Suudi Arabistan bayrağı

Araplar ve İran… Suudi Arabistan’ın yanında saf tutulmalı

Veliy-i Fakih’in ülkesi iki önemli Arap ülkesine karşı açık ve bariz bir işgal başlatmıştı. Nitekim bu iki ülkedeki kararlar artık halkları tarafından değil de birçok Arap ülkesinde gerçek ve fiili bir egemenliği olmaya başlayan “Büyük Ayetullah” tarafından veriliyor.

İran’ın yaptıkları, Araplara ve Arap ümmetine karşı ‘açık’ bir savaş niteliğindedir. Eğer durum böyle değilse İran’ın “pratikte” Arapların iç işlerine yaptığı bütün bu müdahaleler ve Veliy-i Fakih’in otoritesine dayalı mezhepsel ve sınıfsal erken bir ayrım başlatmasının anlamı nedir? Veliy-i Fakih bir devlet başkanından ziyade talimatları ve kararları Şiiler için sadece bu bölgede değil, aynı zamanda Afganistan’dan tutun da doğuya ve batıya kadar dünyanın her yanında bağlayıcı olan genel bir ‘mürşid’ niteliğindedir.

Bunun Arap dünyası ve Arap ümmeti için mezhepsel ve sınıfsal bir bölünmeye yol açtığı su götürmez bir gerçektir. Zira İran, Irak ve Suriye’de bile kontrolünü ve hegemonyasını sağlamaya başladı. Şimdi ülkelerini ‘işgal ettiği’ Arapların hepsini mezhepsel olarak Tahran’daki Veliy-i Fakih’e bağladı. Aslında bu uzun bir konudur ve buna ilişkin konuşmalar öngörülebilir bir gelecekte de bitmeyecektir.

Bilindiği üzere Suriye’nin Arap milliyetçiliğinin atan kalbi olduğu ve bu ülkenin “onu dişleri ile parçalamaya başlayanlara” bırakılmaması gerektiği göz önüne alındığında -tabi bu Mezopotamya’nın bir parçasını oluşturan Irak için de geçerli- iyi Araplar, Beşşar Esed rejimine açılmışlardı. Ancak bu ‘açılım’ çok geçmeden gerçeklerle çarpıştı ve İran’ın bariz mezhepsel müdahalesi gerçeği ortaya çıktı.

Veliy-i Fakih’in ülkesi iki önemli Arap ülkesine karşı açık ve bariz bir işgal başlatmıştı. Nitekim bu iki ülkedeki kararlar artık halkları tarafından değil de birçok Arap ülkesinde gerçek ve fiili bir egemenliği olmaya başlayan “Büyük Ayetullah” tarafından veriliyor.

Buradaki sorun şu ki Suriye gibi bir Arap ülkesi; Suriye Arap bölgesi ve aynı şekilde Mezopotamya’nın bir parçasını oluşturan Irak, İran’ın bir mezhep vilayeti haline geldiler. Son günlerde yaşananların tüm bu olanlardan sonra bile Kasiyun Dağı’nda halen ‘ebedi bir mesaja sahip tek bir Arap ulusu’ şiarını yükselten Beşşar Esed rejimini kucaklamaya çalışanların milliyetçilik ve Arapçılık yolunu kestiği varsayılıyor.

En acı verici olan ve birçok soru uyandıran şey ise İsrail’in doğuda Şam’ın eteklerinden tutun da batıda Taberiye Gölü kıyılarına kadar olan kısmı ve Suriye’deki Golan Tepeleri’ni kendi topraklarına katmaya kalkışırken Beşşar Esed rejiminin parmağını bile kıpırdatmamasıydı. Arapların bu rejime biraz açılım göstermesi, Suriye Devlet Başkanı’nı Binyamin Netanyahu’nun veya şu an Siyonist düşman devletini yönetenlerin kafasındaki tek bir saç telini bile kıpırdatmayan bazı sönük ‘homurdanmalara’ itti.

Dolayısıyla Veliy-i Fakih’in devletinin İsrail’in Şam’ın eteklerinden tutun batıda Taberiye Gölü kıyılarına kadar olan kısmı ve Suriye’deki Golan Tepeleri’ni kendi topraklarına katması karşısında sessiz olması ve ‘Büyük Ayetullah’ın tüm bunlara gözünü yumması, İsrailliler ile bu bölgeyi Siyonist düşmanları Lut Gölü sularına, Taberiye Gölü’nün sularına ve Akdeniz’e dökeceğine dair kuru gürültüsüyle dolduran “Hamaney” İran’ı arasında karşılıklı bir siyasi çıkar durumu olduğu anlamına geliyor.

Bu nedenle artık şu durum açık ve barizdir; İsrail ile Veliy-i Fakih’in devleti arasında bir uzlaşı var. İsrail’in İran’ın Arapların işlerine tüm bu bariz müdahalesine ve “Hamaney” İran’ının tüm bu Arap ülkelerini kontrol altına alışına göz yumması karşılığında İran, Şahların Şahı döneminden önce ve sonra hatta bazılarının dediği gibi kıyamete kadar kendisi için hayati bir önem taşıyan bu bölgede İsrail’in diplomatik ve diplomatik olmayan genişlemesi karşısında sessiz kalıyor.

İsraillilerin Veliy-i Fahik’in devletinin bu Arap ülkelerine “girmesi” karşısında hiçbir şey yapmayacağına dair bir uzlaşı olmasaydı, İran İsrail’in Suriye’deki Golan Tepeleri’ni ilhak etmesine sessiz kalamazdı. Bu son günlerde kesin bir şekilde kanıtlandı. Zira İran’ın Suriye’deki müdahalesi tüm sınırları aştı ve bütün bunlar karşısında Beşşar Esed herhangi bir şey yapmadı. Milliyetçilik ile ilgili tantana yapan pek çok ülkeden tek bir itiraz dahi gelmedi.

Bu, Beşşar Esed rejiminin Ortadoğu denkleminden nihai olarak çıktığı anlamına geliyor. İran’ın Suriye’nin ve başka Arap ülkelerinin iç işlerine yaptığı bu bariz müdahalenin karşısındaki bütün bu garip suskunluk, şu an bölgede olup bitenler karşısında bir İsrail-İran uzlaşısı olduğunu gösteriyor. Aksi halde İsrailliler, Lübnan Hizbullahı’nın Tahran’daki Veliy-i Fakih’i takip eden 90 binden fazla savaşçısı olan bir güç olması karşısında neden sessiz kalsınlar?!

Bu şu demek oluyor ki mevcut Arap durumlarının gözden geçirilmesi gerekiyor ve Arap ülkelerinin tüm bu sıkıntılarla fiili ve pratik olarak mücadele eden Suudi Arabistan Krallığı’nın yanında fiili ve ciddi bir şekilde saf tutması lazım. Yemen’deki bu hummalı çatışmanın fiili ve pratik olarak Husilerden ziyade gözünü Kızıldeniz’in ötesine, Bab’ül Mendeb Boğazı’na ve Umman Denizi’ne diken İran ile olduğunun farkına varılması gerekiyor. Bu Veliy-i Fakih’in devletinin işgalci bir devlet olduğu anlamına geliyor. Bazı Arap Afrika ülkelerinde aktif olarak var olmaya çalışan İran’ın Siyonist düşman İsrail gibi olduğunu söyleyenler var. Allahu âlem!!

Bu yüzden bir kez daha söylemeliyiz ki Suudi Arabistan Krallığı’nın arkasında küçük de olsa gerçek bir Arap ittifakı olmalı. Zira bu bölgedeki koşullar hiç iyi değil ve İran’ın bu Arap bölgesine yaptığı ihlaller tüm sınırlarını aştı. Bu yüzden ‘gafil ve umursamaz’ Arapların şu eski atasözünü hatırlamaları gerekiyor:

“Nerde birlik, orda dirlik.”

*Salih Kallab- Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı

Şarku’l Avsat