İran Suudi Arabistan’dan özür mü diliyor?

Görev süresi sona ermek üzere olan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani; “Bazı komşularımızla iyi ilişkiler kurmamıza izin vermeyenleri, çocukça ve aptalca şeyler yapanları, diplomatik mevkilere saldıranları Allah affetmesin” diye konuştu.

Ruhani; “Onlar olmasaydı bugün daha iyi koşullarda olurduk” diye ekleyerek, İran ile komşuları arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının gerekliliğinin bir kez daha altını çizdi. Bu makale yayınlanana kadar İran haber ajansları tarafından haber yapılmayan Ruhani’nin konuşmasında kastedilenin Suudi Arabistan ile ilişkiler olduğu açık.

Hatırlamayanlar için meseleyi anlatalım; Ocak 2016’da Besic ve Devrim Muhafızlarına bağlı kuvvetler, Tahran’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği ile Meşhed’teki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na bir baskın düzenlemiş ve bunun sonucunda iki ülke arasındaki ilişkiler kopmuştu.

Dolayısıyla daha önce belirttiğimiz gibi İran haber ajanslarının nakletmediği Ruhani’nin açıklamaları doğruysa, birkaç soru ile karşı karşıyayız demektir. Bunları tartışmaya başlamadan önce, siyasetin çıkarlara dayalı farklı, pragmatik bir mesele olduğunu akılda tutmalıyız.

Örneğin, savaş durumunda bile düşmanla iletişim kurmak için arka kapılar olması gerekir. Suudi Arabistan ve İran gibi iki ülke arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda bunun gerekliliğinden bahsetmeye gerek bile yok!

Bunun bir zararı yok ve önemli değil, çünkü en önemlisi eylemler ve aynı delikten ikinci kez sokulmamak için Suudi Arabistan’ın uyanık kalmasıdır.

İran’ın kanıtlanmış değişmez yaklaşımı, Suudi Arabistan’ı hedef almaktır. İran Suudi Arabistan’a, İsrail’in tarihi boyunca Suudi Arabistan’a karşı güvenlik, siyasi ve ekonomik düzeylerde yapmadığını yaptı.

Dolayısıyla buradaki ilk soru şu: Ruhani’nin bu konuşması İran’ın Suudi Arabistan’dan özür dilemeye hazır olduğu, “çocukça ve aptalca şeyler” olarak tanımladığı olayların tekrar yaşanmayacağına söz verdiği anlamına mı geliyor?

Yoksa bu açıklamalar bir iç eleştiri kabilinden miydi?

Böylece İranlılar Ruhani pişmanlığını dile getirdi, dolayısıyla Suudi Arabistan’dan özür dilememize gerek yok, Suudi Arabistan da geçmişi unutup İran ile müzakere etmeli mi diyecekler?

Öte yandan, Ruhani’nin deyimiyle “Komşularımızdan bazılarıyla iyi ilişkiler kurmamıza izin vermeyenleri” Allah affetmeyecek. Peki Allah, 4 Arap ülkesinin “çocukça ve aptalca eylemler” değil, İran’ın aşırılık yanlısı planlarına göre yerle bir edilmesini affedecek mi?

Irak’ta “çocukça ve aptalca eylemlerden” daha kötüsünü, devleti sistematik olarak zayıflatma, suikastlar ve tasfiyeler gibi eylemlerde bulunanları Allah affedecek mi? Allah, Suriyelilere karşı suç işleyenleri ve suçlu Esed’i desteklemek için yaklaşık yarım milyon insanı öldürenleri affedecek mi?

Lübnan’a karşı suçlu olanları affedecek mi? Lübnan’da devlet yıkıldı ve Lübnan’ın tek mucizesi serbestçe düşmemesi oldu. Sebep de elbette, İran’ın Lübnan’da onun başarısız bir devlete ve bir mafya piyasasına dönüşmesini garanti eden bir “kara ekonomi” yaratmasından kaynaklanıyor.

Allah, Yemen’de suç işleyenleri ve gerici Husi hareketini destekleyenleri affedecek mi?

Ya da bölgede mezhepçiliği derinleştirip diplomasiye alternatif yapanları?

Dolayısıyla Ruhani’nin bu açıklamaları, 40 yıldır bildiğimiz ve yüzler farklı da olsa tekrar eden bir İran üslubundan başka bir şey değil. İran tüm bu süre boyunca siyasi olarak yalan söylerken, askeri olarak yayıldı.

Ruhani’ye atfedilen bu sözleri Dini Lider söylemiş olsa dahi İran söz konusu olduğunda eylemler söylemlerden daha önemli.

İran örneğinde her zaman “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir” sözünü hatırlamalıyız.

*Tarık Alhomayed -Suudi yazar ve Şarku’l Avsat eski genel yayın yönetmeni