Omikron’un bilim adamlarını şaşırtan 13 genetik mutasyonu

Varyantların evrimin doğal kurallarına meydan okuduğu ve  hızla yayıldığı vurgulandı.

Tüm dünyada yeni tip koronavirüs ile mücadele sürerken evrimsel biyoloji uzmanları, Omikron varyantının ve alt türlerinin nasıl ortaya çıktığını anlamaya yönelik çalışmalarına hız verdi.

Bilim insanları, Omikron geçtiğimiz yıl kasım ayında Güney Afrika’da ortaya çıktığında varyantın genetik yapısı karşısında şaşkınlığa uğradılar. Zira virüsün ilk varyantları, Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan orijinal virüsten en fazla bir düzine farklı mutasyon taşıyordu. Omikron ise 53 mutasyon ile hepsinin önüne geçti. Bu da, varyantın doğal evriminde etkileyici bir sıçrama olduğu anlamına geliyordu.

Uluslararası bir araştırma ekibi 18 Ocak’ta internet üzerinden yayınlanan bir çalışmada,  virüs ile ilgili bilinmeyenleri gözler önüne serdi. Ekip, söz konusu varyanttaki özellikle 13 mutasyonun nadiren farklı varyantlarda bulunduğunu tespit ederken bunların Omikron’a zararlı olmasının beklendiğini belirttiler.

Ancak bu mutasyonları virüse zarar vermek yerine uyum içinde hareket ederek Omikron’un en temel işlevlerinden bazılarının anahtarı görevi aldılar.

Araştırmacılar şu an, Omikron’un doğal evrim kurallarına nasıl meydan okuduğunu ve başarılı bir virüs olmak için bu mutasyonları nasıl kullandığını anlamaya çalışıyorlar. Söz konusu çalışmada yer alan, Cape Town Üniversitesi’nden virolog Darren Martin “Çözmemiz gereken bir gizem var” açıklamasında bulundu. Martin ve meslektaşları, Omikron’un ortaya çıkmasının hemen ardından  söz konusu 53 mutasyonu diğer koronavirüs varyantları ile karşılaştırdılar ve Omikron’un evrim modelini çıkardılar. Bazı mutasyonların, Omikron, Delta ve diğer varyantlarda ortak olarak da görüldüğü kaydedildi. Bu durum söz konusu mutasyonların birkaç kez ortaya çıktığını ve doğal seçilimde tekrar tekrar tercih edildiklerini gösteriyordu. Ancak bilim insanları virüsün hücrelere bağlanmasını sağlayan spike proteinini incelediklerinde farklı bir model buldular. Çalışmada spike proteinin 30 mutasyonunun bulunduğunu ve bunlardan 13’ünün çok nadir olduğunu tespit ettiler. Bilim insanları pandemi dönemi boyunca koronavirüslerin genetiğine yönelik yaptıkları araştırmalarda bu 13 mutasyondan herhangi birini tespit etmemişlerdi.

Bilim insanları, söz konusu mutasyonların gerçekten virüs için faydalı ya da etkisiz olması halinde incelenen diğer örneklerde görülmüş olması gerektiğini belirttiler. Ancak mutasyonlar nadir veya diğerlerinde eksik ise bu durum onların virüse zararlı olduğunun ve çoğalmasına engel olduğunu gösterir. Dolayısıyla Omikron’daki durum bunun tam tersiydi. Martin “Omikron ölmüyordu, aksine daha önce kimsenin görmediği bir salgın başlattı” dedi.

Söz konusu 13 mutasyonu daha da ilginç yapan durum, Omikron’un spike proteinine rastgele bir şekilde dağılmamış olmasıydı. Zira mutasyonların her biri proteinin küçük bir bölümünü değiştiren üç grup oluşturuyor. Bu üç grubun her biri, diğer varyantlara benzemeyen Omikron’un ortaya çıkmasında büyük bir rol oynuyor.

Bu üç gruptan ikisi, antikorların virüse tutunma zorluklarını artırıyor ve dolayısıyla antikorları olan aşılı kişiler arasında bile virüsü bulaşıcı hale getiriyor. Üçüncü grup ise, virüsün vücut hücrelerine girişini kolaylaştırıyor. Enfeksiyonu bulaştırmak için Omikron tarafından kullanılan bu yöntem, Delta varyantı enfeksiyonlarına göre daha az şiddetli olduğunu açıklık getiriyor. Çünkü Omikron üst solunum yolundaki hücrelerine bağlanabilirken önceki varyantlarda olduğu gibi alt solunum yolu hücrelerine bağlanamıyor. Bu da ciddi enfeksiyonlara neden olmasına engel oluyor.