Suudi Arabistan tecrübesi

Sayısız talihsizliğe neden olan radikalizm felaketi ve aşırılık belası karşısında “Suudi Arabistan tecrübesi” hakkındaki konuşmalar yeni değil, bunlar sık sık yapılan, tekrarlanan, önemli ve devam eden konuşmalar.

Ancak Suudi Arabistan tecrübesi de övülmeyi ve saygı duyulmayı hak eden önemli bir tecrübe, çünkü etkisinin yalnızca Suudi Arabistan coğrafyasının sınırları içinde kalmayıp İslam dünyasının geri kalanında önemli ve etkili bir etkileşim alması bekleniyor.

Şu anda yaşanan Suudi Arabistan tecrübesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın başına gelenlere, siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel projelerinin aynı anda çöküşünden sonra yaşadığı sarsıcı şokların sonuçlarına çok benziyor.

Bu büyük kültürel şok, Alman aydınlarını ve kanaat önderlerini, olup bitenleri çok derin bir şekilde gözden geçirmeye, nedenlerini, kusurlarını ve hasarlarını bulmaya yöneltti.

Nazizm ile ondan sonra meydana gelen büyük kötülüklerin eski Alman mirasında derin kökleri olduğu sonucuna vardılar.

Bu noktada, bir zamanlar ülkesinin Almanya’daki büyükelçiliğinde diplomat olan Mısırlı merhum yazar Hüseyin Ahmed Emin, Fransız okullarında Victor Hugo, İngiliz okullarında Charles Dickens’ın okutulması gibi Almanya’da okuyan kızlarının eğitim müfredatında örneğin Goethe’nin şiirlerinin materyal olarak yer almamasına ne kadar şaşırdığını bize aktarıyor.

Hatta anlattığına göre prestijli Aachen Üniversitesi rektörü ile görüşüp ona bunun nedenini sormuş. Rektör kendisine oldukça net bir şekilde ve doğrudan şu yanıtı vermiş: “Nazi döneminden, kötülüklerinden ve ondan çektiklerimizden sonra, Alman düşüncesini, Alman edebiyatını ve Alman sanatlarını dikkatle ve derinlemesine inceledik. Goethe’nin kendisi dahil ünlü klasik besteci Wagner’e kadar tüm ana kaynaklarının zehirlenmiş olduğunu keşfederek şok olduk. Nietzsche ve Schengler’den bahsetmiyorum bile. Bunun üzerine tüm bu zehirli saçmalıkların canı cehenneme, onu arındıracağız ve tüm enerjimizi yalnızca bilim türlerine odaklayacağız dedik”.

Bu önemli Alman deneyimi, aşırıcılığın acımasızlığından, çeşitli biçim ve modelleriyle fanatizmin zorbalığından muzdarip olan diğer birçok ülke ve kültür için ilham ve cesaret vericiydi.

Bundan önce de, Avrupa’da yaşananlar ve Roma’daki Katolik Kilisesi’nin, kendisine bağlı yöneticilerin halklarına karşı zulmüyle yüzleşme deneyimi geliyor.

Bu baskı ve zulüm otomatik ve doğal olarak, Katolik Kilisesi’ndeki bazı din adamlarının uygulamaları ve zorba rejimlerle şüpheli ilişkilerine karşı bir “protesto” olarak reformcu Protestan hareketinin ortaya çıkmasına yol açtı.

Üçüncü aşamada ise ABD’de din ve devlet işlerinin birbirinden tamamen ayrılmasına, ardından modern sivil devletin kurulmasına tanık olundu.

Bugün Suudi Arabistan’da yaşananlar, dinin ruhu ve özüyle çelişen aşırılık yanlısı mirasa karşı çıkmaya dönük birçok istisnai girişimi içeren çok önemli bir tecrübe.

Bunu yapmak, metinleri yorumlama ve buna göre hüküm ve fetva vermekte çok dar görüşlere güvenmek yerine, makâsıd ve kamu yararı fikrine dayanan cesur, cüretkar ve son derece mantıklı bir siyasi karar gerektiriyordu.

Hafızamız halen canlı ve metinlerin nasıl çarpık bir şekilde yorumlanıp ortaya garip görüşler atıldığını hatırlıyor.

Bu çarpık yorumlar söz gelimi selamlama ve bayrağa saygı duruşunu bir tür “küçük şirk”, asker şapkası takmayı bir nevi kafirleri taklit etmek olarak gördüğü için haram addedip yasaklamıştı.

Bu ve benzeri fikirler akıllara hakim olup, düşünme ve ardından ayırt etme kabiliyetini ortadan kaldırmıştı.

Dünya, radikallik, aşırılık ve terörle mücadelede “Suudi Arabistan tecrübesini” büyük bir dikkatle izliyor ve bunda başarılı olmasını diliyor.

Bu konudaki başarısı, sadece Suudi Arabistan içine değil, dünyanın farklı bölgelerine de büyük bir fayda olarak yansıyacak.

Dünya genelinde ve özel olarak İslam dünyasında pek çok nesil, dünyayı müttefik ve düşman olarak ikiye bölen, kin ve nefret ruhunu körükleyen, yüksek sesle savaş davulları çalan izolasyonist bir nefret söylemi teşvik edilerek zorla ve baskıyla esir alındı.

Temeli nefreti ortadan kaldırmak ve bir arada yaşama köprüleri kurmak olan her girişim destek, teşvik ve övgüyü hak eden kutsanmış bir çabadır.

Dünya, Suudi Arabistan tecrübesinin başarısının sonuçlarını yakından takip ediyor.

*Hüseyin Şubukşi