(Fotoğraf: SPA)

Aşılar, Omikron ile mücadelede ilk silah olmaya devam ediyor

Bilim camiası, Kovid-19’a karşı tedavi geliştirmeye yönelik çalışmalarını artırdı

Dünyanın modern zamanlarda tanık olduğu en ciddi sağlık krizine neden olan yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) ortaya çıkmasının üzerinden iki yıl geçmişken, Omikron varyantı da dahil olmak üzere salgınla mücadele ve yayılmasını kontrol altına alma çabalarında, güvenilen araçlar hala aşılarla sınırlı kalıyor. Diğer yandan aşıların içeriklerinin, virüsün evrim sürecinde maruz kaldığı mutasyonlara göre değiştirilmesi gerekliliği de kesin bir hal aldı. Ayrıca, aşıların etkinliklerinin yeterli bir düzeyde korunması için ek dozların verilmesi kabul gördü.

Ancak şu anda sağlık birimlerinin bağışıklama ve virüsü kontrol altına alma kampanyalarında güvendiği ilk ve tek silahı olan aşıların yanı sıra, bilim camiasının tedavi geliştirmeye yönelik çalışmaları da arttı. Bu çalışmalarda Kovid-19’un ciddi enfeksiyonlarını önleme veya semptomlarını hafifletme açısından umut veren ilk sonuçlar alındı. Tedavi edici ilaçlar konusunda son gelişme Çin’den geldi. Çin Ulusal İlaç Düzenleme Kurumu, koronavirüsün omurilik proteinini hedef alarak, hücrelere girerek onları yok etme imkanını sınırlayan monoklonal antikorlardan oluşan ilk ilacın acil durumlarda kullanımının onayladığını duyurdu.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın enfekte olduğu sırada, bu ilaçla aynı teknolojiye sahip, yüksek etkinlik oranının yanı sıra aynı yüksek maliyeti ve üretimi için gelişmiş teknoloji gerektirmesi ile bilinen bir ilaçla tedavi olduğu söyleniyor. Çin kurumu, bu tedavinin doğası gereği koruyucu olan aşılardan farklı olarak, zaten enfekte olmuş kişilerde tehlikeli komplikasyonları önlemeyi hedeflediğini ve tek seferlik enjeksiyon ile uygulandığını belirtti.

-Zayıf bağışıklık sistemi

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) Kovid-19 aşıların yol açtığı ciddi yan etkilere sahip olan veya bağışıklık sistemi zayıf kişilerde, Kovid-19 enfeksiyonunu önlemek için antiviral kombinasyon içeren yeni bir aşının onayladığını açıkladı. Söz konusu aşıyı geliştiren AstraZeneca, aşıların virüse karşı savaşan antikorlar üretmek için sağlıklı bir bağışıklık sistemine ihtiyaç duyduğunu ve bu yeni aşının enfeksiyon gerçekleştiğinde virüsü kontrol altına almak amacıyla vücutta aylarca kalabilecek, laboratuvarda geliştirilmiş antibiyotikler içerdiğini belirtti. FDA ise yaptığı açıklamada, bu aşının sağlıklı insanlar için aşıların yerini kullanılamayacağını ve aşıların Kovid-19 karşı hala en etkili savunma aracı olmaya devam ettiğini vurguladı.

Genç erkeklerin ebeveynleri için endişe verici komplikasyonlardan biri, Pfizer ve Moderna gibi mesajcı RNA (mRNA) teknolojisi ile geliştirilen aşıların uygulanmasının ardından tespit edilen kalp kası iltihabıdır. Bu konu ile ilgili olarak ABD, Kanada ve Avrupa’da yapılan son araştırmaların yanı sıra Utah Üniversitesi’nden araştırmacı Dungan Trung denetiminde yapılan araştırma, söz konusu nadir komplikasyonun semptomlarının çok hafif olduğunu ve normal klinik tedaviden fazlasını gerektirmediğini gösterdi.

Bu çalışma, aşıyı aldıktan bir ay sonra miyokardit semptomları geliştiren yüzlerce ergeni içeriyordu. Gençlerin yaşadığı semptomlar göğüs ağrısı ile sınırlıydı. Hastaların yüzde 80’i en fazla iki gün hastanede kalarak, steroid olmayan antienflamatuar ilaçlarla tedavi gördü. Çalışma, Pfizer ve Moderna aşıları olduktan sonra, genel olarak nüfusta görülen oranı aşarak, erkek ergenler arasında kalp kası iltihabı vakalarının olduğuna yönelik önceki çalışmaların bulgularını doğrular nitelikte geliyor.

-Nadir semptomlar

Bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar, aşıların sağladığı faydaların, kalp kaslarına yönelik nadir potansiyel etkilerini aştığını, aşından sonra kalp kası iltihabı oranının 30 yaş altı 100 bin kişide 15’i geçmediğini ayrıca iltihaplanmanın olması durumunda semptomların hafif olduğunu ve vakaların yüzde 95’inin başarıyla tedavi edildiğini gösterdi. Ancak bununla birlikte, bu çalışmalar, kalp kası iltihabının yalnızca yaklaşık 15 yaşlarındaki erkek ergenler arasında görülmesinin nedenlerine henüz ulaşmadı.

ABD’nin Atlanta eyaletindeki Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Merkezi tarafından yürütülen bir başka araştırma, mRNA teknolojisine sahip bir aşının yaptırılmasının ardından kalp kası iltihabı görülme oranının, 16-17 yaş grubunda bir milyonda 70 vaka olduğunu ve küçük çocuklarda ve yaşlılarda neredeyse hiçbir vakanın gözlemlenmediğini gösteriyor. Tel Aviv Üniversitesi’nde yürütülen başka bir araştırmada da benzer sonuçlara ulaşıldı, araştırma sonucunda, bu durumun yakından takip edilmesi ve vakaların özellikle belirli bir yaş ve cinsiyet grubunda görülmesinin nedenlerini belirlemek için daha fazla bilgi toplanması çağrısında bulunuldu.

-Takip edilmesi gereken hastalıklar

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) İlaç Takip Bölümü, özellikle aşı dozlarının ardından ergenler ve genç yetişkinler arasında kalp kasları ve dış zarında iltihaplanma görülen vakalar sebebiyle, aşılardan kaynaklanabilecek olası yan etkilerin, etkinlik oranlarının ve güvenliklerinin devamlı olarak izlenmesinin önemini vurgulamıştı. WHO uzmanları, göğüs ağrısı, EKG grafiğindeki değişiklikler ve troponin miktarı gibi kan analizindeki bazı göstergelerindeki değişiklikler gibi, bu vakalara incelenmesi gereken semptomların belirten bir yönetmelik yayınladı.

WHO uzmanları, aşıların sağladığı yararlar ve olası olumsuz yan etkilerin karşılaştırdıklarında, kalp zarındaki iltihaplanmanın aşısız kişilerde görülme oranının aşılı kişilere göre 4 kat daha fazla olduğunu dolayısı ile aşıların, virüsün neden olduğu komplikasyonlara karşı koruma sağlamak için en iyi yolu olmaya devam ettiğini belirtiyorlar.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) İsveç’ten dün yayınladığı haftalık raporunda, Avrupa’daki epidemiyolojik sahnenin virüsün hızlı bir şekilde yayılma modeline ve yeni vaka sayısında önemli bir artışa tanık olunmasına aynı zamanda ölüm oranlarında kademeli bir artış gözlemlendiğine yönelik uyarıda bulundu. Raporda, birkaç Avrupa ülkesinin bu hafta sonuna kadar enfeksiyon, hastanelerde tedaviye ihtiyaç duyan vaka ve ölüm sayılarında belirgin artışa tanık olacağı öngörüldü. Bu durumun sebebi olarak, Delta varyantının hızla bulaşması ve aşıların sağladığı bağışıklıktan kaçma yeteneğinin artmasına dikkat çekildi.

Şarku’l Avsat