden inşa etmek tüm Arap devletlerine büyük çıkarlar sağlayacaktır.

Daha önce karar alma için oy birliğini şart koşan Arap Devletleri Ligi tüzüğünün illeti hakkında ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen bazı devletler hakkında çok söz söylendi. İkisi de önemli konular. Ancak en önemlisi hala mevcut bir siyasi iradenin görünmemesidir. Sonuçta güven, niyet beyanına değil iradenin varlığına bağlıdır.

Nitekim son yıllarda Mısır Arap Cumhuriyeti’nin, Mısır’ın çıkarları ve yüksek Arap menfaatleri ile ilgili çeşitli alanlarda artan faaliyetlerine şahit olduk. İsrail’in Kudüs, Gazze ve Filistin’e yönelik saldırılarında Mısır’ın tavrı buna açıkça ve kuvvetli bir şekilde şahitlik etmektedir.

Dünya, ateşkes sağlanması sürecinde Mısır’ın başrolü üstlenmesine, sınırları açarak tıbbı malzeme sağlama ve yüzlerce yaralı Filistinliyi Mısır’a getirme girişimlerine ve Filistin halkına değer verip Gazze’nin yeniden inşası için mali bir bağış yaparak doğrudan yardım etme arzusuna tanık oldu.

Mısır’ın Filistin, Libya, Sudan, Irak ve Lübnan’da gösterdiği etki ve faaliyetin benzerini Arap Devletleri Ligi’ni yeniden canlandırmak için göstermesi bekleniyor. Arap Ligi’nin toparlanması ve varlığını güçlendirmesi, Arap ulusal güvenliğine ve Arap ülkelerinin güvenliğine hizmet edeceği için Mısırlı yetkililer bu hususta ısrarcı davranıyor ve Arap Ligi’ne müdahale ederek onu kurtarmak istiyor.

Mısır ve Suudi Arabistan’ın siyasi iradesi ve bu iradenin de ağırlığı ve gücü var. Öte yandan çoğu Arap ülkesi Mısır ve Suudi Arabistan’ın gücünü, iradesini ve rolünü kabul ediyor.

Mısır ve Suudi Arabistan’ın Filistin meselesi ve Arapları ilgilendiren diğer meselelerde Arap Devletleri Ligi’ni harekete geçirmesi bekleniyor.

Geçtiğimiz on yıl Arap devletlerinin güven ve istikrarı adına tehlikeli bir on yıl oldu. Filistin meselesi tekrar iltihaplanmaya başladı. Aslında tüm sorunların temeli de o. İsrail ne kadar azaltmak veya yok etmek için uğraşırsa uğraşsın, Filistin meselesi tüm Arapların ve bu bayrağı taşıyan herkesin vicdanında yaşamaya devam edecektir. Bu sebeple hepimiz uzun bir tarih boyunca Arapların arabuluculuğunu yapmış olan Mısır’ın rolüne geri dönmesini bekliyoruz. Mısır-Suudi işbirliği çerçevesinde Arap ulusal, siyasi, ekonomik ve kültürel yükselişini sağlamak ve Arap bölgesinde stratejik dengeyi yeniden kurmak için etkili ve sağlam politikalar bekliyoruz. Bu bekleyiş uzun sürmeyecek Allah’ın izniyle.

“Mızraklar bir araya gelirse asla kırılmazlar

Ancak ayrı düşerlerse her biri tek tek kırılır”

*Fuad Sinyora- Eski Lübnan Başbakanı