Putin’in Ukrayna’ya ilgisinin nedenleri

Tarihsel ve jeopolitik nedenlerin yanı sıra Putin’in stratejisi de önemli faktörler arasında.

Kiev yönetimi, Rusya’nın on binlerce askerini Ukrayna sınırına yığmasının ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘kırmızı çizgilerini’ gösteren bir dizi sert açıklamalar yapmasının ardından Moskova’nın Batı ile ilişkilerinde ana gerilim noktası haline geldi.

Putin’in Ukrayna’ya bu denli odaklanmasının ve krizi zirveye taşımayı tercih etmesinin arkasında yatan sebepleri üç grupta incelemek mümkün:

Tarihi sebepler

Moskova, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla daha önce üzerinde söz sahibi olduğu 14 eski cumhuriyetteki kontrolünü kaybetti. Ancak en acı verici olan Ukrayna’yı kaybetmesi oldu. Rusya ve Ukrayna, Kiev’in eski Rusya’nın başkenti olduğu 9’uncu yüzyıldan bu yana sıkı bir ilişkiye sahip. 1988 yılında Kiev hükümdarı Prens I. Vladimir, Ortodoks Hristiyanlığını Rusya’ya getirmişti.

1654’te Rusya ve Ukrayna, bir anlaşma ile Rus çarının yönetimi altında birleştirildi. Yakın bir söyleme sahip olan iki ülke daha sonra Belarus ile Sovyetler Birliği’nin Slav çekirdeğini oluşturdu. Birçok Rus Ukrayna ile aralarında Baltık, Kafkaslar ve Orta Asya’daki diğer eski Sovyet devletlerine karşı hissetmedikleri bir bağ hissediyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Putin haziran ayında kaleme aldığı bir yazıda bu bağa işaret ederek, Rusların ve Ukraynalıların “aynı tarihi ve manevi alanı” paylaşan tek bir halk olduğunu söylemişti. Son yıllarda aralarında bir “duvar” belirmesinin trajik olduğunu vurgulamıştı. Putin’in bu ifadelerine karşı çıkan Kiev, bunun siyasi amaçları olduğunu söyleyerek tarihin utanç verici bir şekilde basitleştirilmesi olarak yorumlamıştı.

Jeopolitik nedenler

Soğuk Savaş sona erdiğinden bu yana Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), eski Varşova Paktı devletleri ve bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde bulunan üç Baltık ülkesi de dahil olmak üzere 14 yeni ülkeyi kendi bünyesine katarak doğuya doğru genişledi. Rusya bunu sınırlarına yönelik ciddi bir ihlal olarak değerlendirdi.

Ukrayna NATO’ya üye değil. Ancak 2008 yılında örgüte katılması için bir söz aldı. 2014 yılında Rusya yanlısı cumhurbaşkanı devrildiğinden beri Kiev, Batı’ya daha çok yaklaştı, NATO ile ortak askeri tatbikatlar düzenledi ve ABD’den Javelin tanksavar füzeleri ve Türkiye’den insansız hava araçları (İHA) da dahil olmak üzere silahlar aldı. Kiev ve Washington, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinin ve doğu Ukrayna’da halihazırda hükümet güçleriyle savaşan isyancılara destek sağlamasının ardından bunları Ukrayna’nın savunmasını güçlendirmek için yapılan meşru hamleler olarak görüyor.

Ancak Putin, Ukrayna’nın NATO ile bağlarının kuvvetlenmesinin, Ukrayna’yı NATO’nun Rusya topraklarını hedef alacak füzeleri için bir fırlatma rampası haline getirebileceğini savunuyor. Rusya Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlanıyor olabileceğine dair Ukrayna ve ABD tarafından dile getirilen şüpheleri reddederek sadece tehditlere ve kışkırtmalara yanıt verdiğini söylüyor. Rusya NATO’nun Kiev’e verdiği üyelik sözünün iptal edilmesi de dahil olmak üzere Batı’dan güvenlik garantileri istiyor.

Putin’in gerekçeleri ve düşünme şekli

İçteki herhangi bir muhalefete göz yummayan bir lider olarak Putin, komşu ülkelerde ortaya çıkan, Rusya’daki protestocuları cesaretlendirebilecek devrimlerden hoşnutsuzluk duyuyor. Bu yüzden Belarus’ta geçen yıl yapılan kitlesel protestolardan sonra Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’ya destek vermişti. Ukrayna durumunda, Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyeliği yolunda ilerleyen demokratik ve müreffeh bir devlet kurulması fikri Putin için rahatsız edici bir fikir hatta bu Ruslara Batı yanlısı bir vizyon kazandırırsa potansiyel bir tehdit teşkil ediyor.

Aynı şekilde Ukrayna konusundaki gerilimi sürdürmek, Putin’in Rusya içindeki siyasi mesajını güçlendirmesine yardımcı oluyor. Putin mesajda, düşmanlar ve tehditlerle çevrili bir dünyada Rusya’nın çıkarlarının güçlü bir savunucusu olarak lanse ediliyor. Batı’nın Ukrayna’nın işgal edilmesine ilişkin tahminleri, Rusya’yı uluslararası gündemin üst sıralarına yerleştirdi ve ABD Başkanı Joe Biden’ı 7 Aralık’ta video üzerinden Putin ile yeniden görüşmeye itti.

Putin’in kamuoyuna yaptığı açıklamalar, eylemlerinin siyasi taktiklerin yanı sıra şahsi kanaatleri tarafından da yönlendirildiğini gösteriyor. Aynı zamanda Putin kendi mirasını da düşünüyor olabilir. Nitekim mevcut görev süresi 2024 yılında sona erdiğinde her biri altı yıl olmak üzere iki dönem daha iktidarda kalabilir. Putin 12 Aralık’ta yayınlanan bir röportajında, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü “bin yıldan fazla bir sürede inşa edilmiş ancak büyük bir kısmı kaybolan tarihi Rusya’nın yıldızının sönmesi” olarak nitelendirdi. Bu tür açıklamalar, bazı analistlerin Putin’in Ukrayna’yı ‘bitmemiş bir iş’ olarak gördüğü ve Kırım’ın ele geçirilmesini -ki bu Putin’in Rusya içerisindeki popülaritesini artırdı- takip ederek Ukrayna’nın bir kısmını veya tamamını Moskova’nın kontrolü altına almak için daha fazla adım atmak istediği yönündeki görüşlerini destekliyor.

Şarku’l Avsat