Arap – Arap uzlaşıları

Her şeyin yeni göründüğü bir dünya ile karşı karşıyayız. Geçmiş yıllara bakarsak çağın ruhuna yabancılaştığımızı hissediyoruz.

Modern Arap tarihi, iki veya daha fazla ülke arasında onlarca Arap-Arap uzlaşması modeli ve örneğiyle dolu. Araplık duyguları ve milli sloganlarla dolup taşan bu olaylar, kendisini takip edenlere sanki farklı bir tarih yeniden doğuyor ve yeni uzlaşma ebedi olacak gibi görünür. Ancak çok geçmeden uzlaşan kardeşler başkentlerine dönerler (ve yine herkes eski alışkanlığına döner), can çıkar huy çıkmaz atasözünde olduğu gibi gibi huy yine ağır basar. Görüşmeler sırasındaki kucaklaşmaların, öpmelerin ve selamlaşmaların çok geçmeden gerçeğin güneşi altında kendiliğinden eriyen bir ikiyüzlülük olduğu ortaya çıkar. Arap Birliği eski Genel Sekreteri merhum Dr. Ahmed İsmet Abdulmecid’in formüle ettiği ve tekrarladığı “Uzlaşmadan önce dürüstlük” ifadesini bize dayatan da işte bu tehlikeli olgudur. Ben de şimdi elim kalbimde, bu ifadeyi tekrarlıyorum. Arap uzlaşılarının pekişmesi ve sağlamlaşması, çağdaş Arap düşüncesinde nitelikli bir atılıma neden olacak, Arapların imajını herkesin gözünde dürüst ve ışıltılı hale getirecek yeni samimi kardeşlik ve yakın ilişkiler dosyalarının açılması için gözlerim umutla semaya çevrilmiş. Arapların imajının parlaması için aşağıdaki gözlemler dikkate alınmalı:

Birincisi; Arap şiiri, dilin kütüphanesi ve duyguların deposudur. Araplar geçmişte ihtişamlarını ve büyüklüklerini ne kadar çok övdüler ve tarihlerini yücelten şiirler okudular. Sonuç her zaman harika sözler, tatlı ibareler, duyguları coşturan ve hisleri alevlendiren şiirler oldu. Bunlar bizi, ayrılamadığımız ve uzaklaşamadığımız belirli tarihi anlara hapseden geçmişin esiri haline getirdi. Böylece, yeni tezleri, yenilenen fikirleri, çağın kimliğine ve modernitenin ritmine sahip çıkan ruhuyla bugünümüz gözümüzden kaçtı.

İkincisi; Arap-Arap ilişkilerini taşkın duygular ve alevli hisler seli karakterize eder, ancak çoğu zaman bunlar rasyonel vizyonlardan ve geleceği öngörme yeteneğinden yoksundurlar. Biz geçmişte yaşayan bir milletiz, geçmişe sarılıyoruz ve bugünün boyutlarını fark etmiyor ve geleceğin ruhuna hazırlanmıyoruz. Buradan hareketle kimi zaman Araplar olarak sesli bir olgudan başka bir şey olmadığımız şeklinde tanımlandık. Uyanık beyinler değil, yüksek sesli gırtlaklar ulusu olduğumuz söylendi. Keza hızlı atılımlar ve ani gelişmeler gölgesinde belli bir konuda aynı anda sevgi ve nefreti birleştirebilen duygusal bir millet olarak da betimlendik. Bu, Arap zihniyetinin mustarip olduğu, siyasi çevreye ve kültürel iklime geleceği tahmin etmeyi zorlaştıran bir şekilde yansıyan bir husus.

Üçüncüsü; dış müdahaleler ve dış baskıların yanı sıra her Arap ülkesinin izlediği çeşitli Arap gündemleri, ulusal iradeyi eli kolu bağlı, özgür iradesini kullanamaz veya bağımsız bir pozisyon alamaz hale getiriyor. Gündemler arasındaki çatışmanın eninde sonunda Arap başkentleri arasında sessiz rekabetlere ve zaman zaman bir kopuşa yol açtığının hepimiz farkındayız. Oysa fikir ayrılığının dostluğu bozmaması gerektiğini her zaman söylüyoruz. Arap dünyasında rollerin dağılımı koşulların dayattığı bir gereksinim. Bu konuda düşmanlarımızda ders almalıyız; zira Arap dünyasında emelleri olan tüm güçler, eşi görülmemiş bir şekilde rolleri paylaşma konusunda uzmanlar.

Dördüncüsü; Arap ülkelerinin komşu ülkelerle ilişkileri, üzerinde düşünülmesi ve dikkat edilmesi gereken egemen bir konudur. Arap-İran ilişkileri, Arap-Türk ilişkileri ve hepsinden önemlisi Arap-İsrail ilişkileri, dikkat edilmesi ve temel alınması gereken rollerin anahtarlarıdır. Siyasette sabit prensipler, kalıcı fikirler yoktur diyenler, çok geçmeden bunu düzeltip ama sürekli çıkarlar vardır demişlerdir. Siyasal eylemin geniş ufku, oyunun kurallarını, tarihin felsefesini anlayan ve bu bağlamda başarılı rolleri iyi bilen tarafların çıkarları için pozisyon mekanizmalarının nasıl kullanılabileceğini öğretir. Arap olmayan komşu ülkelerle ilişkilerimizin bir dereceye kadar istikrar ve süreklilik ile karakterize edilmesi, ortaklıklar barındıran temellere ve farklı ülkeler arasında iyi komşuluk kavramına dayanması gerektiğinden emin olmalıyız. Araplar topraklarını terk etmeyecekler, İranlılar bölgeyi bırakmayacaklar, Türkler bölge haritasının dışına çıkmayacaklar. İsrail ise uluslararası hesaplara bağlı olarak bölgemize kondurulmuş, var olan ve var olmaya devam edecek bir yapı. Bu nedenle, ne aşırı iyimser ne de aşırı kötümser olmamalıyız. Nihayetinde bizden istenen, bir arada yaşamayı sağlamak, anlaşmazlığın nedenlerini reddetmek, gerçekleri kabul etmek ve yapıcı diyalog yürütmektir. Arap durumunu güçlendirmeye, istikrar faktörlerini pekiştirmeye, uzun zamandır beklediğimiz Arap rönesansı ve ulusal uyanış etmenlerini destekleyecek her şeyin kapılarını açmaktır.

Beşincisi;  Ortadoğu’daki güç dengesi büyük ölçüde önde gelen bölgesel güçlere bağlı. Ancak 22 Arap ülkesinin modern anlamda bir medeniyet ve kültür sütunu olması gerektiği de akılda tutulmalı. Zira bugün artık önemli olan orduların güçlü olması değil, istisnasız tüm gerçekleri kapsayan ve Arapların geneli için kabul edilebilir bir yol izleme kudretinde olan net politikaları kabullenmektir.

Altıncısı; Arap-İsrail çatışması geçtiğimiz yıllarda, hatta özellikle son aylarda yeni bir seyir aldı. Artık kaçırdığımız fırsatları ve bunların önümüzdeki yıllardaki muhtemel sonuçlarını itiraf etmeliyiz. Zira rakiplerimiz düşünürken biz bazen ihmalimiz yüzünden gafil avlanıyoruz. Bu sayede, Arap geleceği, geleceği akıllıca okuyan, onun içindeki bilgi ve ayrıntılı bilgileri genellikle doğru hesaplamalara ve gelişmiş başarılara götürecek şekilde ele alan yabancı güçlerin ve şiddetli düşmanların çıkarına çalındı. Başkalarının kendilerine hakim olma ve kontrol etme yeteneği dikkate değer. İsrail’in Gazze’ye yönelik son savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için zaman zaman çatışmaların fitilini ateşlemek. Onlar bu sayede Batı’daki müttefikleri ve özellikle de ABD’deki dostları karşısında güçlerini teyit edip, nüfuzlarını sağlamlaştırıyorlar. Aynı zamanda, bölgedeki atmosfer Yahudi devleti açısından hiç olmadığı kadar elverişli görünmesine rağmen Araplara, İsrail’in zaman zaman sergilediği gücünü hatırlatan sinyaller gönderiyorlar.

Yedincisi; uluslararası arena, tüm çelişkileri ve çatışmalarıyla, çağımızın teknolojisinin etkisiyle dünyanın daha önce alışık olmadığımız bir hızda değiştiğinin, olayların geliştiğinin farkında olmamızı zorunlu kılıyor. Her şeyin yeni göründüğü bir dünyadayız. Geçmiş yıllara bakarsak, çağın ruhuna yabancılaştığımızı hissederiz. Bu nedenle bilimsel araştırma ve eğitime önem vermek, daha iyi bir geleceğe giden tek yolu temsil eden temel konulardan birisi. Bu zamana kadar bölgesel ve Arap-Arap çatışmalarında aşırıya kaçmışsak, karşılıklı korkuların ve uzun vadeli bir güven krizine dönüşen ülkeler arası rekabetlerinin gölgesinde yaşadıysak, şimdi politikalarımızı gözden geçirmemizin zamanı geldi. Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri, gerçekleri algılamamızı sağlayan, renk körlüğünün etkilerini bizden uzaklaştıran bir samimiyetle yeniden ele almalıyız. Bölgenin çok hassas ve son derece karmaşık bir dönemden geçtiğinin bilincinde olmalıyız. Bazı bölgelerin öneminin azalması ve diğerlerinin öneminin artması ışığında büyük güçler, politikalarını gözden geçiriyorlar. Büyük stratejik çalışma kurumları ve istihbarat teşkilatlarının farklı bölgeler için yeni haritalar çizdiğinden şüphem yok. Bazen şaşırtıcı görünen ama aslında bundan yıllar önce hazırlanan bölgesel olayların uluslararası çatışmayı alevlendirdiğinden eminim.

Yukarıda bahsettiğimiz gözlemler, Arap-Arap ilişkilerinin sağlamlığının ve diğerlerinden farklı olmasının önemini hissettiriyor. Çünkü milliyetçiliğin belkemiğini oluşturan ortak dil, bizim için karşı çıkamayacağımız bir çerçeve oluşturuyor. Sabiteleri ve değişkenleri ayırt etme yeteneğimiz, geleceği tahmin etmemizi ve gelecek olanı okumamızı sağlıyor. Böylece sözlerimiz ile düşüncelerimiz uyumlu hale gelebilir. Her bir Arap tarafı diğer Arap tarafıyla endişelerini, korkularını, hatta hassasiyetlerini açıkça konuşmalı. Tek ulus, halklarını gelecek konusunda vicdanlı olmakla yükümlü kılar. Bu nedenle burada Araplar arası uzlaşmaların karşı karşıya oldukları meydan okumaların düzeyinde olması gerektiğini söylüyoruz. Arap ulusunun her koşulda ve tüm zorluklar karşısında birleşik bir doku olarak kalması için ani değişiklikler veya geçici gelişmeler karşısında kararlı ve dirençli olması gerektiğini belirtiyoruz.

*Mustafa Feki

Şarku’l Avsat