Suudi Arabistan ve Şii iç eleştirisi

Söylemlerin, akımların ve kişilerin felsefi ve entelektüel eleştirisi yapıcı ve geliştirici bir faktördür. Sıklıkla olumsuzlukları ele alsa da, sorgulama ve karşılaştırma yoluyla düzeltme ve gözden geçirme yönünde zorlar. Fikirleri iletmek ve okuyucuyu ikna etmek için tüm zihinsel mekanizmaları ve gelişmiş metodolojileri kullanır. Rolü ve önemi tartışılmazdır.

Siyasi İslam hareketlerinin eleştirilmesi, bu hareketlerin önemi ve etki derinliği, yaygınlığı, ideolojilerinin, söylemlerinin, egemen kavramlarının ve pratik yöntemlerinin doğası temelinde önemlidir. Bu eleştiri, bu hareketlerin içinden ve dışından birçok eleştirmenin üstlendiği bir görevdir ve gelecekte de devam edecek bir meseledir.

Suudi Arabistan’da ve Körfez ülkelerinde, çoğunluğun mezhebine yani Sünni mezhebine ait siyasi İslam hareketlerine yönelik eleştiriler sırasında şiddetli kültürel ve sosyal çatışmalar patlak verdi. Bunun kanıtı çoktur, tarihi yakın ve akıldadır. Bazı Körfez ülkeleri bu hareketlerle başa çıkmayı başardı, Suudi Arabistan ve BAE’de terör örgütleri olarak tasnif edildiler. Siyasi İslam hareketlerinin bu tasnifi aşmak veya etrafından dolanmak için başvurdukları manevraların altını çizerek, bunun uzun bir acı ve zorluklar döneminden sonra onları eleştirmeyi kolaylaştırdığını belirtmeliyiz.

Sayın Hasan el-Mustafa, Alarabiya.net’te “Hizbullah kamplarındaki Suudiler” başlığıyla bir makale yazdı. Gazetemizin yazarlarından Mişari Zeydi de Cuma günkü yazısında bu makaleyi ele aldı. Bundan önce de Kamel el-Hatti, Aralık ayının sonunda Okaz gazetesinde “ Katif’te yeniden belirmeye başlayan Şii İslami hareket” başlığı altında bir makale yayınladı. Bu iki makale çok önemli ve yorumlanmaya değer.

İki önemli makale, açıkça bilim ve nesnellikle karakterize edilen bir Şii iç eleştiri sürecine işaret ediyor. Yalnızca değerli iki yazarımızın iyi bildiği ayrıntılı bilgilere ve analitik anlayışlara dayanıyor. Yazarlardan Hasan Mustafa, siyasi İslam hareketin Şii kanadının çocuklarından biriydi. Kültürü, bilgisi ve tecrübesiyle dışına çıkabildi ve bu deneyimini önemli bir eleştiri ve analize dönüştürdü. Kamel Hatti’ye gelince, bu hareketlere hiç dahil olmamış olsa bile, yazısında derin bir kültürel ve entelektüel eleştiri sundu.

Çıkış noktası, yazarının sosyal ve entelektüel geçmişi ne olursa olsun, Şii iç eleştirisi sadece bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur. Bu kadar hassas ve karmaşık bir konuyu ele almanın ortaya çıkarabileceği birçok tartışmayı özetlemektedir. Azınlıklara kendi içlerinden yöneltilen eleştiri, çeşitli nedenlerle çoğunluğu eleştirenlerin üstlendiğinden daha fazla bilgi ve ahlaki cesaret gerektirir. Nitekim bu nedenler, onurlu azınlığa mensup birçok aydın ve düşünürü uzun yıllar gerçek bir iç eleştiri yapmaktan kaçınmaya sevk etmiştir.

Her azınlık içinde sürünün dışında hareket eden, geleceğe yönelen, anavatana güvenen, tercihlerini belirleyen ve öncü olan evlatlarına yönelik “safları bölme” ve “sırttan bıçaklama” türü suçlamalar hazırdır. Ama öncüler ailelerine yalan söylemezler. Bu iki yazarın yaptıkları, başkalarını da aynı yolu izlemeye ve kültür kaynağını yaymaya teşvik ediyor. Eleştirinin genişlemesi, bilgi kapılarını açar, karanlıkta dönen tartışmaları aydınlığa çıkarır. Arzu edilen herhangi bir reform ve hak edilen gelişmenin ilk adımı budur.

Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu kapsamında büyük bir medeniyet geçişi tecrübesinin içinden geçiyor. Yalnızca bazı solcu, milliyetçi ve siyasi İslamcı ideolojik akımların felsefi ve tarihsel boyutları nedeniyle devrim kavramı bir tür olumsuzluk kazanmış olsa da, Suudi Arabistan’ın her alanda tanık olduğu gelişmeler, adeta bir devrimdir. Bu göz kamaştırıcı vizyonun entelektüel ve fikri yönünün, daha fazla odaklanma, çalışma ve teori oluşturmaya gereksinimi vardır. Yukarıda bahsi geçen iki makalede, gecikmiş olabilen, ancak sonunda gelebilen (geç gelmek hiç gelmemekten iyidir) iç Şii eleştirisinin önemi işte buradan kaynaklanmaktadır. Suudi Arabistan, bölgede İran rejimi ile siyasi bir mücadele içinde ve onun terörist yayılmacı projesine her düzeyde karşı duruyor. Bu genişleme projesinin devrimi ihraç etme ilkesine dayandığını çok iyi biliyor. Mevcut Dini Lider Hamaney tarafından bu ilke geliştirilerek, Şii milislere, siyasal İslam gruplarına, Sünni ve Şii dini şiddet örgütlerine dayandırıldı. İran, belirgin bir ideolojik ve mezhepsel odaklanma ile Suudi Arabistan’ı alenen hedef alıyor. Lübnanlı Hizbullah ve Yemen’deki Husi milisleri bu hedef almanın en güzel örnekleridir. İç Şii eleştirisi, farkında olarak ya da olmayarak İran’ın bu yayılmacı projesine bağlı olan akımların isimlerini ve onlarla ilgili ayrıntıları açığa çıkarıyor.

Mezhepler ve dini gruplar konusunu ele almaya yönelik aşırı hassasiyet duygusu nedeniyle birçok eleştiri doğal seyrinden sapmış ve gelişimi yavaşlamıştır. Şii aydın, her şeyden önce ilgi alanlarını ve bunlarla ilgili düşüncelerini sunma şeklini kendisi belirleyen bir vatandaş ve insandır. Kültürel rolünü yerine getirebilmek için, kendi değerli mezhebinin ve bazı akımlarının bir iç eleştirisini sunması şart değildir. Ancak zor yolu seçenler, düşüncesini, kültürünü ve eleştirisini Şii yurttaşların ve ülkenin menfaati için sarfedenler, saldırıya uğrasalar ve aşağılansalar da, cüret ve cesaretlerinden, onlara bazı zorluklar getirebilecek rolleri üstlendiklerinde dolayı övgüyü hak etmektedirler.

Birçok kişi Suudi Arabistanlı teröristler Ahmed el-Mugassil ve Bakır el-Nimr’i tanımıyor. Şii terör örgütlerinin akımları, sembolleri ve unsurları hakkında pek bir şey bilmiyorlar. Bazı medya organları, bu Şii dini örgütlerin ve onların arkasında duran, onları cesaretlendiren veya önlerini açan akımların, grupların ve sembollerin rollerinin ayrıntılarını tartışmakta sıkıntı duyuyorlar. Bağış toplayan ya da humus gelirlerinin bulunduğu bankaları kontrol eden dernekler ve bağlı oldukları taraflarla ilgili ayrıntıları bilmiyorlar. Bütün bunları bilmek, öncelikle Şii vatandaşları, ardından vatanı ve kazanımlarını iç ve dış düşmanlardan koruyan bir milli görevdir.

Daha önceki dönemlerde ve Suudi Arabistan’ın bazı bölgelerinde Şii terör örgütlerinin gelişmesinden sonra bu örgütler Avamiye ve diğer bölgelerde doğrudan bir tehdit oluşturdular. Şii vatandaşlara kentlerinde, köylerinde ve günlük yaşamlarında baskıcı bir zulüm ve şiddetli bir terör ve yıldırma uyguladılar. Bu örgütlerin rolü, yalnızca el-Sadaf veya el-Huber bombalı saldırıları gibi devlete yönelik büyük terör eylemleri planlamak ve yürütmek üzerine odaklanmamıştı. Aynı zamanda kendi mezhep mensuplarından barışçıl ve her alanda yaratıcı vatandaşlara yönelik radikal ve şiddet içeren muamele ve davranışlar gibi sessiz kalınmış bir yönü de vardır.

Azınlıkların vatandaşlık hakları, Suudi Arabistan devletinin üç aşamasında da sabit ve sarsılmazdır. Kurucu Kral Abdulaziz tarafından sağlanmış, oğulları tarafından pekiştirilmiştir, 2030 Vizyonu ile de giderek gelişmektedir. Sünni ve Şii aşırılık yanlıları, eksik ve fazla bularak bu haklarla ilgili tartışma ve ihtilaf çıkarmaya çalışıyorlar. Aşırılık yanlıları birbirinden besleniyorlar, ayrıntılar da bazı farklılıklar olsa da, siyasal İslam’ın kökenleri her iki tarafta da aynıdır.

Son olarak, mezhepçilik veya kabilecilik ve benzerleri gibi toplumsal hassasiyete sahip konuların ele alınması akla, bilgeliğe, bilime ve nesnelliğe ihtiyaç duyar. Ancak daha parlak ve ışıltılı bir gelecek inşa etmek için bu konuları ele almak, gerçek bir zorunluluktur.

*Abdullah Utaybi- Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı

Şarku’l Avsat